1992’de François Mitterand’ın yaptığı son resmi ziyaretten 22 yıl sonra gelen bu ziyaretin Türkiye ve Fransa arasında Ortadoğu, Kürt sorunu, Kuzey Afrika ve özelde de Suriye, nükleer enerji ihaleleri, AB sorunu ve bunlar gibi gündemleri barındıracağı şu ana kadarki gelişmelerden anlaşılıyor. İki günlük ziyaret, Türkiye’de kaset savaşları, yolsuzluk operasyonları, görev değişimleri gibi biçimlerde dışa vurmuş devletin derin çatışmaları arasında gerçekleşecek.


Sarkozy’den yok bir farkı

François Hollande, iktidara geldiği günden beri Sarkozy’nin Türkiye ile son yıllarda geliştirdiği ilişkilerle benzer bir hat izlemeyi tercih etmiş; hatta onu da aşarak AB üyeliği konusunda “yeşil ışık” yakmış, Suriye konusunda stratejik bir ortaklık geliştirmişti. Bu stratejik ortaklık Rojava konusunda da aynı paralellikte devam etmiştir. Suriye krizi ve daha birçok konuda iki ülkenin benzer pozisyon almış olması da bunu sayısız kez teyit etmişti.

En önemli konu Suriye

Ziyarette ele alınacak konulardan en önemlisinin de Suriye olması bekleniyor. Arap Baharı sürecinde en aktif ülkelerden biri olan Fransa, ‘Arap Baharı’nın kışa dönmesinin ardından dikkatini daha çok Afrika’daki eski kolonilerine kaydırmış olsa da Suriye konusunda da ilk günden itibaren izlediği politik hat ve beklentilerinden vazgeçmediği açık. Son yıllarda Türkiye, emperyalist kutupların saflaşma ve hazırlık sürecinin devam ettiği Ortadoğu’da ve özelde Suriye’de, Fransa için “taşeron” rolü oynadı. Fransa, Türkiye’nin bu rolünü kendisi için oynamaya devam etmesi konusunda ısrarlı görünüyor.

Rojava karşıtlığında buluştular

Görüşmenin ana maddelerinden biri Ortadoğu olduğuna göre, Kürtlerin dört parçadaki durumunun masaya yatırılmayacağı düşünülemez. Fransa’nın Rojava’daki gelişmelerden rahatsızlığı, Türkiye’nin yönlendirdiği çeteler konusundaki hemfikirliği ve destekçiliği, çetelere silah yardım sağladığı biliniyor. Diğer taraftan Fransa, her ne kadar Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın Newroz Deklarasyonu’nu olumlu karşıladığını belirtse de Ortadoğu’daki dengeler yeniden oluşturulurken, PKK’siz ve düzene tabii kılınmış bir Kürt yaratma isteğini her fırsatta somut olarak göstermiştir.

Paris Katliamı’nda sessizler
Paris Katliamı, Rojava’da Kürtlerin aldığı pozisyon -ki bu baştan beri Türkiye ve Fransa açısından kabul edilemez bir durum- gibi birçok boyut, Hollande’ın Türkiye gezisinin başlıkları olarak ele alınacaktır. Özellikle son bir haftada Youtube’a yansıyan Ömer Güney’e ait ses kaydı ve MİT’e ait olduğu iddia edilen belge gibi argümanlara karşın Fransa’nın stratejik suskunluğunu her durumda koruma çabası da Kürtler konusunda Türkiye’den farklı bir siyaset yürütmeyeceğini gösteriyor. Kürtler açısından ziyaret, mevcut siyasetin devamı niteliğinde olacaktır.

