SERPİL TEMİZ / HABER MERKEZİ 


Nusaybin’de Türk devlet güçleri tarafından katledilen Emire Gök’ün oğlu Veysi Gök: „Diğer yurtsever aileler gibi bizi bilerek hedef aldılar. Annemi öldürenler hastanede sanki yaptıkları çok doğal bir şeymiş gibi davranıyor, hatta yüzümüze baka baka gülerek alay ediyorlardı.“

AKP Hükümeti yönetimindeki Türk devletinin Kürdistan’da yürüttüğü katliamlar devam ediyor. Kürt halkının AKP’nin çözümsüzlüğüne karşı kendi çözümü olarak geliştirdiğini ilan ettiği özyönetim alanlarına yönelik saldırılar ve bu saldırılara karşı direnişin birçok boyutu araştırılmaya ve açığa çıkarılmayı bekliyor. Nusaybin’de evinin avlusunda keskin nişancı tarafından katledilen Emire Gök’ün öyküsü de Kürdistan’da yaşanan vahşetin örneklerinden sadece birisi. Gök, Nusaybin’in Girnevas Mahallesinde 20 Aralık 2015 günü evinin karşısındaki Anadolu Lisesi çatısına yerleşen AKP çeteleri tarafından evinin avlusunda katledildi. Tehdit ve baskılardan ötürü Almanya’ya sığınmak zorunda kalan Emire Gök’ün oğlu Veysi Gök ile annesinin katledilmesi ve yaşadıkları zorlukları konuştuk. Gök’ün diliyle kentte yaşananlar şöyle:

Keskin nişancılar binalara yerleşti

Mahalelerde özyönetim çalışmaları başlamıştı. Devlet güçleri birkaç kez sokağa çıkma yasağı ilan ettiler. Mahallelere girme çabaları direnişle karşılaştı ve giremediler. Yüksek binalar ve minarelere yerleşen keskin nişancılar ayrım yapmadan insanlara ateş ediyor, öldürüyorlardı. Saldırı sadece yasak ilan edilen mahallelerde değildi, diğer mahallere de ateş ediyorlardı. İnsanlar korku içinde her an gelecek bir kurşunun hedefi olabilirim psikolojisiyle yaşıyordu. 

Birçok Nusaybinli genç gibi ben de o dönem özsavunma bölgelerindeki çalışmalarda yerimi alıyordum. Yasak döneminde halka ve direnişçilere lojistik ve gıda yardımı yapıyorduk. 

Yasak olmayan mahallede katledildi

Annemin katledildiği 20 Aralık’ta ise bizim mahalle, sokağa çıkma yasağı ilan edilen bölge dışında kalıyordu. Nusaybin’in kuzeyinde ağaçlık bir alandadır evimiz. Saldırının gerçekleştiği gün evin yakınlarındaydım. Öğleden sonra saat 16:00 civarıydı. Silah sesleri sürekli geldiği için alışmıştık o dönem. O ara silah sesleri geldi dikkatli bir şekilde ilerlerken evimizin önünden çığlık ve bağırma sesleri duydum. Avlunun kapısına vardığımda kardeşlerim bağırıyordu. Annem avluda düşmüştü ve göğsü kanıyordu. 

Yardıma giden çocuklarını da taradılar

Ona doğru koştuk o anda bize de ateş ettiler. Kendimizi yere attık. Çaresizlik içinde anneme bakıyordum, o ara bacağına bir kurşunun isabet ettiğini gördüm. Komşularda toplanmıştı ve hiçbir şey yapamıyorduk. Anneannem evin kapısında çaresiz bir şekilde çırpınıyordu. Kardeşlerim şok geçiriyordu. O an bir ömür gibi uzun gelmişti bana. Kurşun yağmuru aldında annemi kurtarmaya çabalıyorduk. Sonra komşularla birlikte onu alıp arabaya bindirdik ve Nusaybin devlet hastanesine götürdük. 

