
Ölenlerin tamamının Alman turistler olması, saldırganların Almanya’yı özellikle mi hedef aldığı sorusunu akıllara getirdiyse de hem Alman makamları hem de uzmanlar buna dair henüz ipucu olmadığını vurguluyorlar.
Salı günü düzenlenen ve çoğu ağır 15 kişinin de yaralanmasına neden olan intihar saldırısının ardından Almanya Federal İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere çarşamba günü Türkiye’ye acil bir ziyarette bulundu. Bu ziyaret önemliydi, zira son yıllarda Ankara ile Berlin arasında istihbarat ve emniyet açısından soğuk rüzgarlar esiyor. Mülteci akınını frenlemesi için Türkiye ile yapılan anlaşma da buzları henüz eritmiş değil.
Özellikle 2013 yılında meydana gelen Gezi olaylarından bu yana AKP hükümeti sık sık Almanya’yı hedef alan açıklamalarda bulunuyor ve hükümete yakın medya da Türkiye’deki protestolardan Kürt meselesine kadar her fırsatta Almanya’yı veya BND’yi (Almanya Dış İstihbarat Teşkilatı) hedef gösteren komplo teorileri ortaya atıyor. Alman vakıflarının faaliyetlerini teröre destek şeklinde nitelemekten, Alman gazetecilerin ajanlık faaliyeti suçlamalarıyla gözaltına alınmalarına ve sınırdışı edilmelerine, son yıllarda sıkça meydana gelen bu ve benzeri olaylar Berlin’i rahatsız etti.
BND’nin Türkiye’yi aydınlatılması gereken ülke olarak tanımlayıp, yıllarca izlediğinin ortaya çıkması da Ankara’nın hoşuna gitmedi kuşkusuz. Ayrıca MİT’in Avrupa’daki ikili anlaşmalara aykırı faaliyetleri ki buna Paris’te üç Kürt kadın aktivistin öldürülmesi en bariz örnek, onlarca yıldır yakın işbirliği sürdüren istihbaratlar arasında derin şüphe yarattı. Koblenz’de geçen yıl görülen ve kamuoyunda "Erdoğan’ın Almanya’daki ajanları" olarak bilinen dava da Almanya‘nın Türkiye’ye verdiği bir mesajı olarak anlaşıldı.
Türkiye tarafı ise son yıllarda Almanya’nın IŞİD ile mücadelede Kürtleri partner olarak görmesinden, silah yardımında bulunmasından rahatsız elbette.
Bu arada geçen yaza kadar Alman politikacıların ve istihbaratçıların, her fırsatta Ankara’nın IŞİD’e göz yumduğu, hatta destek verdiği iddialarını dile getirmesi de uluslararası kamuoyunu takmıyormuş gibi görünen, ama sürekli onların kabulü ve takdiri peşinde koşan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı epey sinirlendirmiş olmalı.
Bütün bu yaşananlar nedeniyle artan Ankara-Berlin gerilimi, mülteciler nedeniyle biraz da olsa azalmaya başladıysa da İstanbul saldırısı iki ülke arasındaki ilişkinin hala mesafeli olduğuna işaret ediyor.
Bir günlük İstanbul ziyaretinin ardından Almanya’ya dönen Almanya Federal İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere, Almanya’nın Türkiye ile teröre karşı birlikte mücadele ettiğini vurgulasa da, saldırıya ve saldırgana ilişkin açıklamalarında temkinli konuştu.
Aynı temkinli yaklaşım, çarşamba günü Berlin’de düzenlenen, hükümet ve bakanlık sözcülerinin basın toplantısında da dikkat çekti. Bütün sözcüler, yaptıkları açıklamalarda kendi istihbarat ve güvenlik teşkilatlarının elinde henüz bilgi buunmadığını, açıklamalarını Türk makamlarına dayandırdıkarını defalarca tekrarladırlar.
