EGÎD EREN/HABER MERKEZİ

1992 Newroz’unda Nisêbîn katledilen 16 yurttaşın anısına yapılan ‘Kurşunlanmış Eller’ anıtı kayyum olarak atanan İlçe Kaymakamı Ergün Baysal tarafından yıkılarak, yerine saat kulesi konuldu.

1992 yılında Şirnex’in Cizîr ilçesinde Newroz bayramını kutlamak isteyen binlerce insanın üzerine kontralar ateş açtı, Mardin’in Nisêbîn ilçesinde bu katliamı protesto eden halkın üstüne panzerler sürüldü, insanlar tanklarla ezildi, ateş altında kaldı. 'Vur emri var, geri dönün' anonslarına karşın Nisêbîn halkı, Cizre’de yaşanan vahşetin doğurduğu öfkeyle Kürdistan tarihine 'Nisêbîna Rengîn' olarak ismini yazdırdı. Bu başkaldırış destanında ‘faili meçhul’ cinayetlerde elleri olan paramiliter güçler, Nisêbîn’de ikinci bir Halepçe Katliamı yaşattı. Dönemin İçişleri Bakanı İsmet Sezgin, Çağ Çağ deresinin kana bulandığı katliamda, katliamı gerçekleştirenleri tebrik etti. Protesto eyleminde yaşamını yitiren 16 yurttaşın anısına, katliamdan tam 21 yıl sonra 2013 yılında Devrim Mahallesi Newroz Meydanı’nda inşa edilen anıt, 2018’de Belediye’ye kayyum olarak atanan İlçe Kaymakamı Ergün Baysal'ın kararıyla yıkılarak, yerine saat kulesi kondu.

Anne: Ölülerden kuleler yaptılar…

Yaşanan katliamdan şans eseri kurtulan Nüre Anne, oğlu Süleyman’la protesto eylemine katılmıştı. Hayatını değiştiren o günü 'bir kadının cansız bedeninin nehirdeki suyu kızıla boyadığını' dün yaşanmış gibi aklından çıkaramıyor. Nüre Ana, 7 yaşındaki oğluyla gittiği eylemde yaşadıkları vahşet nedeniyle oğlu Süleyman akli dengesini kaybediyor. Oğluna her baktığında o günü hatırlayan anne, Cizre saldırısına karşı acıyı yüreklerinde yaşayan Botanlı kadınlardan sadece birini temsil ediyor.

Yaşıyor muyum?

Vahşetin üzerinden 26 yıl geçse de Nüre Anne, Şehitler Köprüsü’nde yaşadığı tanıklığı şu duygularla anlatıyor: “Kurtulduk dedik ama o günden sonra yaşıyor muyum, ölü müyüm onu ben de bilmiyorum. O günü yaşayan biri kendine nasıl gelebilir ki? Yaralılara basıp işkence ettiler. Bir sürü kişi böyle hayatını kaybetti. Kadınlar kendilerini çocuklarına siper etmişti. Birçoğu hayatını bu şekilde kaybetti. Bir kadın panzerin altında ezilmemek için kendini nehre atarken kurşunların hedefi olup katledildi. Kanları nehrin sularını kızıla boyadı, beyaz tülbenti ve rengarenk elbiseleriyle nehrin akıntısıyla sürüklendi. O anlar halen gözlerimin önünde. Beyaz tülbentli cansız bedeniyle arkasında bizi bırakarak sonsuzluğa uğurlandı. Günlerce kadın arkadaşımızın cansız bedeni bulunamadı. Daha sonra Rojava tarafında bulunup orada defin edilmişti. Rojava halkı daha sonra yaşadığımız vahşeti öğrenmiş ve şehidimizin mezarını kitlesel olarak ziyaret edip, bağrına basmıştı."

Tarihçe: Ölüme direnen Süleyman!

Yaşanan saldırı sırasında çocuğu Süleyman'ı kaybeden Anne Nüre, kendisine geldiğinde oğlunu aramaya koyuluyor.  Oğlunu kaybetmesinin üzerinden günler geçtiğini ve tam umudunu kaybettiği sırada oğlunun Mardin Devlet Hastanesi’nde yoğun bakımda olduğu haberini aldığını söylüyor. Süleyman’ın cenaze aracından ölüler morga taşınırken yaşadığının fark edildiğini anlattan anne, çocuğunu kemikleri kırık ve bir çok yerinden kurşunlanmış halde bulur.

Çocuğun gözyaşlarına sarılan anne, “Zor bir şekilde hayatta döndürdük. O günden sonra oğlumun psikolojisi bir türlü düzelmedi, çocuğum akli dengesini kaybetti. Oğlumu cesetlerin toplandığı araca atmışlar. Hastane morguna ölüleri taşırken, nefes aldığını fark ediyorlar. O günden sonra hayatımız çok değişti” diyerek anlatıyor o gün yaşadıklarını.

