'İslam Devleti' (DAİŞ) vahşeti, Almanya'da PKK yasağının yeniden gözden geçirilmesini sağladı. Fakat bu süreç kaplumbağa hızıyla ilerliyor ve sürekli engellerle karşılaşıyor.
Irak ordusunun hemen hemen tümden ortadan kaybolduğu, peşmergenin uzaklara kaçtığı, Türkiye'nin DAİŞ ile çatışmadığı ve ABD'nin soru işaretleri yaratan hava saldırıları düzenlediği bir dönemde çoğu kez damgalanan Öcalan'ın taraftarı Kürtler, DAİŞ'e karşı göğüs gerebildi. Bu, Almanya kamuoyuna olumlu bir şekilde yansıdı ve kamuoyunu etkiledi.
Aşırı tutucu olan 'Frankfurter Allgemeine Zeitung' kendisinden hiç alışık olmadığımız iyimser bir tarzda Kürt projesi olan Rojava'yı tanıttı. Gazete, PKK'nin 'tekrar eski zamanlara döneceğinin' tahmin edilmediğini ve PKK'nin artık 'bölücü' bir güç olmadığını vurguladı.
Siyasetçiler ve hükümet partileri de şimdi farklı görüşleri dile getiriyorlar. CDU/CSU Meclis Grup Başkanı Volker Kauder, 'Der Spiegel' isimli haber dergisinde yayınlanan söyleşide PKK'yi bir 'terör örgütü' olarak adlandırmaktan uzak durdu. Buna karşın "Tüm taraflar, Türkiye de şimdi barış sürecini devam ettirmelidirler' vurgusunu yaptı. Kauder'in Türkiye hükümeti ile PKK'yi karşılaştırmasında Türkiye'nin imajı şu şekilde olumsuz yansıtılıyor: "Türkiye'nin DAİŞ'e katılanları sınırlarından geçmelerini engellememesi, Kobanê'den kaçmaya çalışan Kürtlerin geçişine engel olması, anlaşmalara aykırı şekilde PKK mevzilerinin bombalanması, tüm bunlar kabul edilemez."
Kauder'in, PKK'ye silah yardımı yapılmasını mümkün görmesi en çok dikkat çeken noktaydı.   
Fakat böylesi sözler, Federal Hükümet içinde duyulmamaktadır. Sol Parti Fraksiyonu, İçişleri Bakanlığı'ndan bir rapor talep etti. Raporda "Almanya'da neden PKK yasağının halen devam ettiği" gerekçelendiliriyor. Bakanlık tarafından sunulan bu raporda, PKK ve DAİŞ 'eşit' gösterilerek, skandal bir karşılaştırma yapıldı. Raporun devamında DAİŞ'e karşı savaşmak için yola çıkan Kürtlerden ise şöyle söz ediliyor: "Sayı olarak azınlıkta ama cihadçı Suriye savaşçıları ile aynı değerlendirmede yerini alan bu insan gruplarından çıkan potansiyel tehlike…"
Bu cümle ile PKK'nin DAİŞ'ten hiçbir farkı olmadığı iddia ediliyor. Bunun için tabii ki herhangi bir delil sunulamıyor. Çünkü kafa kesme, kaçırma ve tecavüz etme hiç bir zaman PKK'nin 'savaş yöntemlerinde' yer almadı.
PKK'nin sözde tehlikeli olduğunu ispatlamak için son 10 yılda Almanya'da 'PKK bağlantılı' toplam 4500 ceza davası gösteriliyor. Bu davaların büyük bir kısmı toplanma yasağına ve kurumsal yasalara uymamaktan açılmış. Yine gösterilerde PKK bayrağını taşıma ve arada bir sembolik biçimde ofisleri basmalar da olduğu gibi 'ev huzurunu bozma- Hausfriedensbruch' adı altında açılan davalar da bu sayının içinde. Bu davaları öne sürerek cinayet işleyen DAİŞ ile PKK'yi eş değerde görenleri kimse ciddiye almaz.
İçişleri Bakanlığı açık bir şekilde PKK'yi karalama kampanyası sürdürmektedir. Bu kampanyada DAİŞ'e karşı savaşan Kürtler karalanıyor. Federal Hükümet bununla halen Türkiye'ye sadık olduğunu açıkça gösteriyor. Ki, Türkiye'nin nazarında PKK ve Rojava'da bulunan 'kardeş parti' olan PYD halen 'terör örgütü'dür. Çoktan eskimiş pozisyonlara sıkıca sarılmaları, DAİŞ'e karşı mücadeleyi zayıflatmak anlamına gelir. PKK yasağı artık derhal kaldırılmalıdır. PYD'nin BM'nin 'terör listesine' alınma girişimleri de derhal engellenmelidir.
Almanya'da PKK yasağının gözden geçirilmesi konusunda bir hareketlilik var. Bu inkar edilemez. Sol Parti Grubu Federal Parlamento'da üzerine düşeni yapacaktır. Bu konuda şu anda soru önergeleri ve başvuru hazırlıkları yapılmaktadır. Zira PKK ve 'kardeş örgütü' olan PYD, sadece Kürtleri değil, DAİŞ tehdidi altında olan tüm insanları kurtaran bir hareket olduğunu ispatladılar.


ULLA JELPKE / Almanya Sol Parti Federal Parlamento Milletvekili