ABD’nin atom bombasına sahip olması ona inanılmaz bir askeri avantaj sağladı. Daha sonra, Amerika Birleşik Devletleri silah üzerinde bir tekel oluşturmak istedi ve diğer ülkeler bu tekeli kırmak için mücadele ettiler. İlk olarak ve en başta Sovyetler Birliği bunu yapmak istedi ve 1949 yılında bunu başardı. Büyük bir felaket olarak korkulan bu durum şahane bir nimete dönüştü. Bu noktadan sonra, iki “süpergüç” bombayı “ilk” kullanan olmamak konusunda konuşulmamış karşılıklı bir anlaşmaya kilitlenmiş oldu. İkisinin de birbirinden sürekli şüpheleniyor olmasına rağmen zımni anlaşma bugüne kadar devam etti.
Ancak bu arada klübün üyesi olmayı kabul ettiğini düşünen başkaları da vardı. Büyük Britanya klübe Amerika Birleşik Devletleri tarafından davet edilmişti. Fransa ve Çin ise yapılan nükleere bulaşmamaları konusunda yapılan bütün basıncı ve ricaları görmezden geldi. Dolayısıyla 1970’lerde BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinin tamamı nükleer güç oldu.
Bu sırada Amerika Birleşik Devletleri klübe ileride gelebilecek diğer üyelere kapamak konusunda girişimlerde bulundu. Esasen bir anlaşma teklif eden Nükleer Yayılma Karşıtı Sözleşme’yi (NNPT) desteklediler. Buna göre eğer bu beşli dışında herhangi bir ülke nükleer silah geliştirmekten feragat ederse buna karşılık olarak iki şeye sahip olacaktı: birincisi, atom enerjisinin barışçıl kullanımlarını geliştirme hakkı ve ikincisi, nükleer beşlisinin, sıfır noktasına kadar gidecek şekilde, nükleer mühimmatlarında bir indirim için müzakere etmelerine.
Üç ülke dışında dünyadaki tüm ülkeler bu sözleşmeyi imzaladı. İmzalamayan ülkeler İsrail, Hindistan ve Pakistan idi. Bu üç ülke nükleer silah geliştirmeye devam etti. Farklı biçimlerde yapılan çeşitli kınamalara rağmen davetli olmayan üyeler de bir süre sonra fiili olarak üye haline geldiler.
Anlaşmaya ilişkin olarak ise, baştan itibaren iki tane sorun vardı. Nükleer beşlisinin hiçbiri ve diğer ilave üçlünün de hiçbir üyesinin nükleer mühimmatı azaltmak konusunda en ufak bir isteği yoktu ve sonuç olarak hiçbiri bunu yapmadı. Daha yakın zamanda, Nükleer Yayılma Karşıtı Sözleşme’nin ilk halindeki yirmi beş yıllık sürenin bitmesi üzerine süre uzatımının onayı için Kongre’nin önüne gelince, Başkan Obama ABD silahlarının geliştirileceğini ilan etti. Hiç şüphe yok ki bu durum diğer nükleer güçler tarafından da taklit edilecek.
İkinci sorun ise muazzam önemli siyasi sonuçları olan bir teknik sorun. Bir ülkenin atom enerjisinin barışçıl kullanımları denilen şeyi yapmasını sağlamak için o ülkenin ulaşması gereken teknik yeterlilik, bir adım ileriye giderek nükleer silah yapmayı çok kolay hale getiriyor. Ancak aynı zamanda bu hak, nükleer sahibi olmayan güçlere “yayılma”yı engellemesi için önerilen büyük havuç anlamına da geliyordu.
Bu durum bizi bugün olduğumuz noktaya getiriyor. Nükleer beşlisi ve aynı zamanda şüphesiz nükleer hakkı kendi silahlarını “iyileştirmekle” meşgul. Eşzamanlı olarak Amerika Birleşik Devletleri ve bazı başka ülkeler de imzalamış oldukları anlaşmadaki nükleer grubunda olmayan ülkelere tanıdıkları hakkı görmezden gelmek için çok büyük bir çaba harcıyorlar. İran ile ilgili olarak tam da bu tartışma yürüyor. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail son derece şiddetle İran’ın anlaşmada kendisine tanınan hakkı kullanması için güvenilmez olduğunu ileri sürüyorlar çünkü onlara göre İran şu anda ne söylerse söylesin bir adım ileri gidecek. Sonra da İran’ın bu bombayı İsrail’i vurmak için kullanacağını ima ediyorlar.
Biraz muğlak bir şekilde de olsa Kuzey Kore, Nükleer Yayılma Karşıtı Sözleşme’den çekildi. Bir grup başka ülke de kendi nükleer yöntemlerinin teknik seviyesini iyice geliştirerek tıpkı aynı yolu izleyecek gibi gözüküyor. Ancak Amerika Birleşik Devletleri bu diğer ülkeleri daha “güvenilir” buluyor olsa gerek ki onlarla ilgili kamuya açık bir skandal yaratmıyor.
İşin aslı, herkes esasen yalan söylüyor. Ülkeler nükleer bir felaketi engellemek için çalışmıyor. Daha çok kendi jeopolitik pozisyonlarını kendi rakipleri kabul ettikleri güçler karşısında korumak ya da iyileştirmekle uğraşıyorlar. Kimse bombayı başka birisine atmak için istemiyor aslında. Herkes bir bomba istiyor çünkü bu bomba aracılığıyla kimsenin elindeki bombayı atmayacağını düşünüyor.
Bu aslında tam bir açmaz ve böyle olmaya da devam edecek. Taviz vermek hiçbir ülkenin kendi çıkarına uygun değil. Dünya aslında her yerde yayılma stratejisine devam edecek. Bu tehlikeli mi peki? Elbette ki öyle. Bu durum bir felaketi getirecek mi? Bu çok düşük bir ihtimal. Öte yandan, bu konuda binde bir ihtimal bile aslında çok yüksek bir ihtimal. Ancak hiçbir şey değişmeyeceğine göre bu binde bir’lik ihtimalin gerçekleşmeyeceğini ummaktan başka bir seçeneğimiz de yok gibi. Nükleer bomba kullanmamak konusunda fiili bir zımni anlaşma Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği arasında işlemişti. Hindistan ve Pakistan için de işledi. Oyun artık sadece jeo-politik avantaj sağlamak amacıyla değil aynı zamanda gurur ve prestij aracı da olmuşken, oyunda daha fazla nükleer güç olunca neden işlemeye devam etmesin ki?
Çeviren: Özgür Sevgi Göral

Immanuel Wallerstein