İşbirliğini güçlendirecekler

Ziyarette ele alınması ve her iki tarafı da memnun etmesi beklenen konu ise ekonomik ilişkiler... Kısa bir süre önce Türkiye’ye giden Fransa Sanayi Bakanı Arnaud Montebourg’un ardından Cumhurbaşkanı Hollande’ın ziyareti, bu alanda atılabilecek kapsamlı adımlara işaret ediyor. Zaten halihazırda Türkiye, Fransa’nın en büyük ihracat pazarlarından biri olmaya devam etmektedir. Ayrıca AKP’nin ziyaretten kısa bir süre önce Sinop’ta yapılacak nükleer santralin ihalesini Japon-Fransız ortaklığına vermesi, ortaklığın düzeyini göstermektedir.

Stratejik ortaklık kuruldu
Son yıllarda Türk burjuvazisi, kendisi için yatırım ve pazar alanları oluşturmak, uluslararası siyaset arenasında dikkate alınacak bir nüfuz elde etmek ve dolayısıyla yürüyen emperyalist paylaşımdan pay kapmak amacıyla Afrika’dan Orta Asya’ya, Balkanlar’dan Ortadoğu’ya kadar dört bir yana ulaşmaya, buralarda yerleşmeye çalışıyordu. Bu süreçte Fransa, özellikle son yıllarda Türkiye ile ilişkilerini farklı boyutlara taşıdı. Örneğin Suriye konusunda stratejik bir ortaklık kurdukları söylenebilir. Türkiye bir taraftan ABD emperyalizmine bağlı ataklar yaparken, diğer taraftan Avrupalı emperyalist güçlerle stratejik anlamda ilişkiler kurmayı tercih etti.

Ziyaret derin anlamlar taşıyor
Türkiye’nin yürütmüş olduğu siyaset, Ortadoğu’daki nüfuzunu arttırmayı amaçlıyordu. Fakat bunu yaparken emperyalist güçlerle olan göbek bağını ve büyük emperyalist rakipleri karşısında ekonomik ve askeri açıdan henüz güçsüz olduğunu unutmuştu. İşte bu güçsüzlüğünü, Müslüman kimliğini ve bölgedeki halklarla tarihsel bağlarını daha fazla öne çıkartarak ve mazlum halkların hamisi rolüne soyunarak aşmaya çalıştı. Bütün bu yaptıklarıyla Türkiye, ABD’nin oluşturduğu planların ana çizgisinin ötesine taşan bir siyaset izledi. Türkiye’nin, ipinin emperyalist güçlerin elinde olduğunu unuttuğu anda ABD iş başına geçti. Son dönemde yaşanan çalkantılar da kaynağını tam buradan alıyordu. Böylesi bir siyasi ve ekonomik çalkantının yaşandığı ve Türk derin devletinin yeniden yapılandırılmak istendiği bir dönemde Hollande’ın Türkiye’ye gerçekleştireceği ziyaret, bu nedenle, sadece birkaç ekonomik anlaşmanın ötesinde daha derin anlamlar taşıyor.

İlişkiler dizayn edilecek
Sonuç olarak Fransa, Türkiye’de güçler dengesi (Cemaat-AKP) arasında çıkan çatışma sürecinden yararlanmak, Suriye konusunda Türkiye ile kurduğu ilişkileri yeniden masaya yatırmak ve bölgesel çıkarlarını yeniden dizayn etmek için Türkiye’yi böylesi bir atmosfer içerisinde ziyaret etmeyi tercih ediyor. Avrupalı emperyalist güçler ve özelde Fransa, ABD’nin karşısına bir blok olarak çıkmayı başaramamıştır; ama Türkiye üzerinden bir politik hat belirlemeyi hesap ediyor olabilir. Diğer taraftan Ortadoğu’da yeniden oluşturulmak istenen dengelerden de pay almak istiyor. Bu nedenle Fransa için Türkiye önemli bir yerde duruyor. Çünkü stratejik ortak olarak ilan ettiği ve kendi adına hareket ettirebileceği ülkelerin başında Türkiye geliyor. Son bir iki yıllık siyasete bakıldığında bu çok net bir biçimde anlaşılacaktır.

SELMA AKKAYA