‘’Senden ayrı senden uzak
Yersiz göksüz gibiyim
Hem analı hem babalı
Hem öksüz gibiyim

Bütün analar ağıt şimdi
Bütün ağıtlar ana’’ ***


Bir kez daha hatırlayalım istedim. Sene 1995. Çocuklarının gözaltına alınmasından sonra onların izlerini kaybeden onlarca anne, bir araya gelerek örgütlülükten doğacak güçle, çocuklarını birlikte aramaya karar verir.
Evlatlarını, devlet şiddetine kurban verdikleri herkesçe bilinen, ancak kayıp çocukları devletçe sürekli inkar edilen bu anneler, kamuoyu oluşturmak adına, her Cumartesi saat 12:00’de Taksim Galatasaray Meydanı’nda toplanarak, ‘’Failler Belli, Kayıplar Nerede’’ diyerek seslerini duyurmaya çalıştılar. Onlara Cumartesi Anneleri dendi.
Kimileri, onların eylemlerine bizzat katılarak onlara destek verdi.
Kimileri, ‘’ana yüreğidir nasıl dayansın” diyerek anlamaya çalışmakla yetindi.
Kimileri, yanlarından geçerken bile, onları görmezden geldi, yok saydı.
Kimi sanatçılar, onlara ithaf ettikleri ezgiler besteledi.
Ama onların çocuklarını kaybedenler, pervasızlıklarına pervasızlık katarak onlara terörist(!) demekte tereddüt etmedi.
Polisin ve devletin şiddetle yıldırma girişimlerine rağmen, 17 yıldır kar-kış, soğuk-sıcak demeden bütün saldırılara, gözaltına alınmalara aldırmadan, çığlıklarını haykırıyor, evlatlarını aramaktan bir an bile geri durmuyor Cumartesi Anneleri.
Haklı olmaktan, ana olmaktan, ümit etmekten ve gerçekten insanca olandan aldıkları güçle, çocuklarının akıbetini sormaya devam ediyorlar. Unutulmasınlar istiyorlar. Bir kez daha kaybolmasınlar diye…
Susmamak, hesap sormak, bir insan olarak görevimizdir. Siz de bizzat yanlarında yer alarak destek veremiyorsanız, sosyal medya aracılığıyla başlattıkları ‘5000 üye kampanyası’na katılarak onların sesine ses, gücüne güç katabilirsiniz.
Unutmayalım, bu ülkenin yaşanılabilir güzellikte olmasını istemekten başka bir amacı olmayan, o güzel insanları kaybedenler, gerçek güçlerini bizim sessizliğimizden alıyorlar.
Yine hatırlayalım.
Resmi rakamlara göre, 2005’te toplam siyasi hükümlü çocuk sayısı 17 imiş.
Bu sayının 2010’da yüzde bin artarak 1023’e yükseldiği, BDP milletvekili Pervin Buldan’ın soru önergesine cevap veren, Adalet Bakanı Sadullah Ergin tarafından açıklanmak zorunda kaldı.
Üstelik bu açıklamada yer alan resmi rakamların içinde 2011 ve 2012 verileri de bulunmamakta. Son olarak ‘KCK operasyonu’ diye, çoluk çocuğun da hapislere tıkıldığı düşünüldüğünde, gerçekte kaç çocuğun daha, dört duvar arasında büyümek zorunda kaldığını tahmin edebiliyorsunuz değil mi?
Ve ‘’Çocuklarımız geleceğimizdir” diyoruz ya. Bu durumda ülke olarak, geleceğimizin kocaman bir hapishaneden ibaret olduğu ortaya çıkmıyor mu?
Ve öyle bir kafatasçılar ülkesi haline gelmişiz ki!
Erzurum’da Yakutiye Emniyet Müdürlüğü tarafından düzenlenen sözüm ona ’Huzur’ toplantısında ‘’Emniyette suçluların kanını alıp gen haritası çıkarsınlar. Çocuk doğduktan sonra analizi yapılsın. Vatana, millete, bu ülkeye zararlıysa yürümeden yok edilsin’’ diyebilen, Mustafa Aydın gibi İlköğretim Okulu Müdürleri ve öğretmenler, çocuk eğitme yetkisine sahip olabiliyor bu ülkede.
Ve öyle bir ülkeyiz ki artık;
‘’Yoksul bir çocuk görsem  
yağmur altında üşüyen;  
köprü olmak geçer  
hiç değilse  
içimden.”

diyen Sunay Akın gibi duyarlı insanların, hiç mi hiç hükmü kalmamış. Yazık!
***A. Yüce