
Neden baskı yapıyorlar?
Burada sorulması gereken soru şu: Eyalet hükümetini ve onun kolluk güçlerini bu tarz insan hakları karşıtı uygulamalara yönlendiren nedenler neler? Yönetenler, toplumdaki farklı ve muhalif güçlerin birleşmesinden özellikle korkarlar. Hamburg’daki son olaylarda da “Florasspektrum”, “Recht auf Stadt” Hareketi, St. Pauli semt sakinleri, öğrenciler, Lampedusa mültecileri gibi değişik çevreler ortak hareket ediyorlar. Bu yüzden de her türlü yöntem kullanılarak -kriminalize etme, şiddet, anti-propaganda- bu hareketler parçalanmaya çalışılıyor. Bu saldırılan başka bir amacı da siyasi sorumluluğu olan kesimlerin temel sorunları gizlemek istemesi...
Toplumun şiddete ve militarizme alıştırılmak istenmesi de başka bir neden olarak görülmelidir. Daha önceden de, 2007 yılındaki G8 karşıtı gösterilerde militarist polis stratejileri denenmiş, sonrasında 129a gibi yasalarla G8 karşıtları yargılanmıştır. Hak gaspları, askerin ülke içindeki gösterilerde kullanılmasıyla devam etmiştir. Benzer bir örnek, nükleer atıkların taşınmasıyla ilgili “Castortransport” olayında da yaşanmıştır. Son yıllarda militarizme karşı yapılan gösterilerde de aynı uygulamalar denenmektedir. Şimdi de Hamburg’da, 21 Aralık ve sonrasında denenmiştir.
Lampedusa mültecileri
El Kaide’ye bağlı grupların Libya’daki katliamlarından kaçan Lampedusa mültecileri, gerekli ekonomik koşulların olmamasından dolayı İtalya’da yaşayamazlar. Mülteciler, İtalya’dan sınır dışı edilmeden önce insanlık dışı koşullarda yaşamış; sonunda mülteci statüsü kazanmışlardır. Hamburg, mültecilere hem ekonomik imkanlar sunabilir hem de 23 No’lu yasayı uygulayarak yasal oturum ve çalışma izni verebilir. 23 No’lu yasa maddesi, savaş mağduru mülteciler için çıkarılmıştır ve burada da kullanılabilir.
“Lampeduse in Hamburg” grubu, yaptığı protestolarla dikkatleri Avrupa ve Almanya’nın insan haklarına aykırı mülteci politikasına çekmeyi başarmıştır. Son 10 yılda 12 binden fazla mülteci, Avrupa sınırlarını aşmaya çalışırken hayatını kaybetti. Yine son 10 yılda, Almanya’dakiler de dahil, iltica kamplarında sayısız mülteci hiçbir statüye sahip olmadan, zor koşullarda yaşıyor. Senato temsilcileri, birçok defa mültecilerin direnişlerinin mutlaka ezilmesi gerektiğini söylediler.
Karşıtlığın nedenleri
Senato’nun Lampedusa mültecilerine ilişkin bu yaklaşımının nedenleri ise şunlar:
* Mültecilerin kullanabileceği emsal bir davanın ve istemlerine cevap olacak bir durumun yaratılmasına kesinlikle imkan tanınmamalıdır.
* Toplamda yaklaşık 65 bin insan Libya’dan savaş nedeniyle kaçmıştır. AB ve NATO’nun sorumluluğu olan bu savaştan kaçan insanların mülteci olarak kabul edilmesi engellenmelidir.
* Afrika ve Ortadoğu’dan gelen mültecilere sadece Yunanistan, İtalya, İspanya ve Portekiz gibi ülkelerde iltica başvurusu yapma hakkı tanıyan Dublin 2 Sistemi’nin bozulması engellenmelidir. Almanya ve Fransa, uyguladıkları sömürgeci politikaların sonuçlarını taşımak istememektedirler.
* Olaf Scholz, ilerde federal düzeyde kariyer yapabilmek için keskin bir iç politika uygulamak istemektedir. Kendisi aynı zamanda Aralık 2001’de dönemin içişlerinden sorumlu senatörü olarak Afrikalı Achidi John’un aşırı kusma sonucu ölmesine neden olan kimyasalın kullanılmasından da sorumludur.
İlginç olan bunlar yaşanırken Olaf Scholz, kendisini aynı zamanda mülteci dostu olarak göstermektedir; yalnız kurallara uyan mültecilerin! Bunun yanı sıra Rote Flora, fiyatının dört kat fazlasına (1.1 milyon Euro) belediye tarafından sahibinden satın alınarak otonomcuların direniş nedenleri ortadan kaldırılmak istenmektedir. SPD, bütün bunları sanki toplumcu uygulamalarmış gibi pazarlayarak direnişi haksız göstermeye çalışmaktadır.
EUISS’nin AB’ye çizdiği yön!
