İlk olarak krizin kronolojisine bir göz atmakta fayda var. Haziran 2012’de Kıbrıs hükümeti Yunanistan’da yaşanan krizden dolayı bankalarının 4,5 milyar Euro zarar gördüğünü AB’ye bildirmişti. Kıbrıs’taki bankaların, diğer bankalardan farklılığı ise buradaki bankaların hisse senetlerini piyasaya sürüp para kaynağını yaratma yerine zenginlerin paralarını çalıştırmasıdır. Bu zenginlerin başında ise Ruslar geliyor. Spiegel Online’ye göre; Rus zenginlerinin Kıbrıs’taki birikimi 26 milyar Dolar yani 20,5 milyar Euro’dur. Kıbrıs, bu krize rağmen 1 Temmuz 2012’den itibaren Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı’nı devraldı. 8 Temmuz 2012’de AB üçlüsü (Troyka olarak adlandırılıyor: Avrupa Birliği, IMF ve Avrupa Merkez Bankası-EZB) Kıbrıs hükümetine bir dayatmada bulundu. Buna göre memurların maaşları düşürülecek ve katma değer vergisi yükseltilerek var olan borçlanmanın önüne geçmesi isteniliyordu. Ancak iktidarda buluna Sol Parti (AKEL) görüşmeleri uzatıyor ve sonuç alınmasını imkansızlaştırıyordu. Üçlü, Kıbrıs’ta bankalar sisteminde değişimi de beraberinde getirecek ve bugünkü uygulamaları adım adım yürürlüğe koymak istiyordu.

Kıbrıs hükümeti, 22 Kasım 2012’de Kıbrıs’ın mali krizde olduğunu ve bunu aşmaları için 17 Milyar Euro’ya ihtiyaçları olduğunu belirtiyordu. Görüşmeler başlıyor ama süre gittikçe uzuyordu. Almanya Başbakanı Merkel Ocak ayında Kıbrıs’a yaptığı ziyarete ‘reformları‘ dayatıyordu.

Hükümet değişikliğinin etkisi

Yapılan seçimlerle muhafazakarlar iktidara geldi. Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis durumun ciddiyetini görüyor ve gelen eleştirileri de dikkate alarak Kıbrıs’taki mali durumu, bağımsız kurumlar tarafından inceletiyor. Troyka, 16 Mart 2013 tarihinde Kıbrıs’a 10 Milyar Euro yardım planladı. Geriye kalan ve krizin aşılmasında gerekli olan 7 milyar Euro’yu da Kıbrıs hükümetinin bulmasını istiyordu. Ülkenin, bu miktarı özelleştirme, vergilerin arttırılması ile temin etmesi isteniyordu. Buraya kadar herşey, krizin aşılması için doğal gibi görünse de AB sınırları içinde ilk kez bir karar alınıyor ve tabunun yıkılması niteliğindeki bu karar ise bankalardaki mevduat hesaplarına el konulmasıdır.

Eğer ilk uygulama olsaydı

Bu uygulama olsaydı, bankada 10 bin Eurosu olan bundan sadece 6 bin 500 Eurosu’nu alacaktı. Geriye kalana el konulacaktı. 100 bin Euro’ya kadar olan miktarda bu uygulama öngörülürken, 100 binden fazla olana yüzde 30 kadar bir kesintiye gidilecek bu da ülke genelinde toplam 5.6 milyara el konulması demekti. Bu durum da, Kıbrıs’ta tasarruf sahiplerinin ayağa kalkmasını beraberinde getirirdi. 19 Mart 2013’te ise Kıbrıs Parlamentosu’nda her ne kadar 20 bin Euro’nun altındaki tasarrufa dokunulmayacak denilse de, tek bir ‘evet’ oyu çıkmıyor bununla da ilk uygulama son buluyordu.

Kurtarma planı kabul edildi

Kıbrıs ile Rusya arasında başka bir çözüm için çaba harcansa da sonuç alınamadı. Kıbrıs’taki durum sallantıda olan çok sayıda Avrupa Birliği ülkesini etkileyeceği için Troyka harekete geçerek Avrupa Merkez Bankası üzerinden Kıbrıs’a 25 Mart 2013’e kadar “Dediğimi yap yoksa, muslukları kapatırım” ültimatomu verdi. Bundan sonra ya devlet iflası gündeme gelecek ya da Troyka’nın ‘acı şurubu’ içilecekti. 25 Mart 2013’te Kıbrıs, Troyka ile anlaşarak ‘kurtarma planı’ -Kıbrıs Parlamentosu’nun onayı gerekmeden- hayata geçirildi. Buna göre sıkı bir tasarruf uygulanacak ve 100 bin Euro’ya kadar olan tasarruflara dokunulmayacak. 100 bin Euro’u aşan mevduatlarda ise yüzde 50’lere varan kesintiye gidilecek. Bu anlaşmanın ardından Kıbrıs Merkez Bankası sıkı bir uygulama gitti ve ancak bundan sonra ülkedeki bankalar açılabildi.

Avrupa memnun Rusya tepkili

Bu anlaşmadan Avrupalılar memnun kalırken, en fazla olumsuz etkilenen Ruslar ise tepkili. Ne de olsa Rus yatırımcıların ve zenginlerin parasına el konuluyor. Anlaşma kapsamında ülkenin ikinci büyük bankası ‘Laiki’ tümden kapatılacak. Buradaki birikimleri, 100 bin Euro’nun altında olanlar Kıbrıs Bankası’na aktarılacak. Bu banka ise sıkı bir denetime tabi tutulacak.

Krizin gösterdikleri

Kapitalist sistemin en önemli para trafiği bankalar üzerinden yapılıyor. Bankalar bir bakıma sistemin kutsal mekanlarıdır. Ancak, sistem kriz gerekçesiyle bu kutsal mekanları da bir çırpıda harcayabiliyor. Kıbrıs’taki kriz, sistemin bankalara da el koyabileceği, buradaki mevduatın da güvende olmadığını açıkça gösterdi. Bankalardaki tasarrufların devlet güvencesinde olduğu belirtilse de böylesi durumda bu güvencenin de işe yaramadığı görülüyor. Maddi temeli olmayan, üretime geçmeyen para bir süre iyi kazanç getirebilir. Buna ‘kasino’ ya da ‘kumar kapitalizmi’ de deniliyor. Adı böyle olunca da kazandırdığı kadar, bir anda kaybettirmesi de mümkün. Türkiye’de de bu sorunlar yaşandı. Örneğin, 80’li yılların bankerleri ve 90’lı yıllardaki banka skandalları gibi…Şimdilerde iyi de gitse, olmayan projelerin büyük hayaller karşılığında pazarlanmasıdır. Örneğin, henüz proje halindeyken sanki varmış gibi tapulu daire ve benzeri satışların yapılması gibi…


MAHMUD SEVEN