Kobanê direnişini nasıl buldunuz?
Elbette Kobanê büyük bir direniş, dünyada ve bölgede ses getirdi ama olayı Kobanê ile sınırlamamak lazım. 2012 yılında Kobanê’de Kanton örgütlenmesi dikkat çekti. Öcalan’ın cezaevi sürecinden sonra başlayan yeni politik belirlemeleri, ulus devlet değerlendirmeleri, yeni paradigma bizde PKK çizgisi nereye gidiyor sorularına yol açtı. Öcalan belirlemelerinde katılımcı özyönetimlerden bahsediyordu. 1800-1900 yılları başlarındaki ararşizm söylemleriyle benzerlikler dikkatimizi çekiyordu. Elbette etkilenmeye, tartışmaya ve anlamaya çalışıyorduk.

Öcalan’ın belirlemeleri ve bunun bir ölçüde Rojava’da hayat bulması, bu tartışmalarınızı etkiledi mi?

Bundan 4 yıl önceye gitmek istiyorum. Dünya Anarşizm Buluşması çerçevesinde ikinci kez toplanmıştık. Biz de Karakök olarak komiteye girmiştik. PKK ve Öcalan’ın yeni açılımlarının anarşizme yatkınlığını savunduk ve programa PKK’nin alınmasını istedik. Birçok ülkeden örneğin Meksika, Çin, Hollanda’dan anarsişt gruplar tarafından tepkiler geldi.
PKK’nin otoriter bir örgüt olduğunu savunuyorlardı. Balkan Federasyonu, uzun süre PKK’yi takip ediyor ve ilgi duyuyormuş ve bize destek verince PKK’den bir temsilci arkadaşın katılımını sağladık. PKK’li arkadaşın konuşması, Almanca, İngilizceye çevrildi. Konuşma büyük ilgi gördü ve böylece PKK çizgisi anarşist gruplar içinde yayıldı ve destek bulmaya başladı. Ondan sonraki süreçte bizim de ilişkilerimiz gelişti ve ilk adım olarak ‘Metin Aydın ile Dayanışma Komitesi’ kurduk ve çalışmaları genişletmeye başladık.

Rojava’ya sonra mı gittiniz?

Evet ondan sonra Kobanê Otonom ve Anarşist Delegasyon Grubu’nu kurduk ve bölgeye gönderdik. Bu benim ikinci gidişim oldu. Şu anda 5 arkadaşımız Pirsûs kampında insani yardım çalışmalarını devam ettiriyor. Kobanê ve Rojava’ya ilişkin çalışmalarımız artarak sürecek. Şu anda bir çok kurum ve kuruluştan gözlemlerimizin paylaşılması için davet alıyoruz.

Kobanê’deki Kürtleri gördükten sonra Avrupa’daki Kürtlerin hareketliliğini yeterli buluyor musunuz?

Rojava’da ve Kobanê’de ölüm kalım savaşı veriliyor. Oradaki Kürtler bunu günlük yaşıyor ve hissediyor. Hepsi bu devrimin tek kurtuluşları olacağı bilinciyle ölümüne hizmet ediyor, elinden gelen herşeyi, sahip olduğu herşeyi devrimin hizmetine sunuyor. Kişisel kaygılara ve hesaplara kapılmıyorlar. Avrupa’da sanki buna uygun bir destek hala verilmiş değil. Devrimi yeteri kadar yaşamıyor ve bilince çıkaramıyorlar gibi gözüküyor.

Rojava kantonları ve meclis sistemini incelediniz mi?

Elbette. Zaten gidişimizin temel gerekçelerinden biriydi. Evet bir devrim gerçekleşti. Halk, özyönetimi, devrimi devraldı. Ama klasik olarak bildiğimiz meclislere ya da İsviçre kanton örgütlenmesine benzemiyor. Buralarda birileri yine halkın tepesinde iktidar. Ama Rojava’da inisiyatif tümüyle halkın iradesinde şekilleniyor. Bilinenlerin aksine aşağıdan yukarıya doğru yönetiliyor.

