
Özgürlük mücadelelerinde kültür ve sanat çalışmaları üzerindeki baskılara rağmen bu rol kısmen oynanmıştır. Bu konu tamamen bilince çıkarıldığı anda, hiçbir güç artık demokratik bir kültür ve sanat hareketinin önünde duramaz. Başka bir deyişle kültürel soykırım faaliyetlerinin her yönüyle sonu getirilir. Tam tersi durumda ise anlamını yitirmiş bir estetik dünyadan bahsedilebilir.
Sanat kendi diliyle özeldir ve kültürün öz birikimini yansıtır. Mantıkla değil şiirsellikle-düşsellikle yüklü olarak, manevi-kültürel duyumunu-yetkinliği ifade eder ve yoğun bir haldir. Sanat, toplumsal anlamı ve derin duyguların bilincini içinde taşır. Bunun içindir ki bir toplumda, sanat yapma amacını taşıyan insanların çoğalması, yaşamı sevenlerin çoğalması demektir. Demokratik mücadelelerin büyüdüğü ve serpildiği zamanlarda artan yaşam sevinci, sanat çalışmalarını da her zaman olumlu olarak etkilemiştir. Diğer manevi değerin yanısıra hakiki sanatla bir araya gelen toplum, sömürgeleşmeye, asimilasyona ve soykırıma karşı kendini koruyan toplum olur. Burjuva kesimlere ve orta sınıfa dayanan ‘sahte’ sanat ise toplumdan kopuk ve uzak olduğu kadar toplum-kırıma da açık bir toplum yaratır. Bu ‘sahte’ sanat yapıcıları hangi toplum içinden çıkarsa çıksın, kendilerini ne kadar halkçı ilan ederlerse etsinler, o toplumun kimliğinin görünür kılınmasına değil, tam tersine kimliğin bozulmasına ve dağılmasına hizmet ederler. Hakiki sanatı yapmak için toplumu manevi olarak kavramak ve kurucu-birleştirici olmak gerekir. Bu olmadan hangi dille yapılırsa yapılsın, yapılan sanat özde kaybeder ve kaybettirir.
Toplumsal gerçeklikten kopmak ve uzak kalmak, sanat ve sanatçı için egemenlik içinde erime ve bozulmayı gerektirdiği için bunu normal görmemek gerekir. Kapitalist modernist bir yaklaşımla bunu normalleştirmek, toplumsallığa karşı tehlikeli bir bireyciliği körüklemek demektir. Burada Kürt halkı için diğer halklardan farklı bir durum geçerlidir. Bir Türk, modernist olmak isterse Türklüğünü terk etmek zorunda değildir. Kendisini inkar etmesi gerekmez ve istenmez de. Bir Fars için de bu durum geçerlidir. Fakat Kürtlük söz konusu olduğunda farklı ve özgün bir gerçeklik ortaya çıkar. Kürtler için kapitalist modernist olmak ancak Kürtlüğü terk etmek ve asimilasyona uğramakla mümkündür.
Kürt sanatçılar arasında bugünlerde bazen dile gelen 'ben tüm partilere aynı uzaklıktayım', 'tarafsız bir sanatçıyım', ‘kimse beni yanına çekmesin’ demek, diğer halklar için de olsa bir örnek olabilir, fakat Kürtler için pek normal değildir. ‘Kimse beni yanına çekmesin’ demek ‘ben kapitalist moderniteye yenildim, teslim oldum’ demektir. Toplumsal dağılmışlığı, kişilik parçalanmasını normal gören bu kişilikteki sanatçılar, Kürt toplumsallığının dışında kalmayı gönüllü olarak kabullendiklerinden Kürt halkı için en tehlikeli kişiliklerdir.
Anadolu ve Mezopotamya'da sanatın silahlaştırılmasıyla vurulan halkların, katledilmiş gerçekliğinin bugün yeniden sanat ve edebiyat yoluyla açığa çıkarılması tarihi bir öneme sahiptir. Normalleşme, normal bir insan olma bunu gerekli kılar. Hakikat kapısından geçen her sanatçı ve edebiyatçı gerçeklerin üstünün örtülmesine en büyük engeldir. Resmi devlet ideolojisi olan milliyetçiliğin aşılmasında sanat, halklara ve kendisine vurulan darbenin intikamını almalıdır. Bu da ancak demokratik ulusun sanat anlayışıyla mümkün olabilir. Resmi ideolojik sınırları koruyan sanat, 'sanat koruculuğunu' aşamaz. Demokratik esasa dayalı olmayan bir cumhuriyetin yaşam tarzı, hangi formuyla olursa olsun, halkların katliamı üzerine kendini yatırmış olacağı için, milliyetçilikten kopmamadan kaynaklı halklara her zaman zarar verir. Demokratik ulus yaşamının sanatını yapacaklar bilmelidir ki, oldukça zorlu ve çaba gerektiren bir çalışmaya soyunuyorlar. Bu sanatçılar öncelikle beşikten bu yana maruz kaldıkları çağdaş-modernist egemen anlayışı ve onun sanat alanındaki kalıplarını, dünya alışkanlıklarını aşarak, hangi kültür ve tarih gerçekliğine sahip olduklarını öğrenmek ihtiyacındadırlar.
KOÇER DAÐISTAN