Ankara katliamının birden çok “mesajı” var. “Mesajların” altındaki imza AKP hükümeti ve Saray.

Bildiğiniz gibi HPG, 24 Temmuz’da hükümetin savaşı başlatması üzerine Batı kentlerinde yapılan “fedai” eylemlerini kısa bir süre sonra kesin bir emirle durdurmuştu. Yine bilindiği gibi bu “fedai eylemleri”, sivillere değil, asker ve polis hedeflerine yönelikti. Kışlalara ve karakollara karşı patlayıcı yüklü araçlarla saldırılar, savaşlarda her zaman görülen “saldırı” yöntemleri arasındadır. Bu yöntemin en bilineni Japon “intihar” uçaklarıydı. Bu uçakların “intihar” eylemleri ABD savaş gemilerini hedef almıştı. O nedenle bu saldırı biçimine hiç kimse “terör” eylemi demedi. Buna karşılık “yolcu uçaklarıyla” İkiz Kulelere karşı yapılan “intihar saldırısı” bir terör eylemiydi.

“Yeni Gladyonun”, Türk metropollerinde “askeri hedeflere” karşı “fedai eylemleri”nin yeniden başlaması ihtimaline karşı  “sivil hedeflere” saldırı yöntemini seçmiş olduğundan ve bununla PKK’yi bu tür “askeri hedeflere” saldırıdan Ankara’da yapıldığı gibi, “biz de sivilleri yok ederiz” diyerek caydırmaya yeltendiğinden kuşku duymaktayım.

Çünkü bu yöntem savaş tarihinde çok kullanılmış bir yöntemdir. Örneğin Nazi Almanyası, işgal ettiği ülkelerde, kendi subaylarına ya da askeri binalarına karşı yapılan her saldırıyı, aynı anda sokaktan geçen sivillerin arasından seçtiği 100 ya da daha fazla kadın ve erkeği kurşuna dizerek yanıtlıyordu.

Elbette “resistans” militanlarının eylemleri “askeriydi”, Nazilerin “yanıtı” ise “terör” eylemleriydi.

Eğer, AKP hükümeti, PKK’ye “sen askeri hedefleri havaya uçurursan, ben de Ankara’da olduğu gibi sivilleri katlederim” mesajını verdiyse, bu durum devletin savaşta yeni bir aşamaya yöneldiğini gösterir. Bu yönelişin güncel kanıtı ise Kürdistan’ın kuşatma altındaki kentlerinde her asker ya da polis ölümüne “sivilleri öldürerek” karşılık veriliyor oluşudur.

Ben birinci mesajı böyle anlıyorum.

İkinci mesaja gelince: Başından beri şu iddiada bulunuyoruz: AKP hükümeti ve Saray 24 Temmuz saldırısını yalnız HDP’yi baraj altında bırakmak için değil, bu da dahil ve esas olarak YPG-YPJ güçlerinin ve onlara destek veren Koalisyon’un DAİŞ’e karşı savaşını, PKK güçlerini Kandil’e “hapsederek” baltalamak amacıyla başlattı.

Ankara’daki katliam, ilk bakışta AKP hükümetinin ve Saray’ın “aleyhine sonuçlar doğuracakmış” izlenimini verse de, bu saldırı NATO’nun “stratejik beyninde”, “ahmakça bir öç alma” eylemi olarak değil, Türkiye’nin tıpkı Ankara “canlı bombacıları” gibi, Rojava meselesinde “intihar etmeye kararlı” olduğunun en büyük kanıtı olarak değerlendirilmiş olmalıdır.

Nitekim Başbakan Davutoğlu, Ankara katliamının hemen arkasından geçtiğimiz gün, ABD’nin Rojava’daki direnişçi güçlere yaptığı 50 tonluk silah yardımından söz ederek, Rojavaya karşı savaş tehdidinde bulundu. Dışişleri Bakanlığı, hem ABD ve hem de Rusya elçilerini Bakanlığa çağırarak, bu savaş tehdidini tekrarladı.

Şu anda Türkiye, Suriye sorununda ölümüne bir Amok koşucusunu andırmakta. Aynı anda ABD’ye, Rusya’ya, İran’a, Suriye’ye, Irak merkezi hükümetine ve tüm AB ülkelerine karşı kendisine dost eli uzatan Rojava’yı “vurma” tehdidi savurmakta. Ve muhtemelen, muhataplarını, “biz sırtımızda kefenle dolanıyoruz, durursak düşeceğimizi, düşersek paramparça edileceğimizi, “Şahsımızı ve ailemizi” mahvedeceklerini biliyoruz, bu durumda kendi ülkemizi bile Ankara Katliamı’nda görüldüğü gibi yakarız ve size de, NATO’nun Güney Doğu kanadını çökerterek Rusya ile Suriye’de giriştiğiniz ‘rekabet’ esnasında bedel ödetiriz” diye korkutmaya çalışmakta.

Ve anlaşıldığı kadarıyla bir “telaş” yaratmışa da benziyor. İngiliz Times Gazetesi’nde Roger Bayes şöyle yazıyor: “Erdoğan ülkenin dağılmasına izin verirse, Batı da bunun bedelini ağır öder. Türkiye’nin sınırlarında savaşı durdurması gerek. Yoksa Kürtler ülkeden kopacaklardır. Dağılan bir Türkiye, Suriye ve Irak, sadece Lübnan gibi ülkelerin istikrarını tehdit etmez. Bu ufalanmanın aynı zamanda NATO’nun güneyini de dağıtma potansiyeli var.”

 AKP ve Saray kendini kurtarmak için her şeyi havaya uçurabilir.