Temkinli yaklaşılan konuların başında, saldırganın kimliğinin, intihar saldırısı gibi bedeninin parçalandığı bir eylemde bir kaç saat içinde tespit edilmiş olması. Almanya Federal İçişleri Bakanı, saldırganın, mülteci olarak kayıtlı olması sayesinde Türk makamların kısa sürede kimlik tespiti yapabildiğini söyledi, ancak kimliğin saldırıyı düzenleyen kişiye ait olup olmadığı konusunun ise henüz soruşturulduğunu açıkladı. Ayrıca dört kişilik bir Alman ekibin de İstanbul’da soruşturmaya dair bütün bilgileri ve belgeleri incelediğini duyurdu.
Hem uzmanlar hem de medya ise Türkçe basında yer alan ve MİT’in hem Türk hükümetini hem de emniyet birimlerini 17 Aralık 2015 ile 4 Ocak 2016’da iki kez bilgilendirdiği ve uyardığı bilgisine ağırlık veriyor.
MİT’in uyarısında Suriye’den Türkiye’ye girmiş IŞİD militanlarının, yabancı uyruklulara, gayrimüslimlere, turizm bölgelerine, yabancıların ziyaret ettiği ve yoğun olduğu noktalara, konsolosluklara ve büyükelçiliklere, NATO noktalarına canlı bomba eylemcileri ile saldırı düzenlemeyi planladığı bilgisinin yer aldığı ileri sürülmüştü. Ayrıca IŞİD’lilerin Ankara ve İstanbul’a geçmiş olabilecekleri, Türkiye’den de Avrupa’ya geçebileceğine dikkat çekildiği kaydedilmişti.
Tam da bu konuda Alman medyası ve uzmanlar, iki soruyu soruyor;
1- MİT’in bu uyarı bilgisi doğru ise Türk emniyet birimleri artan tehdide karşı, hedef alınacağı belirtilen kişi, kurum ve kuruluşlara yönelik güvenlik önlemlerini derhal arttırdı mı?
2- Bütün bu tehditler konusunda ayrıca Avrupa’yı bilgilendirip, uyardı mı? Bu konuda Alman resmi makamları henüz açıklama yapmadı.
Türk istihbaratı, daha önce, Paris saldırıları ve Münih’te yılbaşı gecesi düzenleneceği ileri sürülen terör saldırıları konusunda Avrupa’yı uyardığını açıklamıştı. Ancak Avrupa ülkelerini uyaran Türkiye’nin, Suruç ve Ankara gibi IŞİD’a mal edilen kanlı saldırıların ardından İstanbul’da neden hazırlıksız yakalandığı sorusu da Alman kamuoyunu meşgul eden bir başka nokta.
Bu sorunun yöneltildiği Federal İçişleri Bakanı Thomas de Maiziere, hiçbir yerde yüzde yüz güvenlik garantisi verilemeyeceğini söyledi ve Paris saldırılarını hatırlattı.
Alman ARD televizyon kanalının ana haber bültenine konuşan Bakan, "Kısa süre öncesine kadar IŞİD’e destek veren, göz yuman bu konuda haber yapan gazetecileri tutuklatan Türkiye’nin güvenilir bir partner olup olmadığı" sorusuna ise ağustos ayından bu yana, en geç Ankara saldırısı ile Ankara’nın IŞİD’e yönelik tavrının netleştiğini cevabını verdi.
Almanya’da kafaları karıştıran bir diğer konu da, salı günü düzenlenen intihar şadırısından sonra Türkiye’nin içerde IŞİD’e karşı operasyonlar yapmasına rağmen, dışarda örgüte yönelik hava saldırısı düzenlemek yerine yine Kandil’i bombalaması oldu. Bu da Erdoğan’ın ve Türkiye’nin önceliğinin hala IŞİD ve radikal İslam ile mücadele değil, PKK ve Kürtler olduğu yorumlarının yapılması sonucunu doğurdu.
Türkiye'nin ne kadar güvenilir bir partner olduğu tartışması, 22 Ocak'ta yapılacak Türk-Alman konsültasyonlarına kadar hararetle devam edeceğe benziyor.
Elmas TOPCU
@topcuelmas