
NSU 2000’de tespit edildi
Hatırlayalım; 21. Nisan’da devlet kanalı olarak bilinen ARD’nin “Report Mainz” programında gizli bir belge açıklandı. Haberde istihbarat birimlerinin 2000 yılında, bugün yargılanmakta olan (NSU kastedilerek) grubun izlediği stratejinin ve işbölümünün bir “terör grubunu” andırdığını ve çok ciddi eylemlere girişebileceğinin tespiti yapıldı. Saksonya Eyaleti’nin Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından hazırlanan 28 Nisan 2000 tarihli bu çok gizli belgede, 3 kişilik grup ve destekçilerinin isimleri yer alıyor. Dönemin CDU’lu eyalet İçişleri Bakanı Klaus Hardraht ve diğer yetkililere yazılan bu mektupta, şüpheliler hakkında gizli telefon dinlemesi ve izleme yapılması talep ediliyor.
Neden harekete geçilmedi?
NSU örgütü olarak bilinen bu grubun daha henüz ‘seri cinayetlerine‘ başlamadıkları (İlk cinayet Eylül 2000’de Nürnberg’te gerçekleştirilmiş) bu tarihte, iç istihbarat tarafından ‘terör grubu’ olarak sınıflandırılmış olması ve fakat birşeylerin yapılmaması, Almanya gibi ‘güvenliğine’ son derece önem veren bir ülke için ciddi bir ‘sorumsuzluk’tur. Aslında ‚devlet savunucuları‘ olarak bilinen istihbarat birimlerinin devlete bu gizli belge ile geçtiği bu ‚kıyak‘ her nedense yeterince ciddiye alınmadığı izlenimi ortaya çıkıyor.
Sadece üç kişilik örgüt mü?
ARD’nin ortaya çıkardığı belge 2000 yılına ait. Fakat buna rağmen NSU meselesi gün yüzüne çıktığı tarihlerde, 16 Kasım 2011‘de CDU’lu İçişileri Bakanı Hans-Peter Friedrich şöyle diyordu:”Bir kaç gün öncesine kadar gerçekten cinayet işleyerek ülke içerisinde dolaşan bir terör örgütü ve hücrelerinin olabileceği tahmin bile edilmezdi.” Asıl soru ve sorun da burada düğümleniyor. Bu soruna yol açan “sorumsuzlukların” üzerine gidildikçe Nasyonal Sosyalist Yeraltı örgütü yeraltından yer üstüne çıkarılacaktır. Şu an görünen daha çok buzdağının görünen yüzü. NSU cinayetleri, 2011 yılı Kasım ayında kamuoyuna yansıdı. NSU üyelerinden Uwe Böhnhardt ile Uwe Mundlos’un bir banka soygunu ardından kiraladıkları bir karavanda ölü bulundular. NSU hücresinin diğer üyesi Beate Zschäpe ise kaldıkları evi ateşe vermesinden sonra yakalandı. Cinayetlerde kullanılan silah, bu evin enkazında bulunmuştu. Şu an Münih Eyalet Yüksek Mahkemesi’nde Beate Zschäpe ile birlikte cinayetlerde kullanılan silahı temin eden ve gruba yıllar boyunca destek veren 4 zanlının da yargılanması devam ediyor. Süddeutsche Zeitung’un 15 Haziran tarihli haberinde, Beate Zschäpe’in Münih’te devam eden davasına paralel olarak Bilefeld’de görülen başka bir davada yargılanan Neonazi zanlısına yazdığı mektubun “kişilik özelliklerine açığa çıkaracak nitelik taşıdığını” ve “Neonazilerin bazı şifrelerini çözeceğini” öne sürdü. Mektubun avukatlar tarafından mahkemeye delil olarak sunulması durumunda Beate Zschäpe’nin avukatlarının savunmasının zorlanacağı vurgulanıyor. Dava avukatlarından Angelika Lex da mektubun yazıldığı NSU bağlantılı kişinin mahkemeye tanık olarak davet edilmesi için mahkemeye başvuracağını açıkladı.
Dava çok uzun sürecek
Münih Eyalet Yüksek Mahkemesi davanın yaklaşık iki yıl süreceğini söylerken, davayı izleyen birçok hukukçu bunun daha uzun olacağını ifade ediyorlar. Zira birçok istihbarat yetkilisi davaya netlik kazandıracak belgeleri bugüne kadar mahkemeye sunmuş değil. Davanın nasıl sonuçlanacağı konusunda ise kimse net birşey söyleyemiyor. Fakat Die Welt gazetesi 14 Haziran tarihli haberinde, NSU örgütüne yönelik suç delillerini araştırmanın yaklaşık 20 yıl süreceğini belirtiyor. Haberde ayrıca 90’lı yıllardan 2011 yılına kadar binlerce faili bulunmamış suç dosyasının araştırılmasının gerekliliği ifade ediliyor. Gazete bu iddiayı, Fedaral Kriminal Dairesi (BKA) ile Fedaral savcıların güvenlik birimlerinin Fedaral Parlamento Araştırma Komisyonu ile yaptığı bir toplantıya dayandırıyor.
Gözyumanlar konuşmalı
Ama belgeler mahkemeye sunuldukça, istihbarat birimleri ne kadar işin içinde olduklarını paylaşırsa ve siyasi partiler davanın açıklanması için kamuoyuna tatmin edici adım atarsa, mahkeme heyeti de o kadar güç alır ve kamuoyu vicdanını o derecede rahatlatır. Bunlar yapıldığında zaten Beate Zschäpe konuşmasa da olur. Asıl mesele bu örgütün bu kadar cinayete yol açmasına gözyumanların konuşturulmasıdır.
Devletin rolü sorgulanmalı
Davayı yakından takip eden Junge Welt gazetesi hazırladığı bir dosyayı okuyucuya “NSU olayı içinde ne kadar devlet var? Beate Zschäpe’e karşı davada Anayasayı Koruma Örgütü’nün Rolü“ başlığı ile aktarıyor. Devlet mekanizmalarının NSU’ya verdiği olası desteklerin gün yüzüne çıkması için siyasetin cesur adımları belirleyici olacaktır. Bir diğer deyimle, devlet mekanizmalarındaki güç dengelerinin birbirini ikna mücadelesi davaya ışık tutacaktır. Davanın iddia edildiği gibi uzamaması dileğiyle...
DEVRİŞ ÇİMEN