Biraz açar mısınız, örnek verir misiniz?
Örneğin Rojava’da Kent Meclisleri dışında köylerin meclisleri var. Bu durum belde, ilçe ve mahallelere kadar uzanıyor. Her meclis sorunlarını merkeze taşımadan çözebiliyor. Bir mecliste herhangi bir konunun oylanmasında yüzde 70 evet dese bile bu burjuve demokrasilerinde olduğu gibi çoğunluğun kararı diye kabul görmüyor. Kalan yüzde 30’un ikna edilmesi süreci başlıyor ve bu oran en aşağıya çekildiğinde karar kabul ediliyor. Halk kent meclislerinden aldığı kararların onayını beklemiyor, sadece aldığı karar konusunda onları bilgilendiriyor.

Rojava’daki devrim, duygu düzeyinde size nasıl yansıdı?

Bize göre Rojava Devrimi savunduğumuz anarşizmin dünyada ilk gerçekleştiği, yaşam bulduğu bir devrim oldu. Bunun için bir kitap hazırlığımız da var. Bu devrimi görmek ve yerinde yaşamak inanılmaz güzeldi. Bize göre anarşist bir devrim. Biz orada köylülere ‘anarşizm’ nedir diye sorduk. Hiç bilmiyorlardı. onlara “Senin Kobanê’de yaşadıkların ne ise anarşizm o dur” dedik. “Tamam anladık o zaman” dediler.
Aslında anarşist bir devrim. Bütün dinleri, azınlıkları, mezhepleri, partileri, gençlik, kadın, meslek ve benzeri bütün alanları tümünü içine alıyor. Hiyerarşi, otorite, merkezicilik gibi olguların olmaması da bunun bir göstergesidir. Asıl güç halktır. Zira anarşizm bir bireyin iradesi ve vicdanıdır. O bunlarla karar verir. Elbette devrimin sorunları da var. Bölge, uluslararası koşullar, üretim vb koşulları hayli güçlüklerle dolu. Real bir devrim değil. Süreç içindeki gelişmeler devrimin kaderini belirleyecektir ama halkın kararlılığı, öncülük, direniş, devrim konusundaki umutlarımızı arttırıyor.

Çok ilginç anılarınız oldu mu?

Elbette. Halkla konuşmalarımızda, meclislerin çalışmalarında ilginç şeylerle karşılaştık. Örneğin meclislerde kadınların yüzde 40 kota hakkı var. Kadın meclisleri var. Kadınlar için özel okullar var ve buralarda her alanda eğitim görüyorlar. Şiddet gören bir kadın eşinden çekinmeden konuyu mecliste gündeme getirebiliyor. Erkeklerle görüşmeler yapılıyor, eğitsel yaklaşılıyor ve iyileştirmeler sağlanıyor. Yani sorunu ceza sisteminden çok, ikna ve eğitimle çözerek, sorun yaşayanların sağlıklı bir biçimde toplum içinde kalmaları sağlanmaya çalışılıyor. Küçük suçlar cezalandırılmıyor, eğitim esas alınıyor. Sadece büyük suçlar için hapis cezaları veriliyor.

Söz konusu ziyaretlerinizi, çıkardığınız sonuçları bundan sonra nasıl şekillendirme eğilimindesiniz?

Kitap hazırlığımız sürüyor. Çalışmalarımızı uluslararası düzeye taşıyacağız. Rojava Devrimi’ne destek amaçlı proje ve planlamalar geliştireceğiz. Kendimiz her alanda yardım çalışmaları için faaliyetleerimizi arttıracağız. Zaten sürece dahil olduk ve sürece dahil olan güçlerle ortak çalışmalar ve planlamalar geliştiriyoruz.


ALİ ÖZŞERİK/ZÜRİH