İngiltere Gündemi
İngiltere Başbakanı David Cameron meclis içinde de dışında da yaptığı demeçlerindeki sert çıkışlarıyla ve keskin diliyle bilinir. Kendi parti içerisindeki diğer milletvekilleriyle çatışmaktan çekinmez; fikrini ayan beyan dile getirir. Ancak asla Almanya Başbakanı Angela Merkel ile aşık atamaz. Birçok sebepten ötürü iki başbakan defalarca karşı karşıya geldiler de, Cameron Merkel’le baş edemedi. Merkel işte. Yeri geldiğinde Ukrayna konusunda Amerika ile birlikte topa gireriz deyip Rusya’ya meydan okumuş, yeri geldiğinde telefonlarının dinlendiği skandalı patlak verince İngiliz istihbaratına büyük azar çekmiş yaman bir siyasetçi. Ne de olsa Almanya’nın 1871 yılında modern bir devlet olmasından bu yana Almanya’yı yöneten ve yeniden birleştiren ilk kadın Federal Almanya Cumhuriyet şansölyesi olarak biliniyor. Doğu Berlinli olmasına rağmen Solun en büyük düşmanı olsa da AB seçimlerinde yükselen Sağ Muhafazakar yükselişten de rahatsızdır aynı zamanda.
Merkez Sağ görüşlü Merkel ile Muhafazakar partili Cameron’ın atışmalarına tanık olduk bu hafta. Cameron, Hıristiyan Demokratların (EPP) AB Komisyonu Başkanı adayı ve eski Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude Juncker’ın Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı olmasına karşı olduğunu sert bir dille ifade etti. Juncker’ın AB Komisyon Başkanı olması yönündeki öneriyi kabul etmenin AB’nin demokratik meşruluğunu güçlendirmek yerine, alttan alta bunu yıkacağını ileri süren Cameron, bunun, seçmenin onayı olmadan gücü, ulusal parlamentolardan Avrupa Parlamentosu’na vermek anlamına geleceğin düşünüyor.
Cameron’a göre Juncker, AB için reform taleplerini karşılayamayacağını düşünmekle birlikte adaylık meselesinde Brüksel’in çok buyurgan olduğunu düşünüyor. Cameron, lideri olduğu Muhafazakar Parti gelecek yılki genel seçimi de kazanırsa ülkesinin 1973’ten bu yana sürdürdüğü AB üyeliğini referanduma götürmek istiyor. Cameron, AB’nin reforma ihtiyacı olduğunu ve Brüksel’e fazla yetki verilmemesi gerektiğini yeri geldiğinde savunuyor. Cameron, 2015 seçimlerini kazanmasına durumunda AB üyelikleri konusunda ülkeyi referanduma götürmeye söz verdi. Keza, 2015’de Cameron hükümetinin tekrar kazanmasına şüpheyle bakılıyor. Yapılan istatistiklere göre Muhafazakar Parti, İşçi Partisi’nin çok gerisinde seyir alıyor.
Cameron’a göre Merkez Sağcı Juncker’ın Avrupa Komisyonuna başkanlık yapması durumunda Britanyalıların AB karşıtlığının artmasına neden olup referandumda, ‘AB’den çıkmak istiyoruz’ oyları çoğunlukta olacak. Göreve atanmasına rağmen, Cameron vazgeçmiyor. 26 Haziran’da AB liderleri toplantısı öncesine kadar Juncker karşıtlığı yönünde lobi çalışmaları yapmaya hazırlanıyor. Kimi kaynaklara göre Cameron tek değil.
Cameron’un bu açıklamalarına ve Juncker’a karşı kampanya çalışmalarına karşın Merkel sert bir çıkış yaptı. Merkel, tam bir Juncker destekçisi. Yaptığı basın açıklamasında Avrupa Komisyon Başkanlığına kimin seçileceğine kendilerinin bileceği iş olduğunu söyleyerek Cameron’a bir nevi haddini bildirdi. Bu açıklamanın hayati önemi Almanya’nın, AB üyeliğinde İngiltere’yi aslında çoktan gözden çıkarmasında yatıyor.
Kısacası Cameron, Juncker’ın göreve atanmasıyla AB’deki söz hakkının azalacağını düşünüyor. Diğer Merkez Sağ liderlerine karşı AB’de hayati kararlarda etkisinin azalacağını düşünüyor. İngiltere, Euro bölgesini tehdit eden finansal risklerin kendisini de etkilemesinden ve mali istikrarsızlığın büyümesinden endişe ediyor. AB’nin üretim düzeyinin sürekli olarak düşmesi ve bu üretimin de Almanya’ya bağımlı olması ha keza İngiltere’yi kızdıran bir durum.
Cameron, AB’yi ‘çılgın bir proje, aydınların kibir abidesi, başarısızlığa uğraması kaçınılmaz olan bir program’ olarak değerlendiren merhum eski Başbakan Margaret Thatcher’ın sıkı takipçisi. 200 yıla yakın bir süre tüm dünyayı yönetmiş olan bir imparatorluğun, AB içerisinde Fransa ve Almanya’dan daha az bir role sahip olmayı içinde sindirmesi kolay değil elbette. Sindirmeyecektir de.