
Hatırlanacağı üzere, Kürt Ulusal Kongresi hazırlıkları gündeme girmeden önce Hewlêr’de PYD ile El-Parti arasında yılan hikayesine dönen toplantılar serisi yapılmıştı. Bu toplantılar bir ayı aşkın bir süre devam etmiş fakat toplantılardan hiçbir sonuç alınmadığı için basına da bir açıklamada bulunmamışlardı. Tabii ki Ulusal Kongre hazırlıkları gündeme gelince de o toplantılarda neden sonuç alınmadığını kimse sorgulamadı. Toplantılar sonuçsuz kaldı, çünkü bu toplantılarda El-Parti açıktan Rojava’da YPG dışında başka bir silahlı güç oluşturmayı dayatıyordu, PYD’de bunu kabul etmiyordu. Çünkü El-Parti kendi silahlı güçlerini YPG çatısı altında cepheye sürmek istemedi. El-Parti silahlı güçleri Rojava siyasetinde kendisine daha fazla alan açması için istiyor. Şimdi bir başka soru devreye giriyor. Ne kitle tabanı, ne silahlı gücü, dış desteği, ne parası olan El-Parti bu siyaseti neye dayanarak yürütecek?
El-partinin ne askeri, ne siyasi, ne de ekonomik olarak çok büyük bir gücünün olmadığı aşikar. Ama El-Parti üzerinden Rojava siyaseti yürüten KDP öyle değil. KDP Rojava’ya girmek için iğne ucu kadar da olsa bir delik açmaya çalışıyor. Özellikle de YPG dışında örgütlenecek silahlı güç oluşturmak istiyor. Bu silahlı gücün KDP’ye ve El-Partiye faydası, YPG'nin gönüllülerden oluşan silahlı bir güç olması. Fakat peşmerge kültüründe hatırlanacağı üzere, KDP paralı asker oluşturma ve bulma arayışında. Rojava gibi yaklaşık üç yıldır iç savaş yaşamış, ekonomik olarak da dibe vurmuş bir yerde KDP parayla silahlı güç oluşturma ve kendine taban yaratma düşüncesinde. Amiyane deyimle, Rojava halkını parayla satın alabileceği düşüncesinde. Bundan ötürü de El-Parti adına örgütlediği ve Güney Kürdistan’da eğittiği gençleri YPG çatısı altında Rojava halkının savunmasında görevlendirmektense, ayrı bir silahlı bir güç oluşturmayı PYD’ye de kabul ettirmeye çabasında.
Bunu kabul ettirmek için de baskı aracı olarak da Güney Kürdistan sınırını kullandı. Sêmalka Sınır Kapısı başta olmak üzere, sınırın hepsini boydan boya Rojava halkına kapattı. Güney Kürdistan sınırı da Rojava halkının neredeyse tek soluk borusu. Türkiye'nin Kürt karşıtı siyaseti, Rojava'ya yönelik ambargo ve çetelere verdiği destek karşısında bu kapının açık tutulması Rojava'daki Kürtler ve buradaki direniş için oldukça önemliydi. Kürtler Türkiye'nin bu uygulamalarının yanı sıra Cephet el Nusra ve Özgür Suriye Ordusu'nun saldırılarıyla da karşı karşıya. Bu durumda açık olması beklenen tek sınır Güney Kürdistan sınırıydı ki bunun açık tutulması için Güney Kürdistan Hükümeti, daha doğrusu KDP Rojava halkına ve PYD’ye kendi siyasetini kabul etmeleri şartını getiriyor. KDP’nin şartı ne?