AB bünyesinde çalışan Avrupa Birliği Güvenlik Araştırmaları Merkezi (EUISS) -AB’nin Think Tank’i), hazırladığı raporlarda bu politikaları açıkça ifade etmektedir. Özellikle 2009’da yazılmış olan “What ambitions in european defence in 2020” başlıklı araştırma metninden bu politikaları okumak mümkündür. Bu araştırmada “küresel sınıflı toplum”u stabilize edebilmek için savaşa dayalı bir takım önlemler alınması gerektiği söylenmektedir. Bu merkezin Alman yöneticisi, bu önlemleri şöyle sıralamaktadır: “Kalkınmakta olan ülkelerdeki ayaklanmaları bastırmaya yönelik bir helikopter filosunun kurulması, bütün denizlerin izlenmesi için adımlar atılması, insansız hava uçakları kullanılarak Avrupa sınırlarının mülteci akınlarına karşı korunması.”
Araştırmada aynı zamanda, günümüzde ve gelecekte savaşların ülkeler arasında değil, “dünya toplumun eşit olmayan sosyo-ekonomik sınıfları arasında” yaşanacağı yazılmaktadır. Bu hiyerarşik sınıflı toplumun bir tarafında uluslararası şirketler, AB ülkeleri, OECD ve Hindistan, Çin ve Brezilya’nın bir araya gelmesinden oluşan “metropolit elitler” bulunurken diğer tarafında ise saydıklarımızın dışında kalan ülkeler ve izole edilmiş bütün diğer kesimler bulunmaktadır.
Bu saflaşma sonucunda “giderek artan gerilimler” oluşabilir. Araştırma merkezi, küresel ekonomik sistemin dağılmasını engellemek için milyarlarca insandan oluşan alt tabakaya -bottom billion- karşı yukarıda belirtilen operasyonal önlemlerin hayata geçirilmesini talep etmektedir.
EUISS, yoksulların ve hayattan hiçbir beklentisi olmayan, perspektifsiz insanların sayısının giderek artmasını beklemektedir. Burada söylenmek istenen aslında bu insanların değişik örgütsel yapılar içinde bir araya gelmesinden korkulması gerektiğidir. Bunun için de her türlü önlem alınmalıdır. Kuzeyin zengin ülkeleri; güneydeki yoksul bölgeler içinde kalan su, tropik yağmur ormanları, petrol, gaz ya da balık gibi doğal kaynakları, askeri olarak beklenmedik saldırılara karşı koruma altına almalıdır.
EUISS tarafından önerilen strateji ve yöntemler, AB ve/veya AB içinde ağırlığı olan bazı üye ülkeler tarafından Libya’da, Mali’de, öncesinde Yugoslavya, Irak, Afganistan, Gürcistan ve Ukrayna’da değişik biçimlerde uygulamaya geçirilmiştir. Direkt ya da indirekt askeri operasyonlar düzenlenmiş; istenmeyen hükümet ya da hareketlere karşı ekonomik ambargolar uygulanmış; karışıklıklar yaratılmıştır. Bu uygulamaların son örneği Suriye’dir.
Bütün bunlar EUISS’nin 16 numaralı ve “Enabling the future. European military capabilities 2013-2025: Challenges and avenues” başlıklı raporunda daha açıkça ifade edilmiştir. Açıkça AB’nin Ortadoğu ve Afrika’nın yeniden paylaşılmasında ABD, Çin ve Rusya’ya karşı öncü rolünde olabilmesi askeri donanımını artırması önerilmiştir. Bu araştırma merkezinin Almanya’daki karşılığı olan Siyaset ve Bilim Vakfı (SWP) da benzer söylemlerle yola çıkara Avrupa Jandarma Birlikleri’nin kurulmasını, polisin askerileştirilmesini ve içeride de askeri müdahalelerde bulunulması gerektiğini söylemektedir.
Dışarıdan gelen mülteci akınlarına ve içerideki direnişlere karşı yasal güvenlik tedbirleri almak için AB Sınır Güvenliği (Frontex), AB Savcılığı (Eurojust), AB Polis Teşkilatı (Europol) ve üye ülkelerin polis teşkilatları ve savcılıkları görevlendirilmiştir.
Bu şekilde bir sarmal oluşmaktadır. Sermayenin ihtiyaçlarına cevap olmak için dışarıda giderek artan bir biçimde saldırgan bir dış politika uygulanmakta; bununla birlikte Almanya içinde de “bottom billion” -yani insanlığIn çoğunluğunun bir araya gelmesi- yine aynı yöntemlerle engellenmeye çalışılmaktadır. Hamburg Senatosu ve onun baskıcı kolluk güçlerinin uygulamaları da yine bu nedenle açıklanabilir.
MARTİN DOLZER / Sosyolog Martin Dolzer’in analizi özetlenerek verilmiştir.
Çeviri: Gökay Akbulut