
Kadın varlığımızın temel taşı. Özlemlerimizin dünü, bugünü ve yarını... Hapsedilmiş gerçeklerin ipucunu bize veren varlık. Güldüren, ağlatan, sevdiren, düşündüren, haz veren aydınlık... Yine öldürülen, hiçe sayılan, isimsiz bir eşya gibi saklanan, ezilen, yok sayılan başka bir sınıf gibi ötekileştirilen isimsiz, kimliksiz bir gerçeklik... 'Bizim kadınlarımız...’
Kadın zorun karesinde, erkeğin en zayıf halkasıdır. Ona emek veren kadına karşı, acımasızdır. Öldürücüdür. Sapkındır. Hırsızdır. Kısacası korkunçtur... Her kadını öldüren erkek anasını öldürdüğünden habersizdir aslında. Her kadın katili erkek ana katilidir. Böylesi bir coğrafyanın tam ortasında yaşıyoruz. Yine bireyin anasına yaklaşımı toplumsal bencilliğin oluşmasına sistemsel olarak 'ben, benim, benden, bana’ kavramlarını geliştirmiştir. Bu da başka bir handikaptır.
Her aile bir iktidar zorluğu olarak ülkemizde karşımıza çıkar. Olumsuz, karanlık yüzümüzdür aile gerçekliği, bunu kabul etmekte zorlanırız. Siyasal (Devrim...) yaşamımızda ailenin olumsuz rolü büyüktür. Resmi ideolojinin aşağıladığı korku aile bağnazlığını da geliştirmiştir. İlk duyduğumuz söz şu olmuştur: "Devlete başkaldırılmaz, devlet büyüktür.’’ Bu içselleşmiş korku beraberinde ihaneti de getirmiştir. Acımasız devlet karşısında evlatlarını yitirmek istemeyen analar ve babalar korku psikolojisiyle her zaman evlatlarının karşısında durmuşlardır. Birçok aile çocuklarını ihbar ederek ölümlerini engellediklerini sanmışlardı... Çocuklarının yıllarca cezaevinde kalmasına olanak sağladılar. Buna benzer çok örnek vardır. Bir çeşit ölümü engelleme düşüncesinin yaratmış olduğu başka bir acımasızlık... Hapiste olması mezarda olmasından iyidir... Bu yaygınlık da tarihsel bir handikaptır. Dar aile bilincinin toplumsal bilincin önüne geçmesi... O yüzden ülkemizde her aile, bir devlettir aslında, sarsılması zor bir tabu gibi.
"Anamdan İnciler" kitabı...
Anamdan İnciler, güldürdü beni. Tabulardan sıyrıldım adeta... Zar zor hatırlamadığım ninemi ve yine bizi güldüren rahmetli teyzeme kaydı düşüncelerim. Bir şeyler söyleyen, hep söyleyeceği bir şeyleri olan kadınları her zaman sevmişimdir. Hayranlıkla bakmışımdır... Erkeğe rağmen varlıklarına renk katan bilinçli, esprili kadınlardır bunlar. İşte bu kitapta Necmettin Yalçınkaya’nın anasının ne kadar canlı, ne kadar inatçı, ne kadar zeki, ne kadar umursamaz ve ne kadar arsız olduğuna tanık olacaksınız. Herkesin anasıdır o. En çokta Necmettin Yalçınkaya’nın elbette.
Bir anne sevgisinin duygulardaki yansıması, kadınları anlatıyor duygusuyla resimleniyor kitapta. O inciler hepimizin özlemidir. İnsan en çok annesini özler. Bu kitap tüm annelere özlemin gülen yüzünde sıcak, esprili, komik bir resimdir. Herkes bu resimde kendine dair kareler yakalayacaktır. Çünkü herkesin annesi kendine göre komiktir. Çünkü herkesin anası bir başkadır.
Kontrolü elinde tutan bir kadındır kitabın başkahramanı. İncileriyle varlığını, bizi güldürüp düşündürerek ispatlıyor. İyi de yapıyor; çünkü kendisinden emin olmanın sevgi coşkusudur ananın halleri... O haller inci inci bizi mutlu eden atmosferin de tarihidir. Bir ananın tarihi dedim okurken... Bir çıkış, bir heyecan, üşenmez bir irade gülmecesi... Bu kitap güldüren kadının tükenmek bilmeyen inatçı iradesidir. Önsöz de belirtildiği gibi, geçmişimizin edebiyat dünyasına kazandırılmasıdır. Çok doğru... Bir eleştiridir aynı zamanda. Gördüklerimizi yeniden görmek, duyduklarımızı yeniden duymak hastalıklardan sıyrılmanın da aracıdır. Hâlâ 'var olmanın’ çığlığı da diyebiliriz. Kadınsız yaşam, 'kadınsız devrim’ olmaz ne kadar doğru bir tespit. 'Kadının, anaların olmadığı hiçbir devrim başarıya ulaşamaz.’ Bu söylemler kendini özgürlük hareketinde somutlaştırıyor. Beritanlar, Zilanlar, Beseyler, Semalar ve birçok isimsiz kahraman bu gerçekliğin kanıtlanmış ruhudur. Hepimizin güldüğü, ağladığı, özlediği diğer yanımızı tamamlıyorlar. O yüzden gülen yüzümüzdür kadınlar.
Evet, kadın bir bebek doğurdu, ana oldu. Ve o ana evladını güldürdü, müdahale etti, dâhil oldu, sevindirdi, kızdı, sevdi, anladı, anlamadı... Sonra herkes güldü. İşte o gülüş toplumsal mutluluktur.
YUSUF DEÐİRMENCİ