
Pek çok analiste göre bu baş döndürücü düşüş görece istikrarlı bir dönem olarak tanımlanan son 5 yıllık sürecin sonuna gelindiğini işaret ediyor. Kimilerine göre bu düşüşün asıl sorumlusu dünya petrol piyasasının yaklaşık yüzde 40’ını elinde tutan OPEC/Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nün 27 Kasım’da Viyana’da yaptığı toplantıda petrol üretiminde frene basılması konusunda bir uzlaşmaya varamaması. Ama petrol fiyatlarının bu toplantıdan aylar önce düşüşe geçtiğini unutmamak gerekiyor.
Yine siyasi analizler yapan bazı uzmanlar bu düşüşün arkasında ABD ile İran, Rusya, Venezuela vb. muhalif petrol üreticisi ülkeler arasındaki ezeli rekabetin olduğunu ileri sürüyor ve ABD’nin petrol fiyatlarını düşürerek rakiplerini dize getirmeyi hedeflediğini düşünüyor. Bu tezi test ettiğimizde ilk olarak petrol fiyatlarındaki düşüşün sadece bu “düşman” ülkelere zarar veren bir gelişme olmadığını; ABD’nin ezeli rakibi sayılacak başka pek çok güçlü ülke ve bloğun da son derece işine gelen bir durum olduğunu görüyoruz. Örneğin ABD’nin en büyük rakipleri AB ve Japonya petrol fiyatlarının düşmesi karşısında uzun yıllar sonrasında ilk kez görece daha rahat nefes almaya başladı. Gerçekten de Avrupa ekonomileri tekrar ekonomik durgunluk sinyalleri vermeye başlamışken düşen petrol fiyatları sayesinde biraz olsun rahatladı. Dolayısıyla ABD’nin rakiplerini dize getirmek için petrol fiyatlarını bilinçli olarak düşürdüğü tezi pek doğru gibi görünmüyor. Öte yandan bu tezi olumsuzlayan bir diğer gerçeklik ise ABD’nin ya da herhangi bir başka devletin rakipleri karşısında güç kazanmayı her zaman isteyeceği ve bunun için uğraşacak olmasıdır. Bu durumda sorulması gereken soru: ABD ilk kez 2014 Haziran ayında mı düşmanlarının farkına varmıştır? Bu olamayacağına göre, bir ülkenin dünya petrol piyasasında egemen konuma geçmesinin yalnızca tek bir koşulu olduğunu hatırlamamız gerekiyor: petrol arzının/üretiminin bütününü kontrol edecek bir konumda olmak.
Enerji uzmanlarına göre petrolün fiyatı kısmen bizzat petrol arzı ve kısmen de bu arza dair piyasa beklentileriyle belirleniyor. Öte yandan piyasa beklentilerinin de temelde arzdan beslendiği göz önüne alındığında, fiyatların doğrudan ve yalnızca petrol üretim miktarlarıyla, yani petrol arzı tarafından belirlendiği kabul edilmek zorunda. Bu durumda sorulması gereken en temel soru petrol arzında bir artışın olup olmadığı ve eğer olduysa bu artışın hangi nedenlerden kaynaklandığı olmalı. Biz de bu sorunun izinden giderek bütün ülkeleri farklı biçimlerde etkileyen bu durumu anlamaya çalışacağız.
Birinci ihtimal yukarıda da belirttiğimiz gibi OPEC/Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nün petrol üretimini kısmak konusunda anlaşmaya varamaması. Ancak fiyatların düşüşünden en fazla zarar gören de bu ülkeler. Başka bir deyişle bir toplantıda anlaşma sağlanamamış olsa bile hemen bir sonrakinde anlaşmaya varılmak zorunda…Öte yandan istatistikler OPEC petrol üretiminde zaten kayda değer ya da fiyatların bu kadar baş aşağı gitmesine yol açacak bir artış olmadığını, asıl sorunun OPEC dışındaki bazı üreticilerin petrol üretimini hızla arttırması olduğunu ortaya koyuyor. Örneğin son bir yıldır kaya gazı petrolü (Hydraulic Fracking) devrimi sayesinde ABD’de petrol üretimi 30 yılın en yüksek seviyesinde gerçekleşiyor(Enerji Enstitüsü, 2015, Bloomberg, Aralık, 2014). Demek ki OPEC fiyatların yeniden yükseleceği umuduyla üretimini kıssa bile artık piyasa sadece OPEC’in kontrolünde değil.
Asıl mesele de bu, ABD’nin doğal gaz olarak bildiğimiz kaya gazı üretimi yöntemini artık petrol üretimi için de kullanmaya başlamış olması. Kayaların içinde birikmiş olan petrol, yerin yüzlerce metre altındaki kayaların basınçlı kimyasallı su ile parçalanması yoluyla açığa çıkıyor ve borular yardımıyla fışkırarak yeryüzüne ulaştırılıyor. Tabii petrolle birlikte ağır ve kanserojen kimyasallar da toprak yüzeyine yayılıyor ve yeraltı sularına karışarak zehirin kilometrelerce sürecek yolculuğunu da başlatıyor. ABD bu yöntemi kullanarak 2012 yılındaki petrol üretimini yüzde 15.3 oranında arttırıyor. Bu artış ABD’nin petrol üretiminde 1951 yılından bu yana görülen en yüksek artış olarak değerlendiriliyor (The Independent, Mart, 2014).
Dünyada süregiden enerji hegemonyası çılgınlığının mevcut görüntüsü, yeryüzünün ve doğanın çok hızlı bir tükenişe doğru yol aldığını ortaya koyuyor. Sanırım en tehlikeli gelişme enerji devi olmaya kararlı ABD’nin bugün uygulamakta olduğu kaya gazı yöntemini tüm dünyaya ihraç etmesi, hatta bunun dünya enerji üretiminde başat üretim yöntemi olarak kullanılmaya başlanması olacaktır. Bu bağlamda yazının başlığına dönecek olursak, enerji, halkların dilinde ısınmadır, serinlemedir, ulaşımdır ve özetle yaşam için temel olan şeylerden biridir. Bundan dolayıdır ki petrol fiyatlarının düşmesine sevinir dar gelirliler, ücretliler ve yoksullar. Acaba son 6 aydır yaşanan fiyat düşüşünün arkasında doğanın ve canlı yaşamın bu denli geri dönülmez biçimde tahribatının yattığını bilseydi, insanlık bu düşüşe sevinmeye ya da ağlanacak haline gülmeye devam edebilir miydi?
Dr. GAYE YILMAZ / Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi, eleştirel iktisatçı,