Kafalarımız karışık! Önce Ukrayna’da ölümlü ve günlerce süren isyanlar yaşandı. Yönetim değişiminin, ama daha önemlisi bu değişimin başta AB olmak üzere tüm merkez ülkeler tarafından da desteklenmesinin sayesinde Ukrayna’da görece bir istikrar -en azından şimdilik- sağlanmış görünüyor. Kırım’ın önemi ise Ukrayna’ya bağlı, Karadeniz’e uzanan 'özerk bir cumhuriyet' yarımadası olmasından kaynaklanıyor.

Kırım yarım adası MÖ. 700’den beri onlarca kez el değiştirmiş ve Bulgarlar, Yunanlar, Gotikler, Hunlar, Kazaklar, Venedikliler, Cenevizliler, Osmanlılar, Tatarlar, Mongollar, Ruslar, Almanlar ve son olarak ta Ukraynalılar tarafından kontrol edilmiş.  Yarımada içersinde yönetimsel açıdan cumhuriyetten bağımsız olan tek il Sivastopol ve bu il dışındaki toplam nüfus sadece 2 milyon civarında. Kırım tatarları müslüman azınlığı oluşturuyor ve bu nüfusun yüzde 12’sine tekabül ediyor. Tatarların dışında toplam nüfusun yüzde 58’inin etnik kökeni Rus ve yüzde 24’ünün etnik kökeni de Ukrayna.
Her ne kadar Kırım ‘iktisaden kalkınmış’ bir bölge görüntüsü vermiyor olsa da, jeo-politik öneminin yanısıra Kırım’ın Karadeniz’deki yıllık 7 milyon ton olarak tahmin edilen doğal gaz potansiyeli Batı’nın gözündeki değerini daha da arttırıyor. Enerji fakiri AB’nin ve enerjiye doymak bilmeyen ABD’nin oylamadan günler öncesinden ‘referandum sonuçlarını tanımayacağız’ açıklamalarının önemli nedenlerinden biri bu olsa gerek. Benzer şekilde Rusya’nın da Ukrayna’daki gecikmeye izin vermeyen aceleci tavrının arkasında da Kırım’ın bu ikili özelliği yatıyor. ABD’nin Exxon-Mobil ve İngiltere/Hollanda ortaklığı Shell’in Ukrayna ile yürüttüğü petrol çıkarma müzakereleri de Kırım’ı ilgilendiriyor zira bu petrol yatakları Kırım kıta sahanlığı sınırları içerisinde kalıyor. Dahası, Kırım şimdiye kadar Ukrayna’ya bağlı olduğu için bu müzakereleri Ukrayna devleti yürütüyordu. Fakat son duruma bakınca Ukrayna tercihini Batı’dan yana koyarken, Kırım Rusya’yı seçti. Yani bundan sonra Karadeniz’deki petrol görüşmelerini de Rusya’nın yapması gerekiyor.
Kırım’daki gelir ve refah düzeylerini net olarak göremiyoruz, zira bu veriler Ukrayna toplamı içinde eritilmiş durumda. Bu anlamda Ukrayna’da kişi başına düşen gayrı safi yurt içi hasıla 4000 Dolar; Kırım’daki değerlerin bunun daha altında olduğunu öngörmek yanlış olmaz. Çünkü ortalama ücret düzeyleri hem Kırım’daki yoksulluğu hem de Kırım gerçekliğinin Ukrayna’dan farklı olduğunu gözler önüne sermeye yetiyor. Şubat 2014 verilerine gore Ukrayna’da ortalama ücretler 331 Dolar iken Kırım’da 283 Dolar. Başka bir deyişle gerek Ukrayna gerekse Kırım halklarının isyan ve/veya oy kullanma gerekçeleri aynı: ekmeklerini bir parça daha büyütebilmek. Ukrayna’da isyan eden milliyetçi çoğunluk refah artışının ancak AB üyeliği ile mümkün olabileceğine inandı, inandırıldı. Kırım’da da Pazar günü sandığa giden halk, Rusya’nın kanatlarının altında daha güvende olacağına inandı, inandırıldı. Her iki tarafın göz ardı ettiği şey ise kapitalizmin kendini her yerde dayatan gerçekliği. Diğer bir ifadeyle ne Rusya, ne AB, ne ABD Ukrayna’yı da Kırım’ı da halkların 'kara kaşı kara gözü' için değil kendi ulusal sermayelerinin çıkarları için ele geçirmeye çalışıyor.  Tam da bu nedenle süreci dışarıdan izleyen ama kendini emekten yana tarif eden analizcilerin, bu kapitalist devletlerden birinin, AB’nin, ABD’nin ya da Rusya’nın yanında saf tutmadan, halkların kendi özgürlüklerine ve kendi sınıfsal çıkarlarına aykırı gelişmeleri gözler önüne sermesi gerekiyor.   

GAYE YILMAZ / Eleştirel iktisatçı, Dr.