Bunun en önemli göstergesi son üç haftadır devam eden gösteriler. Nicolas Maduro liderliğindeki hükümet her ne kadar olayları yumuşatmak için sık sık dialog, barış çağrıları yapıp, karnaval süresini uzatmak gibi bir dizi yumuşatıcı tedbir alsa da sokaklar durulmuyor. Bolivarcı değişim/devrim süreci toplumu değiştirmekte ne kadar başarılı oldu? Bundan sonra neler yapılabilir?

Bunları yanıtlamaya çalışmadan önce kısaca olan biteni özetleyelim. Venezuela son üç haftadır bir orta sınıf isyanı söz konusu. Bu kriz durumu mülk sahibi kesimler ve ABD tarafından hazırlandı. Özellikle raflarda bir çok ürünün bulunmamasının sorumluluğu en az hükümet kadar bu ürünleri stoklayan, üretimi kısan mülk sahibi kesimlere ait. Maduro hükümetinin muhalefeti bütün yumuşatma çabalarına karşın sokaklardaki hareketlilik henüz yatışmadı. Şu ana kadar Maduro taraftarları, polis ve göstericilerin karşılıklı saldırıları ile geliştirilen provokasyonlar sonucu 20 kişi hayatını kaybetti. Göstericilerin temel talebi hükümetin istifasının yanı sıra enflasyon, yolsuzluk, bazı tüketim ürünlerinin raflarda bulunmayışı ve yüksek düzeyde seyreden suç oranları diye özetlenebilir.
ABD ve Kolombiya hükümetlerinin kışkırtıcı tutumunun da şiddet olaylarının tırmanmasında rolü var. Bu ülkeler olayı BM müdahalesi talep edecek noktaya taşıma gayreti içindeler. En son Panama'nın bu doğrultudaki girişimleri nedeniyle Venezuela Panama ile diplomatik ilişkilerini kestiğini açıkladı.
Sorunun nedenlerine gelince, Bolivarcı Devrim'in büyük kazanımlarına rağmen ülkede değişimi sağlamakta yetersiz kaldığının altını çizmemiz gerekiyor. Chavez öncesi de varolan kronik bir çok sorun çözülememiş durumda. Bunların başında tek ürün petrole dayalı bir ekonominin işaret ettiği açmazlar geliyor. Üretim alanlarının genişletilemeyişi ve çeşitlendirilmemesi “kıtlık”, pahalılık ve işsizliği körüklüyor.
Bir diğer neden Bolivarcı bürokrasinin yine Chavez öncesi olduğu gibi rüşvet ve yolsuzluk batağına saplanmasıdır. Ve daha da kötüsü yapılan araştırmaların gösterdiği üzere tıpkı Türkiye'de olduğu gibi bu durumun halk tarafından kanıksanması.
Yine ülkenin kronik sorunlarından biri ise Güney Amerika ülkeleri içinde Venezuela'nın gündelik suç oranlarındaki yükseklik. Hırsızlık, cinayet, adam kaçırma bunların en önde gelenleri.
Bolivarcı Devrim'in 15 yıllık iktidarı (Chavez'in bir yıldır doldurulamayan boşluğunu da göz önünde bulundurarak söylersek) maalesef ülkeye hakim olan kronik problemleri çözmekten uzak. Bir diğer ifade ile ne Chavez ne de Maduro Venezuela kapitalizmini idare etmekte başarılı değil. Uyguladıkları sosyalist politikalar, örneğin komün ve kooperatiflerin yaygınlaştırılması toplumun yoksul kesimlerinde önemli bir karşılık buluyor. Fakat mevcut üretim ilişkileri dahilinde egemen pozisyonda bulunan mülk sahibi kesimlerin, orta sınıfların toplumsal etkinliği erozyona uğrasa da ortadan kaldırılabilmiş değil.
Bu yüzden önemli bir petrol kaynağını barındıran ülkede ister istemez mevcut sol iktidarın bu kesimler ve çeşitli uluslararası güçler tarafından hedef alınması kaçınılmaz. Sınıflar mücadelesinin içinde bir siyasal varoluş biçimi olarak yine bu kesimlerin her türden şiddeti teşvik etmeleri de doğalarının bir parçası. Ve özel bir ahlakı olmayan mülk sahiplerinin bu mücadele içerisinde gündeme getirebilecekleri her türden insanlık dışı politikayı “doğru ve olması gereken” diye manipüle edip bütün dünyaya pazarlayabilecek iletişim ağına sahip olduklarını unutmayalım.
Gelinen durumda elbette bir fantezi kuramayız. Fakat mevcut isyan hali ortadan kalksa, bir tür uzlaşma sağlansa dahi mevcut iktidarı alaşağı etmek için gayretler hiç bir zaman eksik olmayacaktır. Bu yüzden Bolivarcı devrimi ilerletebilmek için çalışan ve yoksul kesimlerin eylemine dayalı olarak, mülk sahibi sınıflar ve  tüm bürokrasi (1) tedrici olarak dahi olsa  tasfiye edilmeli. Bunun yerine toplumsal mülkiyet ve doğrudan demokrasi zemininde bir düzen kurulmalı.Yoksa Güney'de bir türlü savunma pozisyonundan çıkamayan solun Honduras , Paraguay darbeleri ve Chavez'in kaybıyla hızlanan gerilemesi burada da bir kayba dönüşebilir.
(1) Burada ordunun pozisyonu dikkat çekici bir konum işgal ediyor. Venezuela ordusu hali hazırda Bolivarcı iktidara yakın davransa da, bütün Güney Amerikan orduları ile olduğu gibi Venezuela ordusu ile de ABD, 2. Dünya Savaşı sonrası köklü ilişkiler geliştirdi. Bu yüzden ABD yanlısı bir askeri darbe tehdidi tamamen olasılık dışı değil. Ayrıca  ordunun dış tehditler gerekçesi ile de olsa daha fazla güçlendirilmesi devrimin genel idealleri ile çelişmez mi, sorusunu da aklımızın bir kenarında tutmakta yarar .

AYKAN SEVER