
Çıplak şiddet ve onun sonuçlarından biri olan katliam, bir siyaset yöntemi olarak yeniden ön plana çıkarılacak şekilde benimsenmiş görünüyor. HDP'nin Mersin ve Adana il binalarına saldırılar, 7 Haziran seçiminden önce Amed İstasyon Meydanı'ndaki HDP mitingine saldırı, hep katliam yoluyla bir takım hedeflere ulaşmak üzere atılmış adımlar. Suruç'ta ve Ankara'da çok vahim can kayıplarına yol açan bu yöntem, HDP binalarına ve Türkiye'nin çeşitli yerlerine yerleşmiş Kürtlere yönelik seçim sonrası sivil görünümlü organize saldırılarla birlikte değerlendirilmeli.
Hedef, hem şiddeti yükselterek şiddet harici siyasal mekanizmaların kullanılmasını engellemek, hem de silahsız mücadele yöntemleri konusunda görülmemiş başarılar gösteren Kürt ulusunu ve onlarla dayanışmaya yönelmiş ya da yönelecek demokrat, sol, sosyalist çevreleri yıldırmak. Halk yıldırılınca, Kürt siyasal hareketinin zayıflayacağı, gerileyeceği, oyun dışı kalacağı umuluyor olmalı. Aslen, iktidar blokundaki şahin güçlerin en çok rahatsız olduğu şeyin, Kürt ulusunun enerjisiyle oluşan yapıların, en başta da HDP'nin parlamanter siyaset alanında elde ettiği başarı olduğunu söylemek gerekir. Bu nedenle, 7 Haziran'dan önceki saldırılarda ilk hedef, HDP'nin barajı aşmamasıydı. Başarısız olunununca şiddetin dozu yükseltildi. Şunu da hatırlatmakta fayda var ki 2013 Newroz'unda okulan Abdullah Öcalan'ın mektubundaki bir önermenin ne kadar haklı ve yerinde olduğu bir daha kanıtlandı. O da şu: Öcalan, Kürt ulusunun silahsız siyaset imkanlarını kullanma konusunda son derece gelişkin bir durumda olduğunu saptıyordu. Egemen güçler, bundan çok rahatsız oldular. Sorunları silahların gölgesinde tutma kararını verdiler, teknik olarak 1990'lara anlayış olarak 1925 sonrasına döndüler.
Şimdi gelinen noktada Türkiye halklarının da devleti çekip çeviren kuvvetlerin de önünde iki seçenek var: Ya bu çıplak şiddeti yenecek, aşacak yol yöntemler geliştirilecek ya da çıplak şiddetin tırmanışı durdurulamayacak.Devlet ve hükümete hakim güçlere bakınca, onlar çıplak şiddeti tek yöntem olarak seçmiş gibi. Bu yolun doğal sonucu olarak da yalan ve iftira siyaseti öne çıkıyor. Bu hem korkuyu, hem de toplumsal ruh sağlığını, moral değerleri tahrip eden bir yol. Sonraki durak ne yazık ki iç savaştır. Bu şiddete karşı mücadele eden güçler, bu şiddeti geriletecek yolu bulacak diye umuyorum.