
“Halkını tüketen devletlerin kendileri de tükenir.” EFLATUN
Her katliamın bir sorumlusu vardır. O sorumlular kimi zaman açık biçimde karşımızda dururken, kimi zaman ise iktidarın mantık yorumunda, devlet bekası için, onları gizlemenin teorisini her daim yaparak saklama gereği duyarlar. Bu yaklaşım, karanlık olan yüzün gladio çerçevesini oluşturur. Her devletin bir karanlık yüzü vardır. O karanlık, aydınlığa giden yolun barikatıdır. Her güzelliğin çirkinliğe varmasına rol üreten korkunç bir mekanizmadır. Acımasızlığın bu kadarını ancak bu karanlık güçler hayata geçirebilir.
Onlarca insanın ölümü nasıl bir acıdır? Bu acıyı dindirebilecek hiçbir konuşma olamaz derken, insanı kendisinden uzaklaştıran yaklaşımların boy boy ifadesi, insanlıktan çıkmış olmanın belirtisidir. Hiçbir katliama gerekçeler üretmek insanlığın gereği değildir. Ne yazık ki bu acının çıkardığı sonuç, yine devleti korumak adına ekranlara çıkmış yüzlerin aklama çabasıdır. Bu belki de katliamdan daha korkunç bir durumu ifade ediyor. Devleti, iktidarı kutsal bir olgu olarak yansıtmaya çalışan bu mantık, Ankara katliamını da gerekli görme çabasıdır. Bu nasıl bir anlayış; “bu devleti”, “bu iktidarı” aklamaya çalışan bu ahmaklar, gerçek ortaya çıktığında yarın kimi aklayacaklar?
***
Gericilik, ilericiliğin filizlendiği yerde bir soykırım olarak karşımıza çıkar. Her ilerici kıpırdama karanlık olan odakları ortaya çıkarır ve acımasızlıkta sınır tanımaz. Bunun örneklerine tüm dünyada tanık olmuşuzdur. Katliamlar insanlığın gelişiminden bu yana hep var olmuşlardır. Nerde bir gelişme varsa orda karanlık öne sürülmüştür. Rolleri hep aynıdır; savunmasız insanları öldürmektir.
Bazen bu toplu katliamlar yetmez, ona uygun medya kurumları da oluşturmak, haklı teoriler üretmek adına birçok gazeteci, sosyal kurum danışmanları devreye girer. Öyle ki bunları izlediğimizde; bu tipler polis olacağına yanlışlıkla gazeteci olmuşlar izlemini bize yansıtırlar. Korkunç olan bu tipler, düşmanlarımız içerde ve dışarda, devletimizi yok etmek, bölmek istiyor derken, zavallı olmanın da ne kadar açık bir gösterge olduğunu ispatlarlar. Katliamı kınayan ve suçluları işaret eden ve aynı zamanda ölen de onlar olurken tepkilerini reel yaklaşımlarla dile getirenleri suçlayan ve yine onların sözleri üzerinden çarpıtma yaratanlar, farklı gündemler oluşturarak, neye hizmet ettiklerinin yarışı içindeler adeta.
Siyasetçiler de aynı şeyi yapar, zavallı olmak bazen Ankara Katliamı’na gerekçeler aramakla soruları cevaplayan Başbakan’ın örneğinde kendini ifade eder. O’na sorulan sorular, seçilmiş sorular olarak karşımıza çıkar ve cevaplar da her zaman olduğu gibi tanıdıktır. “Bu hükümet AK Parti hükümeti değildir” insan ne diyeceğini bilemiyor. Devam ediyor: “Demokrasimiz örnek bir demokrasidir, saldırı onadır” yüzsüzlük böyle bir şey olmalı... Demokrasinin olduğu yerde, kendisinin olmayacağını bilen bu tür siyasetçi figürlerle dolu bir ülkede yaşadığımızı bize dikte eden bir üslupla karşı karşıya olduğumuzu hatırlatıyor. Bu yüzden “demokrasi” kelimesi ağzından hiç eksik olmuyor.
Ankara Katliamı ve Suruç Katliamı’nın kendilerinin dışında ceryan ettiğini hiçbir sorumluluklarının olmadığını altını çizen bir siyaset, çok yönlü olarak, Kürtleri hedef göstermesi, bir çarpıtmanın ardından buna inanan ahmakların da olmasıdır. İnsan yüzsüz olmaya durmasın, bir kere yüzsüzleştin mi artık arkasını getiremezsin; diyor ya bakanın biri HDP, bir diğeri PKK diyor. Elbet bu yeni sürecin açığa çıkmış dilidir. Barışa karşı savaş konseptinin beyhude dilidir. Korkunçtur ve meydanlara varana denk, kitleleri korkutmanın projesidir. Bu dil öyle bir dildir ki siyasetin kirliliği çete liderlerinde, katillerin binlerce insanı meydanlara toplayarak nutuk çekmesinde, tehdit etmesinde kendisini gösteriyor. Bir çete lideri miting yapıyor ve tehdit savuruyorsa, iktidarın katillere ihtiyaç duyduğunun kanıtıdır. Bu korkunç manzara, daha nelerin yaşanacağına dair bir örnektir. Öyle görünüyor ki süreç öldürmek ve sindirmek adına toplumsal katliamların devrede olduğunu bize işaret ediyor.
Korku dediğimiz şey karşısında cesaretin anlamı büyüktür. Her acı birlikteliğin işaretidir. Yok etmeye çalışanlar karşısında, birliğin önemi tarihseldir. Ne kadar korku salmak, o kadar cesaret; varmak istediğimiz yerin resmidir. Öyle bir acı ki bu; Barış dediğimiz bir kuştu vuruldu ve o anda anladık ki ölen herkesti...