Bir sürecin güven verici olması için öncelikle karşınızdakinin önerilerini anlama çabası ve asgari nezaket göstermeniz gerekir. Davet ettiğiniz bir kısım akademisyen, kimi toplumsal dinamikler ve nihayet masaya çağrılan bir siyasi parti, kurucu iradeyi yansıtacak bir anayasa meclisi önerdiğinde, siz bunu peşinen „fantezi“ olarak tanımlayamazsınız.
Anayasa yapım yönteminde ortaklaşmayı gündeminize laf olsun diye almış olsanız bile bu sürecin tartışmalarını tüketmelisiniz. Daha ilk günden kafanıza yatmayan ya da işinize gelmeyeni „fantezi“ diye kestirip atmak nasıl yorumlanmalıdır. Ya tahammülsüzlük ya da bilinçli baskı kurarak karşınızdaki iradeyi etkisiz hale getirme tercihinden, hatta her ikisinden ve belki daha öte beklentilerden söz edebiliriz.
Bu tablo bile ortaya çıkacak anayasanın ne denli demokratik mantalitenin eseri olacağını göstermeye yeter. Usul, esasın parçasıdır. Bu anlayışla, anayasa yapım sürecinin katılımcı kılınması imkansızdır.
Daha dereyi görmeden paçalarını beline kadar sıvayan sivil toplum temsilcileri, „kurucu meclis“ tezine kendileri inanmıyorsa bile süreci yöneten meclis başkanına cevap vermelidirler. Tarafsız olması beklenen bir otorite bu denli inisiyatif kullanacaksa partilerden bir komisyon kurmanın da anlamı kalmaz, sivil toplumla danışma mekanizmalarının da.
Anayasayı bugüne kadara değiştirmeyenler etrafa hakaret etme yetkisi ile hareket etmek yerine önce rüştlerini ispatlayacak adımlar atmalıdırlar. Bu güne kadar çıkarılan temel yasaların ne denli demokratik performans taşıdığı ortadadır. Bırakın TCK, TMK gibi düzenlemeleri, seçim ve siyasi partiler yasasında hiçbir ciddi adım atmamak bile niyet, irade dengesini göstermektedir.
Mevcut meclis anayasa yapma yetkisini tek başına kullanmakta bu kadar kararlı ise neden bu güne kadar beklenmiştir? Meclis anayasa yapmaya cesaret etti de birileri onun elini mi tuttu? Halka gerekçesi açıklanmayan hiçbir adım meşru değildir. Siyasette güç keyfi davranmayı beraberinde getirdiğinde süreç tıkanır, mekanizmalar felç olur.
Anadolu’da meşhur bir söz vardır. „Büyük lokma ye, büyük laf etme“ derler. Bu meclisin ne kadar yetkin olup olmadığını çok değil birkaç ay sonra göreceğiz.
Biz yaptık oldu, tecrübesi ile oynamayı göze almışsanız, söylenecek çok şey kalmamış demektir. Bu durumda da arada itibarı sarsılan sadece siyaset kurumu değil onunla aynı fotoğraf karesine giren sivil örgüt temsilcileri olacaktır.
Değerler ve toplumdan yana olmakta kararlı, ısrarlı olan bu süreçten sağlam çıkar. Siyaseten intihar etmeye karar veren için yapılabilecek çok şey yoktur. Süreçten kopmayalım, işin dışında kalmayalım derken „suç ortağı“ olmak, çok daha ağır fatura doğurur.
Zaten toplumda karşılığı olmayanlar için her türlü rol kapma çabası anlaşılabilir. Ama kendisine yönelik beklentinin sorumlu davranmayı zorunlu kıldığı yapılar attıkları her adımda son derece dikkatli olmalılar.