• Dünya Evimiz Derneği’nden Levent Ayaşlıoğlu, Ankara’daki saldırının planlı olduğunu söyledi. Ayaşlıoğlu, “Bu saldırıların Ankara’ya, Türkiye’ye yayılmasından korkuyoruz” dedi.

MASİS HESKİF - ANKARA

AKP’nin kullandığı kutuplaştırıcı, ayrıştırıcı dil nedeniyle ırkçı saldırılar her geçen gün artıyor. Irkçı saldırıların en son hedefi ise yaşanan savaş ve yoksulluk nedeniyle ülkelerinden Türkiye’ye gelmek zorunda kalan mülteciler oldu. Ankara’nın Altındağ ilçesine bağlı Battalgazi Mahallesi’nde 11 Ağustos günü yabancı uyruklu bir kişi tartıştığı iki kişiyi bıçaklayarak yaraladı. Yaralılardan Emirhan Yalçın kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. Yaşanan bu olayın ardından olaylar Önder Mahallesi’ne de sıçradı. Irkçı bazı gruplar, 11-12 Ağustos’ta Battalgazi ve Önder mahallelerinde yaşayan Suriyeli mültecilere ait ev ve iş yerlerini yağmaladı. Ankara’daki mültecilere dönük ırkçı saldırılar ile Afganistanlı mültecilerin Türkiye’deki durumlarına ilişkin Dünya Evimiz Derneği’nden Levent Ayaşlıoğlu ile konuştuk.

Yeni bir göç yok

Afganların Türkiye’ye gelişlerine ilişkin medyanın iki temel argüman kullandığını söyleyen Ayaşlıoğlu, bunlardan birisinin “yeni Afgan göçü” kavramı, diğerinin ise gelenlerin “cihatçı” etiketi olduğunu söyledi. “Cihatçı” argümanının desteklenmesi için “bekar erkekler geliyor” söyleminin üretildiğine dikkat çeken Ayaşlıoğlu, şunları söyledi: “Yeni bir göç diye bir şey yok. 2016’dan beri artarak devam eden bir göç var. Özellikle de son üç yılda Türkiye’ye ciddi Afganistanlı girdi. 2019-2020 yıllarında yıllık 500-600 bin civarında Afgan girişi olmuş. Şu anda Türkiye’de 2 milyonu aşkın bir Afgan nüfusu var. Son iki yılda gelen nüfus 1 milyonu geçti. O yüzden yeni bir göç dalgası ifadesi esasında gerçek değil. Fakat bu nüfus Türkiye’de gözükmüyordu. Afganların çoğunluğu kırsal bölgelerde yaşıyor, çobanlık ve hayvancılık temel uğraşları idi. Büyük kentlerde de varoşlarda yaşadıkları ve adlarından da bahsedilmediği için gözükmüyorlardı. Özellikle Türkiye’de mülteci ya da göçmen denilince akla Suriyeliler geliyor. Fakat Afganistan’a asker konusu gündeme geldiği son bir aydır Afganistanlı mülteciler de gündeme geldi.”

Canlarını kurtarmaya geliyorlar

Afganların Türkiye’ye kaçak girdikleri için net bir verilerinin olmadığını dile getiren Ayaşlıoğlu, “Devlet eğer girişlerin yüzde 30’unu tutuyorsa bu başarıdır” diye belirtti. Afganistanlı mültecilerin Ankara Altındağ’daki durumuna da değinen Ayaşlıoğlu, Altındağ’da yaklaşık 35 bine yakın Afganistanlı mültecinin olduğunu söyleyerek, şöyle devam etti: “Toplamda 35 bine yakın nüfus var. Bu insanların neredeyse hepsinin ailesinden birisinin Taliban tarafından öldürüldüğünü ya da yaralandığını biliyoruz. Şunu belirtmek gerekir; bu insanlar canlarını kurtarmaya geliyor. Üstelik medyada belirtildiği gibi gelenlerin hepsi erkek değil, çok sayıda aile de var.”

