YEREL SEÇİMLER GÜNDEMİ



25 Mart 1920 sabahı, Şahin Bey mahlasıyla anılan Mehmet Said, arkadaşlarına dönüp şöyle diyordu: “Düşman buradan geçerse, ben Ayıntab’a ne yüzle dönerim? Düşman, ancak benim vücudum üzerinden geçebilir.”
Şahin Bey, düşman topunun karşısında, çul çaputtan ibaret giysisi ve cephane kıtlığıyla direnen Antepli milisleriyle birlikte, Antep-Kilis yolunda canını teslim etti. Rivayet odur ki, Fransız’ın toplu, tanklı, makineli askerleri, 3 koca gün boyunca yaramadı, Antepli milislerin canlarıyla ördükleri hattı. 3 koca gün, direndi Şahin Bey ve yoldaşları... Tanka, topa karşı cephane kıtlığı çekerek... Üç günün sonundaysa, kaçmaya çalışan milislerine söz geçiremeyince Şahin Bey, doğruldu siperinde. Tüfeğini yere çaldı; sıkılı yumruklarını kaldırdı göğe. Düşman üstüne doğru yürüdü, yürüdü. Üzerlerine yürüyen bu tek ve silahsız insan karşısında paniğe kapılan Fransız askerleri, uzaktan kurşun sıkarak öldürdüler onu.
O Şahin Bey ki, bugün resmi tarih çarpıtmıştır hatırasını. Şahin Bey, yaşadığı dönemde “Bolşevik Şahin” olarak anılır, Antep toprağında. Kafasında “ihtilal” dolaşır. Balkanlarda tanıştığı komünist teşkilatçılardan edindiği bu fikir, ondan yadigar bir el yazısında da görülebilir. Bolşevik Şahin, bir dostuna verdiği Arapça “Bolşeviklik Nedir?” kitabının üzerine, el yazısıyla not düşmüştür: “Gardaşım Mustafa, bu gavgayı neye yaptığımızı anlamak istersen, bu risaleyi oku. İçindekileri öğren, aramıza katıl ve bu risalenin hediyesi olan bir mecidiyeyi ver.” Yine o dönem İstanbul’da örgütlenen Kızıl Yıldız teşkilatına bir mektup yazmıştır.
Bugün kaç kişi bilir, egemenlerin adını bir ilçeye verip hatırasını öldürdüğü Şahin Bey’in Bolşevik Şahin olduğunu? Kaç kişi, onun yoksulların dünyasının hayaliyle savaştığını bilir?

Kavganın içinde bir Karayılan

Antep’in başka bir yanında, yüreği halkı için çarpan, halkıyla birlikte yoksulluk çekip halkıyla birlikte dövüşen bir yiğit daha vardı. Onun da esas adı Mehmet’ti; ama kavga içinde “Karayılan”a dönüştü. Bu Kürt evladı, “Karayılan olmazdan evvel/Antep köylüklerinde ırgattı/Belki rahatsızdı, belki rahattı/Bunu düşünmeye vakit bırakmıyordular” Fransızlar Antep’e girip şehri pavyona çevirince, “korkusu ve kafası öyle büyük” olan Karayılan, toprağını, evini-barkını bırakıp, Kürt uşağına seslenmeye başladı. Çoğu Antep’in Kürtlerinden 82 çete, onunla birlikte Fransız’a karşı koydu. Bununla da yetinmedi Karayılan. Antep Hapishanesi’nin kapısına dayanıp, mahkûmlardan da bir çete kurdu.
“Karayılan olmazdan önce/umrunda değildi Karayılan’ın/kıyamete dek düşmana verseler Antep’i. /Çünkü onu düşünmeğe alıştırmadılar/Yaşadı toprakta, bir tarla sıçanı gibi/korkaktı da bir tarla sıçanı kadar” Fakat Antep’in içine düştüğü hâl, dayanılacak gibi değildi. Korkmak da, umursamamak da olmazdı artık. Ve böylece, evvelden korkak bilinen, evvelden “herhangi biri” diye görülen Karayılan, Antep harbinin en büyük kahramanlarından biri oldu. Karayılan, Antep Harbi’nin diğer kahramanı Bolşevik Şahin’in Antep-Kilis yolunda kıstırıldığını duyduğunda da, bir dakika düşünmeden atını sürmüştü, Şahin’in vurulduğu yere. Fakat yanmış bozkırdan gayrısını bulamadı. Rivayet edilir ki, yanmış bozkıra dayayarak alnını, iki rekat namaz kıldı. Ve Antep’i Fransız askerine dar edeceğine bir kez daha ahdetti.
“Ve bir tarla sıçanı gibi yaşayıp/bir tarla sıçanı kadar korkak olan/fırlayıp atlayınca ileri/bir dehşet aldı Anteplileri,/seğirttiler peşince./Düşmanı tepelerde yediler” Ağcakoyunlu’da, İkizkuyu’da, Nizip yolunda, Mağarabaşı’nda Fransız askerleri Karayılan’ın 82 çetesiyle kıran kırana savaştı. Ama hepsinde bozguna uğradılar. Karşılarında, her sabah kefenini giyip ölüme hazırlanarak savaşa giden Karayılan vardı.

