
Bilim-Teknik GÜNDEMİ
Anılarımız sadece geçmişimizle alakalı değil, onlar bizim benliğimizin ve düşüncelerimizin hammaddesi. Peki anılar beyinde nasıl oluşuyor, neye benziyorlar? Beynimiz nasıl dış dünyadan bilgiler toplayarak daha sonra kullanmak üzere depoluyor.
Günlük olarak nefes alıp vermek gibi kolayca yaptığımız şeyleri nasıl olup da yapabildiğimize dair soruların cevaplarının bu kadar zor, hatta imkansız olması çok da yabancı olduğumuz bir durum değil. Bilim dünyası uzun yıllardan bu yana insan beynin karmaşık yapısını inceliyor.
Anıların beyinde nasıl oluştuğuna dair ilk çalışma 1960’larda deniz sümüklüböcekleri üzerinde gerçekleştirilmişti. Oldukça büyük nöron hücrelerine sahip olan sümüklüböceklerde, canlı yeni durumlarla karşılaştı mı hafızasının nasıl oluştuğunu izlemek mümkündü.
Buradan elde edilen verilere göre anı oluşumu sırasında bir nöronla başlayan kimyasal ve elektrik reaksiyonu ya yeni bağlar kuruyor ya da varolan bağları güçlendiriyordu. Bu çalışma nörobilimler açısından o kadar verimli oldu ki ekibin başındaki Eric Kandel, 2000 yılında sümüklüböcekler üzerindeki araştırmaları nedeniyle Nobel ödülüne layık görüldü.
İnsanlarda anı oluşumu
İnsanlarda anı, anı oluşumu konusundaki bulgu oldukça trajik bir hikaye ile başladı. 1953 yılında 27 yaşındaki Henry Molaison, sara nöbetleri yüzünden bir doktora gitti. Molaison’un nöbetlerinin beynin arka kesiminin iki tarafında yer alan hipokampustan kaynaklandığını düşünen cerrah bu bölgeleri bir ameliyatla aldı.
Bu ameliyatın Molaison açısından sonuçları oldukça dramatik oldu. Ameliyattan sonra hiçbir düşüncesini uzun süre aklında tutamayan Molaison, 15-30 saniyelik bir hafıza ile yaşamaya başladı. Ameliyat öncesindeki hafızasını koruyan Molaison, yeni hiçbir şeyi bir daha hatırlayamadı.
Bu hata hipokampusun anıların oluşumundaki rolünün araştırılmasına neden oldu. Beynimizde her biri diğeriyle 1000 farklı şekilde bağ kurabilecek 100 milyar nöronun anıları oluşturmasını sağlayan merkez olarak görülen hipokampus bugün bu alandaki araştırmaların odağında.
Araştırmalara göre hipokampus her anı oluşumda etkin role sahip değil. Örneğin bir gülü kokladığınızda beynin koku alma, görme vs bölgelerindeki aktivite artarken hipokampusun bu tür anılarda çok fazla aktif hale gelmediği görülüyor. Öte yandan sevdiğimiz bir şarkıyı duyduğumuz ve onunla ilgili çağrışımlar yaptığımız zaman ise hipokampustaki aktivite belirgin bir şekilde artıyor.
Yön bulmanın anahtarı
Bilim insanlarının yaptığı deneyler hipokampusun farelerde yön bulma konusunda hayati bir rol üstlendiğini gösteriyor. Yapılan deneylerde hipokampusta aktif olan nöronlara bakılarak farenin deney alanında hangi noktada olduğu tahmin edilebildi.
Araştırmacılara göre insan gibi yemek için hareket etmek zorunda olan tüm canlıların beyinlerinde konum en önemli hafıza özelliklerinden biri. Memeli hayvanlar çok daha komplike bir düşünce mekanizmasına sahip olduğu için hipokampusları da oldukça gelişkin. Bu bölüm neredeyse insan için bir navigasyon görevi görüyor.
İnsanların hipokampuslarında da belirli bölgeler sadece belirli koşullarda harekete geçiyor. Örneğin 2005 yılındaki ünlü Jennifer Aniston deneyindeki, deneklere Aniston’un fotoğrafı gösterildiğinde hipokampuslarında belli nöronların aktif hale geldiği görüldü. Hatta Anniston’un adının duyulması ya da okunması sırasında da hipokampusta sadece belirli nöronlar aktif hale geldi.
Bilim insanlarına göre hipokampustaki 1 milyara yakın hücre anıların oluşturulması ve işlenmesinde anahtar konumda.
Anılar sadece geçmişe bağlı değil
Araştırmalar anıların sadece geçmişle ilgili olmadığını, günümüz ya da gelecekten beklentilerin de yine anılar şeklinde işlendiğini gösteriyor. Hipokampus bölgesi çeşitli nedenlerle zarar gören hastalar gelecekle ilgili hayaller kuramıyor, planlar yapamıyorlar. Bu da anıların, hipokampusun düşünmemizde ve benlik oluşumunda ne kadar etkin bir rolü olduğunu gösteren nitelikte.
Uzaylılar bizi izliyor...
