Çin’in enerji paradoksu: Yenilenebilir enerjinin gölgesinde kömür santralleri yükseliyor.

  • Çin bir yandan dünyanın en büyük temiz enerji yatırımlarını yaparken, diğer yandan hızla inşa etmeye devam ettiği devasa kömür santralleriyle gelecekte büyük bir fosil yakıt kapasitesinin sisteme kilitlenmesi riskini doğuruyor ve iklim krizini büyütüyor.
  • İklim krizinin atmosfer açısından bakıldığında emisyonların nereden geldiğinin hiçbir önemi yok. CO (karbondioksit) Çin’den mi, ABD’den mi, Avrupa’dan mı çıkıyor; atmosfer açısından sonuç aynı. Emisyonlar birikiyor ve bunun bedelini bütün dünya ödüyor.
  • Küresel ekonomik üretimin yaklaşık yüzde 20’sini gerçekleştiren ve satın alma gücü paritesine göre dünyanın en büyük ekonomisi olan Çin’in o kadar büyük miktarda yeni kömür kapasitesi eklerken enerji alanında yaptığı tercihler, yalnızca kendi geleceğini değil, hepimizin yaşadığı gezegenin geleceğini etkiliyor.

Joshua Frank* - Çeviri: Yeni Özgür Politika

Çin’in kirli enerji tüketimi hakkında her yazdığımda, mutlaka bir-iki okur bunun Çin’e karşı haksız bir saldırı olduğunu düşünüyor. Onlara göre Çin yenilenebilir enerji alanında büyük ilerlemeler kaydediyor ve fosil yakıtları şimdilik kullanmasının temel nedeni ekonomisinin hâlâ büyüyor olması.

Bu eleştirileri yapanlar çoğu zaman suçu Batı’ya atıyor: Çin’in ürettiği malları tüketen Batı olduğuna göre, asıl sorumlu da Batı olmalı. Onlara göre mesele Çin’in kendi tercihiyle küresel kapitalist ekonominin ayrılmaz bir parçası olması değil. Evet, Çin yenilenebilir enerji kapasitesini olağanüstü bir hızla artırıyor. Bunu inkâr etmek mümkün değil.

Ayrıca kişi başına tüketim açısından bakıldığında, ABD’de ortalama bir insanın fosil yakıt tüketimi Çin’deki ortalama bir insandan çok daha yüksek. Dahası, bugün içinde bulunduğumuz iklim krizinin ortaya çıkmasında Batı ülkelerinin tarihsel sorumluluğu ezici ölçüde büyük. Fakat mesele ülke ölçeğinde ele alındığında tablo farklı.

Çin bugün fosil yakıt kaynaklı emisyonlarda açık ara dünyanın en büyük ülkesi. Küresel fosil yakıt ve sanayi kaynaklı CO (karbondioksit) emisyonlarının yaklaşık üçte biri Çin’den geliyor. Burada belirleyici olan da sıradan bir Çin vatandaşından çok, ekonominin nasıl işleyeceğine büyük ölçüde doğrudan yön veren Çin hükümeti. Bu durum Çin’i savunan bazı kesimlerin hoşuna gitmeyebilir, ama bu bir gerçek.

Bir başka gerçek ise şu: İklim krizinin atmosfer açısından bakıldığında emisyonların nereden geldiğinin hiçbir önemi yok. CO (karbondioksit) Çin’den mi, ABD’den mi, Avrupa’dan mı çıkıyor; atmosfer açısından sonuç aynı. Emisyonlar birikiyor ve bunun bedelini bütün dünya ödüyor. Yine de Çin’in kömüre bağımlılığını değerlendirirken biraz daha nüanslı olmak gerekiyor. Rakamların içine biraz daha yakından bakalım.

Çin yeni kömür santrallerine devam ediyor

Enerji ve Temiz Hava Araştırmaları Merkezi (CREA) ile Global Energy Monitor tarafından Temmuz ayında yayımlanan bir rapora göre Çin, 2026’nın ilk yarısında 30 GW yeni kömür yakıtlı elektrik üretim kapasitesi devreye aldı.