Mevziden mevziye koştu

“Antep sıcak,/Antep çetin yerdir./Antepliler silahşor olur/Antepliler, yiğit kişilerdir./Fakat düşmanın topu vardı/ve ne çare, kader/düz ovayı Antepliler/düşmana bırakacaklardı”
Düşmanın eline geçen Antep’te Karayılan, Karagöz Camii’nde mevzilenmişti. Çeteleriyle birlikte yapılacakları planlıyor; ancak ani hareket edip yok olmamaya da özen gösteriyordu. Fransızlar da halkın yüzünü döndüğü bu harekete bir süre ilişmemeye karar vermişti. Zira Karayılan’a yönelen her hareket, halkın patlayan öfkesini harekete geçirebilirdi. Hatta Antep’te görevlendirilen Fransız komutanı Norman Karayılan’ı ikna etmeye çalışmış; yardımlardan faydalanmaları için Karayılan’ı ve çetesini davet etmiş; ancak Karayılan bu teklifi kesin bir dille reddetmişti.
24 Mayıs 1920’de, an geldi. Karayılan’ın öncülüğündeki çeteler, tekrar ayağa kalktı. Sarımsak Tepe mevkiinde, Fransız askeriyle vuruşmaya koyuldular. Karayılan, cepheye varmazdan evvel, kamçısını ve gümüş saplı kamasını Karagöz Camisi hocası Mehmet Ömer’e teslim etmiş, “Hocam, ben cepheden dönersem emanetlerimi bana teslim edersin. Şehit olursam, bunları köydeki kızım Selvi’ye ver” demişti.
O gün, çok çetin bir dövüş yaşandı Sarımsak Tepe’de. Fransız askerleri yenilmeye yüz tutmuştu. Hatta Karayılan bir ara, düşmanın bazı birlikleri kaçmaya başlayınca dayanamamış, mevzi değiştirmek için ayağa fırlamıştı. İşte ne olduysa o anda oldu. Tam mevziye ulaşacakken bir kurşun geldi, göğsünü parçaladı. Karayılan, iki mevzi arasında, yerde yuvarlandı.

Gerçek takipçileri...

Karayılan’ın ölümü ardından, açlığa fazla dayanamayan Antep halkı teslim oldu. Fransız askeri, Antep’in her zerresini kuşatmıştı artık. Antep’in zenginleri, “eşraf, ayan ve mütehayyızaları“ ise ya Çukurova’ya kaçmıştı; ya da Fransız askerlerini neşriyatlarında “hoş geldiniz” diye karşılıyorlardı. Yıllar sonra, Paris’e giren Nazilere Fransız zenginleri de aynısını yapacaktı. Zira burada belirleyici olan hangi milletten olduğunuz değil, egemenlik ilişkilerinde durduğunuz yer ve onurunuzdur. İktidarların değil halkının yanında duranlar her coğrafyada ve her dönemde yok olmak pahasına direnmeyi seçerken; var olmak, palazlanmak adına gerekirse iktidarlara yaltaklananlar, her dönem ve coğrafyada, onurlarını yitirmek pahasına teslimiyeti tercih ederler.
Fransız’la Kuvay-i Milliyyeciler anlaşıp da, Antep yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ne bırakılınca, Çukurova’ya kaçan “eşraf, ayan ve mütehayyıza” geri döndü. Antep’te Fransız askerine “hoş geldiniz” diyenler de çark etti hemen. Şimdi hep beraber, vatanlarını ne kadar sevdiklerinden ve Fransız askerinin zulmünden bahsetmeye koyuldular. Antep için savaşan yoksullar, baldırı çıplaklar ise, canları pahasına korudukları memleketlerinde yine, tek parça toprakları olmadan yaşamaya başladılar.
İşte o vatansever(!) zenginler, Karayılan’ı, Şehit Kamil’i ve Şahin Bey’i de pelesenk ettiler dillerine. Onların gerçek takipçileri olduklarını anlatıp, heykellerini diktiler şehrin dört bir yanına. Oysa ne Kürt Karayılan, ne Bolşevik Şahin, ne de 14 yaşındaki çocuk Kamil, ömürleri boyunca tek bir hayır gördü onlardan.

Antep’in ‘öze dönüş’ hamlesi

Yıl 2014. Antep, halen sıcak, halen çetin. Bolşevik Şahin’in ve anasını korumaya çalışırken süngülenen 14 yaşındaki Şehit Kamil’in isimleri, merkez ilçelere verilmiş. Kürt Karayılan ise anıtlarda yaşıyor. Ancak onların hakiki hatırası, uzun süredir, Antep’in kavrulmuş toprağına hiç uğramıyor.
Antep’in “öze dönüş” hamlesi de işte, bir de bu açıdan önem taşıyor. Antep’in ezilenlerinden çalınan tarihini tekrar kazanmak için...

BDP Antep Adayları

Antep Büyükşehir Belediyesi: Ayhan Ünlü -  Abdullah Demirbaş
Şehitkamil: Cahide Mutlu - Kemal Şahin
Şahinbey: Hanım Bayram -
Mehmet Aydın
Araban: Haci Ataş
Nizip: Sevim Dursun - Mehmet Satan
İslahiye: Emine Kaya - Dirbas Gökalp
Nurdağı: Şahin Erdoğan
Yavuzeli: Hasan Üzümcü


HAZIRLAYAN: OSMAN OÐUZ