  

21 Mart nedir?

Katliama karşı ortaya konulan direniş destanını yaşayan Cemal 21 yıl sonra 16 yoldaşının anısına yapılan anıta sarılıyor. Cemal, anıtın yapıldığı günden itibaren vahşetten kurtulan birçok kişi gibi her sabah anıtın yapıldığı yere uğruyor. ’92’yi yaşayanlar olarak anıtın açılışını dört gözle bekliyor. “Bize 21 Mart nedir? diye soranlara bu anıtın hikayesini anlatıyoruz” diyen Cemal, 2013 Newrozu'nda 16 yoldaşının anısına açılışı yapılan ve kurşunlanmış ellerinde taşıdıkları meşaleleri sembolize eden anıtı göstererek, “Türk devleti, Kürt halkı olarak kendimizi yönetebildiğimizi gördükten sonra, şehrimizi bombalayıp, temsicilerimizi zindanlara atıp, anıtlarımızı kepçelerle yıktı. Partimizin kuruluşundan bu yana ilçemizde meşaleler hep yandı. Değerlerimizin anısını özyönetim direnişlerinde olduğu gibi hayatımız pahasına savunacağız. Nisêbîn’de hiç bir zaman Newroz meşalesi sönmedi. Rahşan Demirel gibi nerede olursak olalım Newroz ateşini halkların özgürlüğü için yüreğimizde yakacağız…” diyerek konuştu.

Amed haber bekliyor!

Anıtın açılışını yerel ve uluslararası gazetecilerle birlikte Dicle Haber Ajansı (DİHA) Muhabiri alarak takip ettim. Ellerinde Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın posteriyle, Newroz Anıtının etrafında halaylara duran binlerce Nisêbînlinin slogan ve zılgıt sesleri Bagok Dağları’nda yankılanıyordu. İlçenin dört bir yanından öğrenci, genç, sendikalı ve kadınlar kortejler halinde alana akıyordu. Halkl 40 yıllık çetin savaşta yitirdikleri evlatlarının anısını yaşatmak için alanı hınca hınç doldurmuştu. Nisêbîn yeniden tarih yazıyordu. 60 bine yakın yurttaşın yanı sıra ’92 Newrozu’nda bedenini ateşe veren Rahşan Demirel’in annesi, dönemin Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı Ahmet Türk gibi isimler anıtın açılışını yaparak ''Kurşunlanmış Eller'' heykelinde tutulan meşalelerde Newroz ateşini yaktı. O dönemin Belediye Başkanı Ayşe Gökkan, “Ölenlerin unutulmamasını sağlamak ve evlatların anısını yaşatmak için böyle bir heykel yaptık" diyor.

Sunucu: Kurşunlanmış eller bizdik!

’92 yılıda 16 yurttaşın katledilmesi anısına 2013 Newrozunda yapılan anıtın açılışını Davut Yarıcı yapmıştı. Yarıcı, 6 Şubat 1992’de faili meçhul cinayetler sürecinde katledilen ve Nisêbîn’de herkes tarafından tanınan ve sevilen Necim Yarıcı’nın oğlu. Yıllar sonra Almanya’da görüştüğümüz Davut Yarıcı, anıtın halkın umut ve acılarını temsil ettiğini ifade etti.

“Toplumsal değerlerimizi ve katledilen 16 yurttaşımızı sembolize eden kurşunlanmış eller bizdik. Onlar özgürlüğün meşaleleriydi” diyen Yarıcı, panzerle ezilen insanların üzerine Devlet Hastanesi’nin pencerelerinden ateş açıldığını da hatırlattı.

‘Örgüt propagandası’

Nisêbîn Belediyesi, 92 Newroz’unda bedenini ateşe veren Rahşan Demirel, Kamuran Dündar ile Musa Anter gibi Kürt halkının değerleri için bir anıt yapmayı düşüyordu. Yarıcı, ilçe sakinleriyle birlikte yapılan tartışmalardan sonra öldürülen 16 yurttaşın anısına anıt yapmayı kararlaştırdıklarını ve açılışının Newroza denk gelecek şekilde karar aldıklarını söyledi. Yaracı açılış konuşmasına ilişkin, “Halkın direnişinden aldığım enerjiyle, çeşitli tarihlerde işkence gören ve zindanlarla sınanan bir iradeyle sahneye, binlerin huzuruna çıkmıştım. Anıtın açılışında yapmış olduğum konuşmalar nedeniyle ‘örgüt propagandası’ iddiasıyla 4 ay Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi’nde yattım. Zaten herşeyi göze alarak sahneye çıkmıştım” dedi.