Annem evinin bahçesinde hedef alınarak vuruldu. Evin avlusunun duvarı 2 metre yüksek. Yüksek bir yerden bilerek ve planlı bir şekilde hedef alınmıştı. Büyük bir ihtimalle de bizim evden 400-500 metre uzaklıktaki Anadolu Lisesi’nin çatısından ateş açılmıştı. Lise, devlet güçlerinin karargahı gibi kullanılıyordu ve çatısına keskin nişancılar yerleşmiş hareket eden her şeye ateş ediyorlardı. Zaten onu kurtarmaya çalışırken bize de ateş etmeleri her şeyi gösteriyor. 

Benim ve cezaevinden yeni çıkmış dayıoğlumun çalışmalar içinde olması, ailemin yurtsever olmasından ötürü hedef olduk. Bir süre önce Eskişehir Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde okuyan amcaoğlu Adnan Gök gerillaya katılmıştı. Aile bireyleri onu ziyaret etmişti, bu da çevrede duyulmuştu. 

Özel harekatçılar hastanede alay etti

Nusaybin Devlet Hastanesi’ne götürdük annemi. İki saatlik bekleyişten sonra bir doktor çıktı ve başınız sağ olsun dedi. Polisler, özel hareketçiler, hastanede beklerken sürekli bizi tahrik ediyorlardı, alay ediyorlardı. Bir insanı öldürmeleri çok doğal ve sıran bir şeymiş gibi bizi taciz ediyor, laf atıyorlardı ve yüzümüze baka baka gülüyor, kahkaha atıyorlardı. 

Taziyesi ancak yasak sonrası kaldı

Sokağa çıkma yasağı vardı ve aile büyüklerimiz insanları öldürebilirler diye hastaneye, evimize ve mezarlığa gelmek isteyenleri geri çevirdiler. Kimseyi tehlikeye atmak istemediler. Sadece aile bireyleri ve yakınlardan oluşan küçük bir grup kaldı. Acımızla kaldık ve bir hafta sonra yasak kalkınca taziyemizi düzenledik. Yasak kalkmıştı ancak devlet güçleri yine birçok yerde konumlanmıştı ve tehlike devam ediyordu. Buna rağmen halkın yoğun ziyareti oldu. 

Mermi çekirdekleri devlete ait 

Anneme yönelik saldırıyla ilgili babam suç duyurusunda bulundu. Hastane raporu ve eve isabet eden mermi çekirdeklerini toplayıp savcılığa sunduk. Sanırım babam 8 mermi çekirdeğini duvardan çıkarmıştı. Görenler onların devlet güçlerine ait olduklarını söylüyordu. Zaten ateş edilen yer ve olayın oluş biçimi devlet güçleri tarafından öldürüldüğünü ispatlıyor. 

Ancak suç duyuruları ve girişimler sonuçsuz kaldı. Evin avlusunda devlet güçlerince bir kadının katledilmesini üzerinde durulacak bir konu olarak bile görmediler. 


Acımız hala çok taze

Muhabirimiz Serpil Temiz, Veysi Gök ile Frankfurt’ta görüştü.

Aradan geçen bir yıllık süreçte acımız ilk gün gibi tazeliğini koruyor. Büyük bir darbe aldık. Kardeşlerim ve benim psikolojim bozuldu. Ailece dağıldık.  Kenti yerle bir ettiler. Bana ve aile bireylerine hepinizi teker teker öldüreceğiniz tarzında tehditlerde bulunuyorlardı. Ben de tehditlerden ötürü Avrupa’ya gelmek zorunda kaldım.

Küçük kardeşlerim annelerinin ölümüne alışamadı ve büyük bir travma yaşıyorlar, hepimiz yaşıyoruz. Kardeşlerim Nusaybin’de, onlarla telefonla konuşuyorum. Sanki hala annemizi kaybettiğimiz ilk gündeler ve hala o anı yaşıyorlar. Rüyalarında kabuslarında hep o günü yaşadıklarını söylüyorlar. Zor bir durum. Anlatılması da yaşanılması da zor.