TARİQ HEMO



Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn’den oluşan Arap dörtlüsünün, 5 Haziran’da Katar’a başlattığı ambargo ile patlak veren krizin temelleri 20 yıl öncesine dayanıyor. 1995’te şimdiki Emir Tamim Hamad bin Helifa El-Tani’nin babası Halife bin Hamad El-Tani’ye karşı darbe yapıp tahta kendisi geçmişti. Bu durum kraliyet ve emirlik sistemiyle yönetilen Arap ülkelerinin hoşuna gitmedi.  


Katar kendi başına bir çizgi yürüttü

Emir Tamim Hamad bin Helifa El-Tani de, Körfez Ülkeleri İşbirliği Konseyi’nin diğer 5 üyesinden farklı politikalar yürüttü. 1996 yılında El-Jezeere (El Cezire) televizyonunu açtı. Katar, bu televizyonu çevresindeki Arap rejimlerine karşı kullandı. Bu ülkelerin muhaliflerine destek verdi. Yine Müslüman Kardeşler örgütüne özel bir yer ve önem verdi. El Cezire televizyonun yönetimini, Müslüman Kardeşler örgütünün inisiyatifine verdi. Müslüman Kardeşler örgütünün en önemli ideologlarından Yusuf El-Kardawi’nin Katar’da yaşaması, bir çok Arap ülkesinde rahatsızlığa yolaçtı. 

Katar Emiri, ılımlı-pragmatik bir politikayı esas aldı. İsrail ile diplomatik ve siyasi ilişkiler geliştirirken, Hamas ve Lübnan Hizbullahı’nı da kontrolü altına almaya çalışıyordu. İran ile siyasi ve ekonomik ilişkilerini güçlendirdi. Diğer yandan da ABD’ye ait büyük iki tane üssü de ülkesinde açtırdı. El-Siliya ve El-Adid üsleri, ABD’nin Saddam rejimine karşı müdahale ve operasyonunda etkili bir şekilde kullanıldı.  2006da İsrail ile Hizbullah örgütü arasında yaşanan çatışmalarda Katar, Hizbullah’a büyük bir destek verdi ve  Lübnan’ın yeniden inşaasının sorumluluğunu aldı. O süreçte Lübnan’ı ziyaret eden Katar Emir’i, yardım sözü verdi ve bundan ötürü de Hizbullah basını tarafından “kahraman“ ve “Devrimci Arap lider“ olarak yansıtıldı, övüldü. 


Suudi Arabistan’a karşı 

Katar önemli bir rol oynamak istiyordu. Diğer küçük Arap ülkelerinin tersine, her fırsatta Suudi Arabistan’a karşı tutumla gündeme geliyordu. 

Katar, Suudi Arabistan’ın içişlerine de müdahale etti. Medyası aracılığıyla kraliyet ailesinin içindeki çelişki ve sorunları kamuoyuna duyurdu. Muhalefet ile ilişki geliştirdi ve El Kaide örgütüne destek verdi. 2011 yılında patlak veren ve ‘Arap Baharı’ olarak adlandırılan süreçle birlikte Katar dış siyasette Suudi Arabistan’dan farklı ve ona karşı bir tutum izledi.  Mısır’da Müslüman Kardeşler’e büyük bir destek verdi. Tüm gücüyle Mısır’da, Suudi Arabistan’dan destek alan General Abdülfettah Sisi’nin darbesine karşı çıktı. Katar, Libya’da da El Kaide ile ilişkili Müslüman Kardeşler’in Libya koluna destek verdi. 


AKP ile sıkı ortaklık

Katar, Türkiye ile birlikte Suriye’de de Müslüman Kardeşler ile ilişki içinde oldu ve Suudi Arabistan’a karşıt bir politika yürüttü. AKP ile ortaklık kuran Katar, tüm gücü ile Riyad yönetiminin geliştirdiği savaş ya da uzlaşma girişimlerini baltaladı, boşa çıkardı. Bahrenyn’de de Süni El Halife ailesinin yönetimine karşı Şii muhalefeti destekledi. 

Kadar ve bazı Arap ülkeleri, Suudi Arabistan tarafından Bahreyn’e mühalefeti bastırmak ve iç savaşı engellemek için gönderilen güce karşı çıktı ve bu güce dahil olmadı.Katar Emiri son dönemlerde de Suudi Arabistan’da yaşayan Beni Temime kabilesiyle ilişki geliştirmeye çalıştı. 

Tani ailesi de, Beni Temime kabilesine üye. Körfez ülkeleri, Suriye, Ürdün ve Irak’a bu kabilenin nüfusu 4 milyon. Katar, aşiretsel-kabilesel duyguları güçlendirip Beni Tamime kabilesini kontrolüne aldı. Suudi Arabistan bunu tehlike olarak gördü. 


Askeri müdahale ihtimali

ABD Başkanı Donald Trump’un bölgeye yaptığı ziyaret esnasında Riyad yönetimi ile 110 milyar doları silah satışı olmak üzere 370 milyar doları bulan ticari anlaşma ile ABD-Suudi Arabistan ilişkilerinde yeni bir sürece girildi. 