KDP’nin şartı PYD ile El-Parti arasında bir ay boyunca devam eden ve Kürt Ulusal Kongre hazırlık toplantıları başlayınca yarım kalan toplantılarda öne sürdüğü şartlardır. Ki o görüşmelerde KDP, El-Parti’yi taşeron olarak kullanarak, PYD’ye “Rojava’yı kendi aramızda ikiye böleceğiz” şartını da koşmuştu. El-Parti’yle birlikte ENKS’de yer alan diğer 15 partiyi de küçük balıklar olarak gördüklerinden bu pazarlıkta hesap etme gereği duymamıştı. YPG dışında ayrı bir silahlı güç dayatmaları da bunun bir parçasıdır. Ondan dolayı El-Parti YPG’nin haricinde ayrı bir silahlı güçte ısrar ediyor. KDP de bunu istiyor ve uzun süredir Güney Kürdistan’da silahlı bir gücü de hazır bulunduruyor. Hatta bu gücü 2012 sonbaharında Rojava’ya gönderme girişiminde bulundular. Basının fark etmesi üzerine deşifre olmuş ve dış tepkilerden ötürü bu girişimi durdurmuşlardı. İkinci denemeyi ise geçtiğimiz Mayıs ayında yaptılar. Bu kez de gönderdikleri güçlerden 74 kişi YPG güçleri tarafından yakalanınca deşifre olmuştu. Bunun üstünü örtmek için de “PYD El-Parti’nin üyelerini tutukladı, bırakmıyor kimse siyaset yapsın” diyerek kıyamet koparıldı. Bu söylemler ardından şu an devam eden sınır kapısının kapatılması siyaseti geliştirildi. Aslında bu şekilde Rojava halkına ve PYD’ye “Şartımızı kabul etmezseniz sınırı kapatır, sizi boğarız” mesajı verilmek istendi.
Bu gelişmeler olurken, Kürt Ulusal Kongresi de yaklaşıyor. Bu kongrede de birilerinin Kürtlerin ulusal lideri, o da olmazsa kongre başkanı olması ihtimali var. Ama Kürdistan’ın en küçük parçası Rojava’da halk büyük sıkıntılar yaşarken, onların yanında yer almaktansa, sınırlarını onlara kapatarak karşısında yer alan bir partinin veya zatın Kürt Ulusal Kongresi’nin başkanı olması düşünülemez. Bu bir realite. Fakat KDP, Kürt Ulusal Kongresi’nde liderliğe oynuyor. Bu gücü de Türkiye başta olmak üzere dış güçlerin desteğinden alıyor. Fakat aynı düzeyde iç destek görmediği taktirde Ulusal Kongre başkanlığının hem Barzani için hem de KDP için bir hayal olacağı da apaçık ortada. KDP de hesaplarla yürüttüğü Rojava siyasetinde şu an oldukça sıkışmış durumda. Bu sıkışıklığı aşmak, aşamasa da en azından Ulusal Kongre’ye kadar oyalayarak uzlaşma çabasında. Bundan dolayı da “Kapı açık, inanmayan gidip baksın” gibi açıklamalarla siyaset arenası Kürt Ulusal Kongresi’ne kadar oyalanmaya çalışılıyor. Federal Kürdistan Bölge başkanı Mesut Barzani’nin son açıklaması da bu taktik hamlelerin sonuncusudur.
Tabii şunu da eklemeden geçemeyeceğim; Kürdistan’ın bir parçasının başkanı ve Kürt Ulusal Kongresi’nde de ulusal lider olma hesapları yapan biri veya bir güç, Rojava’da Kürtler şiddetli bir savaş içindeyken ve yüzlerce sivil katledilirken “Basında çıkan bu iddiaların doğru olup olmadığını incelemesi için bir komisyon kuralım” der mi? Bu bir sivil toplum veya BM gibi uluslararası gücün önerileri olabilir. Katledilen, dört bir yandan saldırılara uğrayan bir halkın çocuğunun sözü olamaz. Kürt partileri kendi aralarında her türlü pazarlığı yapabilirler, ama Kürtler El-Kaide uzantılarına karşı bir savaş içindeyken böylesi bir öneride bulunmanın ulusal birliğe ne kadar denk düştüğünü de düşünmeden geçmemek lazım.
NİHAT KAYA