İki gün önce Anneler Günü büyük harcamalar eşliğinde kutlandı. Ve de Başbakan'ın öfke patlaması arasında. Feyzioğlu'nun haklı ya da haksız konuşmasını tartışmıyoruz. Ama Erdoğan'ın eleştiriye dayanamaması kendisini dokunulmaz ve ülkenin tek sahibi sanması, tartışma götürmeyecek kadar açık.

Ve Başbakan esip gürlemeler arasında Anneler Günü ile ilgili mesajlar verdi. "Cennet anaların ayağı altındadır" diyerek analara övgüler dizdi. ‘Ananıza gidin, sarılın, şunu yapın, bunu yapın’ önerilerinde bulundu. Yasa çıkaracaklarını, kadınları koruyacaklarını anlattı; cezaevlerinde çocuklarıyla birlikte haksız yere ömür tüketen anaları unutarak. Siyaset yapmayı sadece kendisine hak gören bir anlayışı egemen kılarak, kadınları korumaktan söz ediyor. Varlık nedenini oyların yüzdesiyle ölçüyor, yerinin sağlamlığını sürekli vurgulayarak kendisine herkesin biat etmesini istiyor. Diktatörlüğünü her fırsatta ilan ediyor. Ancak, halkın yüzde 90–95 oylarıyla seçilmiş bir kadın belediye başkanını gencecik bir kadını, siyasetle uğraşan kadınları içeri attırması ve oralarda ömür tüketmesi onu pek ilgilendirmiyor.
Erdoğan başkalarının kendisine söylemesi gereken şeyleri anlatıyor. Yalanlarına herkesin inanmasını istiyor. Öyle konuşuyor ki yalanlarına kendisi de inanıyor. İnsanların yaşamlarını dizayn etmeye çalışan, "üç çocuk doğurun, o da yetmez beş çocuk" diyerek kadınları kuluçka makinası gibi gören bir anlayışın sahibinin kadınların kutsallığından, iyiliğinden söz etmesi ne kadar inandırıcı olabilir ki!
Devlet güvencesi altında olması gereken çocuklar ve kadınlar tecavüze ve tacize uğruyorlar. Sokaklar çocuklar için güvenli değil, adım başı çocuklar ölüyor. Anaların yürekleri dağlanıyor. Bu koşullarda hangi Anneler Günü kutlaması yapılıyor? Anaların gözyaşı dinmiyor. Geleceği olmayan, güvensiz sokaklarda yaşamak zorunda kalan çocukları rahat etmeden hangi ana rahat olabilir? Tayyip bilmez mi analık denilen şeyin kendisinden önce yavrusunu düşünmek olduğunu? Çocukları büyümez anaların. Büyümüş olsa bile, “şu anda ne yapıyor” sorularıyla kendisini yiyip bitirir analar. Bilmez mi, çocuklar hangi yaşta olursa olsun anaların, onları esirgeyip özlediğini? Bilmez mi bir anneden evladını almanın, onu paramparça ettiğini. O anayı kimsesiz bıraktığını, sonsuz hasrete boğduğunu, hayallerini, umutlarını yıktığını bilmez mi?
Bir anne anımsıyorum. Yüreğinin sızısı halen yüreğimde saklı. İzmir'de üniversite öğrencilerini yok yere toplayıp polis arabalarına yükleyip götürürken attığı çığlığı; "götürmeyin benim kuzumu, o daha çok küçük" deyişini.
Yine daha dün çocuğunu katledenlerden hesap sorulmasını istediği için tutuklandığını. Ya devletin göz göre göre, bile bile, seçe seçe Gezi'de, Roboskî'de öldürülen evlatları için yanıp kavrulduğunu bilmez mi? Hiç kuşku yok ki bilir. Varlığını sürdürmek için bile bile yapar bütün yanlış olanları.
Anaların acılarının dinmesi için hemen şimdi barışın sağlanması gerekiyor.  Savaş, önce kadınları ve çocukları vuruyor çünkü. Egemen devlet, kutsal devlet anlayışına son verip güvenli özgür ve adil bir dünya oluşturulması sanıldığı kadar zor değil. İşte o zaman kadınlar ve çocuklar için bayram olacaktır. Piyasayı canlandırmanın aracı, çocuklar ve kadınlar  olmayacaktır.