Suudi Arabistan yönetimi ABD Eski Başkanı Obama’dan rahatsızdı. Bu rahatsızlığın temel nedeni İran’ın nükleer çalışmalarının denetime açılması için varılan anlaşmaydı. Yine Obama, Suudi Arabistan yönetimine karşı JASTA yasası olarak bilinen Terörizm Sponsörlerine Karşı Adalet Kanunu’nu çıkarmıştı. Bu yasa ile Suudi Arabistan’ın 11 Eylül saldırılarından sorumlu tutulmasının da önü açılıyordu. Saldırıda hayatını kaybedenlerin ailelerine Suudi Arabistan tarafından milyarlarca dolar tazminat verilmesinin zeminini hazırlıyordu. 

Suudi Arabistan, Trump ile sadece ABD ile olan ilişkilerini  düzeltmekle kalmadı, İran ve Katar gibi karşıtları ile mücadele edecek fırsatı ele geçirdi. 

Suudi Arabistan, Trump’un ziyaretinden hemen sonra Katar’a karşı harekete geçti. Diplomatik saldırı ve ambargo da bunun ilk adımları oldu. 

Son olarak, Suudi Arabistan ve 3 Arap ülkesi, İran ile ilişkileri kesmesi, Türkiye’nin Katar’daki askeri üssünü kapatması, terör örgütleri ile ilişkilerini sonlandırması ve El Cezire televizyonunun kapatılmasının da şart koşan 13 maddelik talepler listesini Katar’a iletti. 


Türkiye ve İran’dan tam destek

Katar’a bu maddeleri kabul etmesi için verilen 10 günlük süre de sona erdi. Katar, sürdürdüğü siyasette ısrar ediyor. Ekonomik yardımı İran’dan, askeri yardımı da Türkiye’den talep ediyor. Türk devleti de bu çelişki ve krizi fırsata çevirmeye,  “Osmanlı İmparatorluğu“ rolüne soyunarak, Osmanlı toprakları gördüğü her yere müdahale etme imkanını elde etmeye çalışıyor. Arap ülkeleri de bundan rahatsız.


Ambargo ağırlaşacak

Suudi Arabistan’a yakın kaynaklara göre Katar’a karşı alınan tutum ve kararlarda geri adım atılmayacak. Katar, mevcut tutumunda ısrar ederse diplomatik ve ekonomik ambargo daha da ağırlaştırılacak. 

Bu ambargo ile tecrit edilecek olan Katar, yurtdışındaki yandaşları ve medyasını finanse edemeyecek duruma getirilecek. Bunun için de ABD’nin onayı alınmış durumda. 

Yine Katar’da El Tani ailesine karşı bir darbeni de oluşturulmuş durumda. Katar Arap Birliği’nden de atılacak. 

Öbür yandan uluslararası piyasada varolan holding, şirket ve ekonomik kuruluşlarına ağır baskılar gündeme gelecek. Yine Nilsat ve Arabsat üzerinden El Cezire’nin yayını engellenecek. Uluslararası mahkemelerde Katar’a teröre verdiği destekten ötürü davalar açılacak. Arap devletlerindeki bankalarda bulunan Katar’a ait paralara el konulacak.  Özcesi, Katar’ın kısa bir süre içinde etkisizleştirilmesi için çok yönlü çalışmalar yürütülecek. 

Tüm bu abluka ile Doha yönetimini siyasi bir çözüme mecbur bırakılacak. Katar mevcut tutum ve rolünde ısrar ederse, yani İran ve AKP yönetimindeki Türkiye ile ilişkilerini devam ettirirse askeri müdahale seçeneği uzak bir ihtimal olmayacak. 

Mısır ve Suudi Arabistan askeri bir müdahaleye dünden razı. 

Mısır da yaşadığı ekonomik krizi, Suudi Arabistan ile geliştirdiği ortaklık üzerinden aşmaya çalışıyor. 


AKP ile ilişkiler daha da kötüleşecek

Önümüzdeki süreçte Arapların, AKP ve Tayyip Erdoğan ile ilişkileri daha da bozulacak. Bu, Rojava ve Suriye’de Türkiye’nin politikalarını da etkileyecek. Arap ülkeleri, AKP’ye karşı Şam merkezli bir çözüm projesini destekleyebilir. 

Zaten şimdiden Demokratik Suriye Meclisi (MSD) ile ilişkiler geliştirilmeye başlandı. Rojava ve PYD’ye kendi medyasında da geniş yer ayırmaya başladılar. 

Katar ve Türkiye, bölgeye büyük zararlar verdi. Her iki devlet DAİŞ ve El Nusra gibi ülkelerin bölgede türemesine yol açtı. Arap ülkeleri başta da Mısır ve Suudi Arabistan eğer bu ülkelerin tehlikeli siyasetinin önünün almak istiyorsa Suriye’de çözüm ve barışın tesisi için etkili bir rol oynamalı. 

Böyle bir rol üslendikleri zaman da Rojava yönetiminden de destek alırlar. Ancak bunun da yolu bu ülkelerin, Suriye Demokratik Güçleri’ni (QSD) ve Kuzey Suriye Federasyonu’nu tanımasından geçiyor.