Anıtın Nisêbîn’in kalbine dikilmesinin gururunu halen yaşayan Yarıcı sözlerini şöyle sonlandırdı: “Türk devleti Efrîn'de Demirci Kawa heykelini yıktı. Bu sürecin Kürtler için bir sınav olduğunu düşünüyorum. Bir korku imparatorluğu yaratılmış ve bunun getirdiği bir moralsizlik var. Bu halin yok olabilmesi için sanatın misyonunu oynayarak bu olumsuz havayı ortadan kaldırması lazım.1990’lardaki ruhtan söz ediyoruz ama Kürtler artık değişti. Yani ruh olarak bunu taşıyabiliriz ama yol, yöntem değişmek zorundadır. Bir gün anıtlar yerlerine tekrar dikilecek. Asla umudumu yitirmedim…”

Yerini hatırla, yerini düşün

Nisêbînli Oldar Eren, Newroz anıtının öz yönetim direnişinde bombalanan kentte ayakta kalan tek hafıza ve yıkılan mahallerin tanığı olduğuna işaret etti. Kurşunlanmış Eller Anıtı’nın, öldürülen gençlerin, yıkılan mahallerde yapılan baskının, ortaya konulan tarihi direnişin tanığı olduğunu vurgulayarak, “Bu saldırı son olarak o tanığın ortadan kaldırılmasına dönüktür. Yerini hatırlayın, yerini düşünün. Anıtın yıktırılması hakkında çok şey söylenebilir” dedi.   

‘Yıkılsada yok edilemez hafızamız’

Eren, anıtların yıllarca görünmez olan acıları görünür hale getiren, ete kemiğe büründüren toplumsal tarihi eser ve kültür hafızasını olduğunu şöyle ifade etti: “Bir nevi toplumun gerçekliği ve iz bırakan belgesidir. Kürt coğrafyasında yapılan birçok anıt da toplumdan bir parçadır. Halkın yaşadığı gerçekliklerin sonucu ve eseridir. Manevi değerleri büyük eserlerdir. Newroz, Kürt halkı için var olmanın tekrardan direnmenin en büyük direniş günü, direniş sembolüdür. Yıkılan anıt toplumun hafızasının, tarihinin yıkılmak, unutturulmak istenmesidir. Her ne kadar bir halkın gerçekliği unutturulmaya  çalışılsa da, anıtların simgelerine tahammül edebilemeyecek dereceye gelinmiş olsa da, gerçekler başka zamanda, başka formda kendini yaşatmaya devam edecektir. Şüphesiz böyle olacaktır. Çünkü sanat ile gerçeklik iç içedir. Anıt yıkılsa da, hafızalardan silinemez. Fikirler her daim yaşam bulmaya devam edecektir.”

Sosyolog: Kürt halkı saldırı altında!

Nisêbînli Sosyolog Sait Özmen, anıtın kaldırılmasının toplumsal boyutunu yorumladı. Özmen, toplum sosyolojisi bağlamında toplumsal belleği inşa etmede, hafızanın canlı tutulmasının ne kadar önemli ve birleştirici rol oynadığını vurguladı. Devlet terörünün, toplumsal belleğin yıkımıyla aynı zamanda toplumsal parçalanmışlığı ve kendi değerlerine yabancılaşmayı beraberinde getirdiğini dile getiren Özmen, “Kürtçenin gündelik hayatta kullanımının engellenmesi, Newroz Anıtının yıkılması, Kürt coğrafyasına uymayan bir mimarinin buralarda inşa edilmesi gibi uygulamalar Kürt halkının iliklerine kadar ırkçı-faşist bir saldırıya maruz kaldığının kanıtıdır” diyerek konuştu.

Özmen, Modern Dehaklar’ın Kürt ulusunun özgürlük taleplerine zulüm, işkence, zindanlar ve öldürülmelerle cevap vermesi sonucu gelişen Kürt Özgürlük Hareketi; Newroz bayramını Demirci Kawa Efsanesi bağlamında 1990’larda Kürt Ulusunun özgürlük talepleri çerçevesinde siyasal bir form üzerinden yeniden inşa ettiğini, kaydetti.

Zulmün sembolleri!

1992 Nisêbîn Newroz’unun bu anlamda Kürt Özgürlük Hareketi açısından, zulme boyun eğmemenin, direnmenin sembolü olarak tarihe geçen bir gün olduğunu kaydeden Özmen; Kürt halkının bu direnişi zamanla birçok kazanımı da kendisiyle getirdi. Özmen, bu dönemlerde toplumsal belleğin oluşturulması adına birçok BDP belediyesi, zulüm karşısında direnmiş sembol kişi ve olayların adlarını yaşatmak ve unutturmamak adına birçok heykel-anıt inşa etiğinin altını çizerek, “Nisêbîn’de ‘Newroz Anıtı’ Kızıltepe’de ‘Uğur Kaymaz Heykeli’ Diyarbakır’da ‘Roboski Anıtı’ Batman’da, ‘Yılmaz Güney Sineması.’ Bu anıtlar ve kurum adları yakın Kürt tarihinde önemli olayların ve zulme karşı direnişin sembolleridir” dedi.