İnsanlık galaktik ölçülere göre oldukça kısa bir süreden bu yana uzayda komplike zeki yaşam formları yani popüler deyimle uzaylıları bulma peşinde. Peki gelişmiş bir uygarlığa sahip olan uzaylıları bizi fark etme şansları ne?
Bilim insanlarının yaptığı hesaplara göre ilk TV yayınlarının başlandığı günden bu yana, yani yaklaşık 1950’lerden beri uzaya TV dalgaları ışık hızında yayılıyor. Bu da uygun ve son derece güçlü bir alıcıya sahip olmaları durumunda 50 ışık yılı uzaklıktaki yıldız sistemlerindeki uygarlıkların bizden haberdar olmaları mümkün. Eğer bu alan içindeki yıldızlarda, sözgelimi HD40307 yıldızı çevresinde uygarlık varsa şu anda uzaylılar Beatles dinliyor olmalı.
Bilim insanları çok güçlü alıcılara sahip olunması durumunda dünyadan yayılan zayıf TV dalgalarının takip edilip çözülebileceğine inanıyor. 50 ışık yılı çapında bir daire çizdiğimiz zaman en az 7 yıldız sistemini kapsayan bu alanda uzaylı bir medeniyetin olma şansı oldukça zayıf gözüküyor.
Bilim insanları bunun dışında gezegenimizin 2 milyar yıldan bu yana oksijen barındırmasının da çok uzaktaki uygarlıkların dikkatini çekmiş olabileceğine inanıyor. Ancak bu kadar uzak noktalardan dünyadaki medeniyet hakkında başka bilgiler alınması mümkün değil.
‘Hormonlu’ Süpernova gizemini koruyor
Bilim insanları geçtiğimiz yıl keşfedilen ve bugüne kadar görülen en parlak süpernovadan iki kat daha parlak olan ASASSN-15LH’nin gizemini çözmeye çalışıyor.
Süpernovalar devasa yıldızların ömürlerinin sonunda kendi çekim güçleri altında çökerek patlamaları sonucunda oluşuyor. Evrendeki en parlak ve enerjik yapılardan biri olan süpernovalar astronomların en çok ilgisini çeken gökcisimlerinden biri.
Bilim insanları geçtiğimiz yıl gelmiş geçmiş en parlak süpernovayı keşfetmişti. ASASSN-15lh adı verilen gökcisminin parlaklığının kaynağı ise bilim dünyasının kafasını karıştırmış durumda.
Keşfi yapan Ohio Eyalet Üniversitesi’nden Krzysztof Stanek’e göre bahsi geçen süpernova adeta hormonlu. Çok parlak olan bu süpernovanın oldukça yaşlı ve büyük bir galaksinin içinde nasıl oluştuğu konusunda soru işaretleri olduğunu söyleyen Stanek, “bu diğer yıldız patlamalarından çok daha fazla sıcaklık yayıyor. Bu astronomların bunun ne olduğu konusunda emin olmadığını gösteriyor” dedi.
İnsanlar soğuk iklimlerde 45 bin yıl önce yaşamaya başlamış
Sibirya’da bulunan ve avlandığı tespit edilen 45 bin yıllık bir mamut kalıntısı insanların soğuk iklimlerde düşünülenden 10 bin yıl önce başladığını ortaya çıkardı.
Bilim insanları Sibirya ve daha kuzeyindeki bölgelerde insan yaşamının 35 bin yıl önce başladığını düşünüyordu. Ancak kuzeybatı Sibirya’da insanlar tarafından avlandığı tespit edilen 45 bin yıllık mamut kalıntısı hesapları altüst etti. Bunun yanı sıra aynı dönemlerde kalma ve okla yaralandığı tespit edilen bir kurt kalıntısı da bu bulguyu destekler nitelikte.
Bugüne kadar yapılan hesaplar Sibirya’daki kabilelerin bir göç güzergahı izlediklerini gösteriyordu. Amerika kıtasına yayılmanın bu bölgeden göçlerle 20 bin yıl kadar önce olduğuna inanan bilim insanları artık hesaplarını yeniden yapmak zorunda kalacak.
Saint Petersburg Bilim Akademisi’nden Vladimir Pitulko, insan kabilelerinin düşünülenden çok daha önce Kuzey Amerika’ya Bering Boğazı üzerinden ulaşmış olabileceğini ifade etti.
Evinizde 100 değişik canlı
ABD’li bilim insanları ortalama büyüklükteki bir Amerikalı’nın evinde ortalama 100 farklı canlı türünün barındığını tespit etti.
Kuzey Karolina’da yapılan bir araştırmanın sonucuna göre ABD’de evlerde 570 farklı tür hayvana rastlandı. Böcek, örümcek, mayt, sinek, karınca ve farelerin ağırlığını oluşturduğu hayvan türleri konusunda ev sahiplerine bilgi verince çok şaşırtıcı tepkiler aldıklarını ifade eden araştırmacı Matt Bertone, girdikleri evlerde bulunan 554 odadan sadece 5’inde hiçbir hayvan türüne rastlamadıklarını anlattı.
Araştırmanın sonuçlarına göre kitap kurdu ve bazı örümcek türleri artık sadece evlerde görülmeye başlandı.
HAZIRLAYAN: Doğan Barış ABBASOÐLU
abbasogludogan@hotmail.com