Planlı, programlı bir saldırı

Altındağ’da Salı günü dört kişinin yaşadığı tartışma sonucu büyüyen ve mültecilere saldırıya dönüşen olaya değinen Ayaşlıoğlu, “Esas olarak Çarşamba günü yaşananlar için konuşmak lazım. Mahalleye saldırılıyor. Mahalleye gelen grup ağırlıklı MHP ve BBP kökenli ve bunların büyük bir çoğunluğu Pursaklar, Keçiören gibi yerlerden geliyor. Mahalleliden Suriyelilerin ev ve iş yerlerini bilen kimileri gruba yerlerini söylüyor. Olaylar akşam 8 gibi başlıyor, ancak polis gece 12’de müdahale ediyor. Yani esasında polis bu duruma çok yumuşak davranıyor. Ta ki ev içlerine yönelik saldırılar başlayacağı anda polis o zaman müdahale ediyor. Bu olaydan çıkardığımız şey mültecilere dönük planlı, programlı bir olay olduğudur” şeklinde konuştu.

Mültecilerin güveni kalmadı

Saldırıya maruz kalan mahalledeki Suriyelilerin evlerini terk etmek zorunda kaldıklarına dikkat çeken Ayaşlıoğlu, konuştukları mültecilerin “Artık o mahallede bir arada yaşayamayız” dediklerini ifade etti. Mültecilerin, “Suriye’de bile böyle olaylar başımıza gelmedi” diye yakındıklarını vurgulayan Ayaşlıoğlu, şunları kaydetti: “Ne devlet kurumlarına ne de sivil topluma hiçbir güvenleri kalmadı. O yüzden yıllarca kurulan o güven de ortadan kalktığını söylemek doğru olur. Zaten mahalleli onları evlerini terk etmeleri konusunda zorluyor. Mahalledeki apartmanların ana vanalarından Suriyelilerin su ve elektriği kapatılıyor. Durum bu noktaya gelmiş. Türkiye’de nasıl yaşayacaklarını bilmiyorlar. Bu insanların can güvenliği sorunu devam ediyor. 3-4 gündür evlerinden çıkamıyorlar. Gıda sorunları var.”

Adli değil ırkçı saldırı

Valiliğin ve birçok medya organının olaylardan dolayı gözaltına alınanları “Uyuşturucu kullanıyorlar, hırsızlıktan, yağmadan sabıkaları, suç kayıtları var” dediklerini ve bunun yanlış olduğunun altını çizen Ayaşlıoğlu, “Çünkü devlet, medya, STK’ların hepsi bunun adli vaka olduğunu dile getiriyor. Bu bir ırkçı saldırıdır, adli bir olay değil. ‘Uyuşturucu’, ‘daha ezelden de suçları vardı’, diyerek bunu basitleştirmezsiniz” dedi.

Saldırılar yayılabilir

Ağırlıklı olarak çalıştıkları Örnek Mahallesi’ndeki Afganistanlı ailelerin de üç gündür dışarı çıkamadıklarını vurgulayan Ayaşlıoğlu, yaşadıkları mahalledeki yerelden insanların mültecilere hakaret ettiğini söyledi. Ayaşlıoğlu, şunları ekledi: “Balkonda dururken aşağıdan geçenler ‘Size gününüzü göstereceğiz’ şeklinde tehditler savuruyorlar. Aileler çok tedirgin durumdalar. 3 gündür dolaştığımız mahallede ailelerin ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyoruz. Bu saldırıların Ankara’ya, Türkiye’ye yayılmasından korkuyoruz. İkinci bir şey ise şu, mülteci aileler genellikle yerel unsurlarla birlikte yaşıyor, Altındağ gibi bir ilçe Kürt, Alevi ve Roman dediğimiz vatandaşların da yaşadığı bir muhit. Mülteciler bunlarla bir arada yaşıyor. Altındağ’da yaşayan yerel toplum, zaten Kürtler, Aleviler, Romanlar gibi toplumsal kesime sıcak bakmıyor. Onlar hakkında da negatif söylemleri mevcut. Bugün Suriyelilere saldıranlar bu üç kesimden de çok memnun değiller. Olaylar büyüdüğünde onlara da sıçrayabileceği korkusu taşıyorum.”