- İnsanın tüylerini diken diken eden anılar var, henüz anlatılmamış. Dağlardaki bahar havasında gizlenen hüznün bir sebebi de budur: Anlatamamış olmak!
Nisan yağmurlarının şenlendirdiği dağlarda son yılların büyük direnişlerinde yer almış gerillalarla karşılaşıyoruz. O kadar gençler ki o destansı direnişlerin kahramanlarından olduklarını öğrenen herkes hayrete düşüyor ve hayranlığını belirtiyor. Yaşları küçük, yürekleri büyük yoldaşları anlayıp da anlatamamanın sızısı oturuyor yüreğimize.
Yine de kendilerini değil, şehitleri anlatıyorlar. O şehitler ki insanlık tarihinin gelmiş geçmiş en büyük direnişini sergilediler. Anaları-babaları, kardeşleri ve tüm sevenleri ne kadar gurur duysalar yerindedir. Bu direnişe ortak olup dağlara baharı getirenler, şimdi biraz hüzünlü ama başları dik ve gururla bakıyor dünyaya. Onların gülüşünde şehitlerin gülüşü var. Seslerinde bin yılların özlemi ve direnişin coşkusu. Özgürlük bilinciyle donanmış insanın, nelere kadir olabileceğinin abideleridirler. Elbette varlığımızın en saf kanıtıdırlar…
Şarkılar söylüyor, şakalar yapıyorlar. Rap türü bir şarkı bile yapmışlar; nakaratında “istihkam” diye hep birlikte kayalıkları çınlattıklarında espriyi anlayanlar kopuyor! “İntikam” yerine söylenen bir söz olduğu anlaşılıyor. Öyle ya istihkam hayatımızın en önemli parçası olmuş.
Bu süreçte şikeftlerde kalmamızı bile oyalama adına bahane yapmayı akıl eden bir hükümet gerçeğiyle karşılaşıldı. İran savaşının ilk gününde yaşananlar, şikeftlerin önemini daha iyi anlamış olmalıdır. Bir de “silah bıraksınlar da ondan sonra yasalara bakarız” diyorlar. İyi de sıkıysa bu dağlarda bir gece silahsız yaşasınlar bakalım: Kurt mu yok ayı mı yok buralarda? Hemen her gün tehlike ve tehdit altındayken kim kulak verir dağlardan hiç anlamayanlara?
Elbette olay bu kadar basit değil. Tarihi bir sorun var ortada ve kesinleşen bir karar var. Türkiye’ye karşı silahlı mücadele döneminin sona erdirildiğini daha kaç kez hatırlatmak gerekiyor? Silahlar, Türkiye’ye çevrili değil. Bir geçiş süreci söz konusudur ama “gelip hapishaneye girin” diyemezler; çözüm adına samimi bir adım atılırsa bunun karşılıksız kalmayacağı da açıktır. Samimiyetin ölçüsünü bilmeyen de yok: 28 yıllık esaretine son versinler Önder Apo’nun, görsünler neler olacağını! Kardeşlik mevsimi böyle başlar.
Özgürlük için her türlü bedel göze alınmıştır. Çözüm adına her türlü fedakârlık yapılabilir ama bunun gerçekten samimi bir çözüm olması gerekiyor. En ağır direniş koşullarına katlananlara kimse basit yaklaşamaz. Gerilla komutanları, çözüm için Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü dışında hiçbir seçeneğin gerillayı ikna edemeyeceğini defalarca açıkladı. Bu baharda karşılaştığımız gerillaların gözlerindeki ışıltı, bu kararlılığı anlamaya yetmiştir.
Her sohbette direnişlerden kalan yeni bir ayrıntıyı öğreniyoruz. “Basına, topluma yansıyanlar yaşananların ancak üçte biridir” diyorlar. Dinledikçe bunun böyle olduğuna emin oluyoruz da nasıl anlatacağımızı bilemiyoruz. Dinledikçe insanlaşıyor insan! İnsanın tüylerini diken diken eden anılar var, henüz anlatılmamış. Dağlardaki bahar havasında gizlenen hüznün bir sebebi de budur: Anlatamamış olmak!
Bir gün anlatılacaktır. Anlatılmalıdır ki adına barış denilen sürece nasıl gelindiği ve barışın güvencesinin ne olduğu iyice anlaşılsın ve süreç doğru temelde yürüyebilsin. Bu direnişler anlaşılmadan bugün faili meçhul cinayet dosyalarının nasıl açılmaya başlandığı anlaşılamaz. Savaş rantçısı klik karşısında bu olağanüstü irade gösterilmemiş olsaydı Gülistan Doku’nun, Rojin Kabaiş’in adının yanına yenileri eklenmişti.
Öte yandan AKP tarafından bir muğlaklaştırma operasyonu yapılıyor. Ne kadar çözülmemiş cinayet varsa hepsine faili meçhul diyerek sulandırıyorlar. Oysa 'faili meçhul' tanımlaması devrimci, sosyalist, yurtsever insanların devlet eliyle kaybedilmesi veya katledilmesine verilen isimdir. Halen bu çeteler fırsat kolluyor, gençlere her yerde tuzak kuruyor fakat toplum bilinçlendikçe, örgütlendikçe buna geçit vermiyor. Peşini bırakmıyor. Hesap soruyor.
Doğa talanına karşı gösterilen duyarlılık da bunun bir parçasıdır. Elbette süreklileşen bir duyarlılıkla toplum ve doğa korunabilir. Yine ancak bu şekilde faili meçhuller “göstermelik” değil, samimi tarzda aydınlığa kavuşabilir. Cumartesi Anaları bu yolda ömür tükettiler ama bir gün olsun umutlarını yitirmediler. Bahar en çok Cumartesi İnsanlarına benziyor. Solgun payîz yaprakları gibi yere düşmeyi veya savrulup gitmeyi beklemiyorlar. Her günü bin yıla bedel acılara katlanıyorlar, çünkü onlar yitiklerin değil, yiğitlerin nöbetini tutuyorlar.
Baharın direnci insana geçerken coşkun bir pınara benziyor; “acılarıyla birlikte, insan ne güzel bir varlık!” dedirtiyor. İnsanlık adına güzellikler çoğalıyor. Dağlarda Mayıs, Kürdistan’da demokratik birlik havası; Almanya’da film, Amed’de tiyatro, Şengal’de kültür-sanat festivali; Efrîn’de yeniden zeytin ağacı ekmenin heyecanı, kulaklarda Ali Mansur’un aziz hatırasından taşan nağmeler; Cumartesi meydanlarında acılı insan hikayeleriyle yaşatılan umutlar, her yerde umut hakkı için kesin ve kararlı çağrılar; insana, topluma, doğaya saygılı, gözyaşlarıyla tertemiz yıkanmış bir dünya…
Amedspor da son dakika golünü yemese her şey daha iyi olacaktı. Savunma psikolojisinin yarattığı hatalardan çıkarılan derslerle bu lig, bu sınav aşılabilir.
Yani diyeceğimiz o ki en büyük özgürlük hamlesini yapma zamanıdır!
Bu temelde tüm Mayıs şehitlerini saygı ve minnetle anarken, anlatmadıklarımızı da yürekten hissetmek, anlamak ve Mayıs’ın direngen ruhuyla özgürlüğe daha kararlı yürümek umuduyla 1 Mayıs emekçi bayramı kutlu olsun!