Aynı dönemde yalnızca 2,7 GW kapasite kapatıldı. Böylece Çin’in kömürle çalışan elektrik üretim kapasitesi net olarak 27,3 GW arttı. Bu, Çin’in 2016’dan bu yana bir yılın ilk yarısında kaydettiği en yüksek artış. Fakat aynı dönemde Çin yaklaşık 360 TWh rüzgâr ve güneş enerjisini kullanmadı. Raporda açıklanmayan kesintiler de bu hesaba dâhil ediliyor.

Buradaki “curtailment” kavramı aslında oldukça basit bir şeyi ifade ediyor: Üretilebilen temiz elektriğin kullanılmaması. Sorun bununla da bitmiyor.

Çin’de planlama aşamasında veya inşa sürecinde olan yaklaşık 274 GW daha kömürlü elektrik kapasitesi bulunuyor. Bu rakam, Çin’in mevcut kömür santrali filosunun yaklaşık yüzde 22’sine denk geliyor. Dolayısıyla Çin yenilenebilir enerji yatırımlarını hızla artırırken bir yandan da bu ölçekte yeni kömür kapasitesi inşa etmesi, gelecekte devasa miktarda fosil yakıt kapasitesinin sisteme kilitlenmesi riskini yaratıyor.

Kömür neden yenilenebilir enerjinin önüne geçiyor?

Çin’in mevcut enerji sözleşmelerinde kömürle çalışan santrallere öncelik verilmesi, yenilenebilir enerjinin elektrik piyasasından dışlanmasına yol açabiliyor. Buna Çin’in elektrik şebekesindeki esneklik sorunlarını, yetersiz iletim kapasitesini ve enerji depolama eksikliğini de eklediğinizde ortaya oldukça çelişkili bir tablo çıkıyor: Çin bir yandan devasa miktarda güneş ve rüzgâr enerjisi üretiyor, diğer yandan bu temiz elektriğin önemli bir bölümünü kullanamıyor. Buna karşılık devasa kömür filosu sistem içerisinde önemli bir avantaj elde ediyor.

CREA Çin analisti Qi Qin bu durumu şöyle değerlendiriyor: Çin’in kömür kapasitesini büyütmesi, enerji güvenliği açısından bir model değil, aşırı kapasite konusunda bir uyarı niteliğinde.

Ona göre kömür kapasitesinin hâlâ büyümesinin arkasında geçmişte verilmiş izinler ve kömürü koruyan politikalar bulunuyor. Santraller daha az saat çalışmasına rağmen kapasite artmaya devam ediyor ve büyük miktarda temiz elektrik kullanılmadan kalıyor.

Çözüm ise kömürü hem kapasite hem de enerji piyasasında korumak değil; gerçekten güvenilir enerji kaynaklarını ödüllendirmek ve temiz elektrik üretiminin önündeki engelleri kaldırmak.

Çin'in Huai'an şehrinde bulunan Huaneng kömürlü termik santrali/foto:AFP

Çin'in kömür hikâyesindeki asıl çelişki

Özetle Çin yalnızca elektrik şebekesini yedekte tutmak için yeni kömür santralleri inşa etmiyor. Ülke şu anda geçen yıla kıyasla daha fazla kömür elektriği üretiyor. Aynı zamanda o kadar büyük miktarda yeni kömür kapasitesi ekliyor ki, bütün kömür santrallerinin ortalama kullanım oranı aslında düşüyor.

Oldukça tuhaf bir durumla karşı karşıyayız: Daha fazla santral, fakat santrallerin daha az kullanılması. Burada Hindistan gibi gelişmekte olan bir ekonomiyi eleştirmekten söz etmiyoruz.

Çin, küresel ekonomik üretimin yaklaşık yüzde 20’sini gerçekleştiriyor ve satın alma gücü paritesine göre dünyanın en büyük ekonomisi. Nominal GSYH açısından da yalnızca ABD’nin arkasında, dünyanın ikinci büyük ekonomisi. Dolayısıyla Çin’i basitçe “Küresel Güney’in yoksul bir ülkesi” olarak değerlendirmek doğru değil. Çin, küresel kapitalist sistemin en güçlü aktörlerinden biri.