‘Kürt hareketin hafızası’

Nisêbîn gibi kentlerin devlet terörünün nispeten azaldığı 2000’li yılardan sonra hızlı bir gelişim gösterdiğini hatırlatan Özmen şunları ekledi, “Kentin bu gelişim sürecinde, Kürt kültürünün simge isimlerinin ve önemli direniş sembollerinin isimleri bir çok yapıya ya da kuruma verildi. Mittani Kültür Merkezi, 21 Mart 1992 Newroz katliamı, Cegerxwîn Parkı gibi yerler örnek verilebilir. Hafızanın canlı tutulması, halkın bu ortak paydalarda birleştirilmesi ve aynı zamanda verilen mücadeleler sayesinde elde edilen birçok kazanımı kalıcılaştırmak adına bu anıtlar, büyük bir önem arz eder.” dedi.

Dönemin ırkçı ruhu: Soylu

Kürt Özgürlük Hareketi lideri Abdullah Öcalan ile görüşme ve diyalog süreciyle savaşın durduğu yılları işaret eden Özmen, bu yıllarda devlet terörünün yumuşaması, bu tür anıtların dikilmesinde etkili olduğuna şöyle açıklık getirdi: “Devlet terörünün yumuşamış olması bitmiş olması anlamına gelmiyordu ne yazık ki. 2015’te bitirilen çözüm süreci AKP’nin tek başına iktidar olmasına engel oldu. Ancak sonrasında ülke radikal islamcı terör örgütlerinin ve mafya liderlerinin kol gezdiği bir kasabaya dönüştü. Bu dönemin ruhuna uygun olarak İçişleri Bakanı koltuğuna Süleyman Soylu oturtuldu. Türkiye resmi ideolojisi Kürt halkına karşı duyduğu derin nefret nedeniyle her bir karış Kürt toprağında terör estirdi. İktidar ve Süleyman Soylu, bu dönemde Kürdistan’da ki bütün belediyelere kayyumlar atadı ve yerel yönetimler tamamen merkezden atanan ırkçı-faşist vali ve kaymakamların eline geçti. Bu kaymakam ve valiler Kürt halkının var olan kazanımlarını yerle bir etmekle meşgul oldular.”

‘Etno dini faşizm’

Toplumsal belleğin yok edilmesi aynı zamanda toplumun da parçalanması, ortak paydalarının da yok edilmesi anlamını taşıdığını belirten Sosyolog “Türkiye devletini 90 yıldır yöneten resmi ideolojisine göre, ülkede var olan her şey Türk’tür ve Türk kalacaktır. Kürt ulusunun, değerlerine, anıtlarına, kurumlarına, kültür sanat merkezlerine hatta ve hatta Kürtlerin mezarlarına bile yönelen bu şiddet ve yıkım, bu ideolojinin neden olduğu bir durumdur. Türkiye’de iktidarı ele geçiren siyasal İslam ve muhafazakar zihniyet bu ırkçılığı bir üst boyuta taşımış ve dini yönü ağır basan bir etno-dini faşizm inşasına soyunmuş durumdadır” dedi.

Osmanlı nostaljisi

Özmen, saat kulesinin hem Osmanlının son döneminde çok yaygın yapıldığı için hem siyasal islamcıların Osmanlı nostaljisi olarak görülüyor. Aynı zamanda kayyumların anıtları yıkmakla kalmayıp, şehir hayatını Türk kültürüne özgü bir şekilde inşa etmeye soyundularının altını çizdi.

Newroz 1992: 94 kişi öldürüldü!

Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’in Newroz bayramını, isteyen herkesin özgürce kutlayacağını açıklamasının ardından, Newroz kutlamak için sokağa çıkan halkın üzerine güvenlik güçlerinin ateş açması sonucu aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 94 kişi katledildi. Katledilen 5 yaşındaki Hatice Katar’ın, 9 yaşındaki Mehdi Güngen’in, 70 yaşındaki Ramazan Bayer ve Halil Babek’in, 65 yaşındaki Nebahat Kakuç’un direnişi bugün sokak sokak devam ediyor.

Nisêbîn’in iki yakasını birleştiren Demir Köprü, 1992’i olayından sonra Pira Şehîda (Şehitler Köprüsü) olarak isim değiştirdi. Her sene Newroz kutlamasında 16 şehidin anısına karanfillerin bırakıldığı köprü, özyönetim direnişleri sırasında havan toplarıyla yıkıldı!