Bu durum, Batı’daki bazı sol çevrelerin Çin’in iç politikalarının bir bölümüne duyduğu hayranlıktan bağımsız bir gerçeklik. Çin’in geniş kapsamlı kitlesel gözetim uygulamalarını bir kenara bıraksak bile, ekonomik modelinin kapitalist sistemle oldukça derin biçimde bütünleşmiş olduğu açık.

Ekonomi büyüdükçe enerji talebi de büyüyor

Burada aslında yalnızca Çin’e özgü olmayan bir durumla karşı karşıyayız. Devletin ekonomideki rolü ne kadar büyük olursa olsun, kapitalist ekonomilerde ekonomik büyüme çoğu zaman daha fazla enerji talebi anlamına geliyor. Çin’de de enerji talebi ekonomiyle birlikte büyüyor.

Kömür hâlâ ülkenin toplam enerji kullanımında önemli bir yere sahip, ancak geçmişteki kadar baskın değil. Üstelik önemli bir ayrıntı var: Çin daha fazla kömür santrali inşa etmesine rağmen, 2025 yılında kömürden elektrik üretimi bir miktar azaldı. Bu ayrım önemli.

Çünkü Çin çok sayıda yeni kömür santrali inşa edebilir ama bu santrallerin üretebileceği elektriğin tamamını kullanmak zorunda değil. Dolayısıyla mesele kapasiteye sahip olup olmamak değil; bu kapasitenin kullanılıp kullanılmayacağı bir tercih meselesi. Örneğin Çin her yıl ABD’nin tükettiği kömürün 10 katından fazlasını yakıyor. Yeni kömür santrallerinin inşa edilmesiyle bu miktar gelecekte daha da artabilir.

Küçük bir umut ışığı

Yine de tablo tamamen karanlık değil. Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA) göre Çin’in kömür talebinin 2030’a kadar bir miktar azalması bekleniyor. Ancak dünyanın aynı anda ısındığı, yandığı ve sellerle boğuştuğu düşünüldüğünde, bu düşüş yeterince hızlı değil.

Üstelik Çin’in kömür santrali kapasitesi artarken, 2025 yılında kömürden elektrik üretimi yüzde 1,5 azaldı. Bununla birlikte tüm sektörlerdeki toplam kömür talebi yüzde 0,1 arttı. Umut edilen şey şu: Çin yeni kömür santralleri inşa etmeye devam etse bile, bunlara ihtiyaç duymaması.

Yapay zekâ ve veri merkezleri yeni bir sorun yaratabilir

Şimdilik asıl mesele, Çin’in hangi enerji kaynaklarını kullanmayı tercih edeceği. Fakat bu hesapları ülkenin hızla büyüyen veri merkezi sektörü karmaşıklaştırabilir.

Çin, veri merkezi yatırımlarında hâlâ ABD’nin gerisinde olsa da yatırımlarını hızla artırıyor ve yeni veri merkezleri inşa ediyor. Bunun doğal sonucu da daha fazla elektrik talebi. Wood Mackenzie’nin yakın tarihli tahminine göre Çin’deki veri merkezleri 2030 yılına kadar yılda yaklaşık 774 TWh elektrik tüketebilir.

Bu, veri merkezlerinin bugün tükettiği elektriğin yaklaşık dört katı anlamına geliyor. Yapay zekâ ve veri merkezleri küresel ölçekte elektrik talebini hızla artırırken, Çin’in bu yeni talebi hangi enerji kaynaklarıyla karşılayacağı büyük önem taşıyor.

Çin bu yeni elektrik ihtiyacını yenilenebilir enerjiyle karşılayabilecek mi? Yoksa yeni kömür kapasitesini devreye sokarak fosil yakıtlara olan bağımlılığını daha da mı artıracak? Bunun nasıl sonuçlanacağını zaman gösterecek.

Ancak şimdiden kaygılanmak için fazlasıyla nedenimiz var. Çünkü Çin’in bugün enerji alanında yaptığı tercihler, yalnızca Çin’in geleceğini değil, hepimizin yaşadığı gezegenin geleceğini etkiliyor.

* Joshua Frank; güncel siyaset, çevre politikaları ve nükleer enerji konularını ele alan Amerikalı bir araştırmacı gazeteci ve yazardır.

Kaynak: CounterPunch sitesi

Kaynak link: https://www.counterpunch.org/2026/09/04/vampire-planet-the-china-coal-boom/