Cihan DENİZ

Kürt sorunu, Türkiyeli sol kesimler için turnusol işlevi görmeye devam etmektedir. Kürt sorunu karşısında alınan tutumlar, geliştirilen söylemeler maalesef Türkiyeli sol ve devrimci hareketin bir kısmının hücrelerine sinmiş milliyetçiliği ve şovenizmi gözler önüne sermektedir.

ABD’nin Suriye’den çekileceğini açıklamasını takiben yaşanan tartışmalar bu tespitin ne kadar doğru olduğunu maalesef bir kez daha ispatladı. Söyledikleri birkaç söz bile giydikleri sözde sol maskenin altında yatan cerahatli milliyetçiliği ortaya çıkardı. Zamanında Ahmet Türk’e bir faşistin attığı yumrukta sınıf mücadelesini görerek nasıl alçaldıkları düşünüldüğünde, bugün yaşananların hiç de tesadüf olmadığı görülecektir.

Bu tartışmanın Türkiyeli sol hareketin bir kısmında kronik bir hale almış milliyetçilik ile bu kesimlerin bilinçaltında yatan “Kürt annesini görmesin” kompleksinin sol versiyonunu bir kez daha gözler önüne sermek dışında aslında çok önemli bir teorik kafa karışıklığına da işaret etmektedir: sol, emperyalizme karşı mücadele ve milliyetçilik arasındaki ilişki.

Her türlü ezilme halinin sona erdirilmesi için mücadele eden sol açısından halkları boğan, sömüren emperyalizme karşı mücadele kesinlikle en öncelikli görevlerden biridir. Bunun tartışılacak bir yanı yoktur. Bununla birlikte emperyalizme karşı tutarlı mücadelenin yolu, bu mücadeleye kendi yaşadığın coğrafyadaki ezen ulusların emperyal siyasetlerine, onun sömürgeciliğine karşı mücadele etmek ile başlamaktır. İlk adım Lenin’in attığı gibi “Büyük Rus Şovenizmini” mahkûm etmek ve onunla mücadele etmek olmalıdır. Bu adım olmadan atılacak her adım, ezilenlerin mücadelesini hedefinden daha da uzaklaştıracaktır ve son kertede ezilenlerin mücadelesini ezen ulusun milliyetçiliğinin, onun emperyal politikalarının kuyruğuna takacaktır. Diğer bir ifade ile içinde yaşadığın ülkenin emperyalizmi ile mücadele etmeden, onun sömürgeciliğini mahkum etmeden, buna karşı ezilen ulusların verdiği mücadelelerin yanında koşulsuz yer almadan emperyalizm ile mücadele ettiğini iddia edenlerin varacağı yer ezen ulus milliyetçiliği ile ezen ulusun emperyalist ve sömürgeci politikalarına yedeklenmektir.

Böylesi bir siyaset anti-emperyalizm değildir, hele sol hiç değildir; bu siyaset, ülke içinde mevcut ezilme durumlarının üstünü örterek iktidarı meşrulaştıran milliyetçilik ve dışarıda ise başka halkların ise başka emperyalistler tarafından değil ama kendi ülkesi tarafından sömürülmesini savunan sömürgeci bir anlayıştır. Paradoksal gibi gözükse de, anti-emperyalizm kılıfı içinde en çıplak haliyle emperyalizmdir.

Sarte’nin dediği gibi “sömürgecilik bir sistemdir.” İyisi kötüsü yoktur. Ezen ulustan bir aydının kendi ulusunun sömürgeciliğiyle hesaplaşmadan bırakın solcu olmayı anti emperyalist olmayı aydın olmasına bile imkan yoktur. Aydın olmanın ilk şartı ezilen halkların mücadelesini eleştirmekten önce kendi içinden çıktığı sisteme karşı radikal bir demokrasi mücadele yürütmektir. Bu anlamıyla olması gereken tavır, Sarte’nin yaptığı gibi, Cezayir’de özgürlük mücadelesi verenlere akıl vermek değil ama onların mücadelesini koşulsuz destekleyip, kendi ülkesinin sömürgeciliğiyle hesaplaşmaktır.

Maalesef bugün Kürtlere karşı sol adına bir kısım kesimin ve “aydının” tavrı tam da bunun tersidir. “Kendi gözündeki merteği görmeyip”, Türkiye’nin Suriye siyasetinin neye denk düştüğünü tamamen göz ardı edip, Efrîn’de olanlara karşı bütün sol duyularını kapatıp, vicdanlarını karartıp Kürtleri sol adına Amerikan karşıtlığı ve anti-emperyalizm üzerinden eleştirmektedirler; üstelik bunun onları kimlerin destekçisi yaptığı çok açık olmasına rağmen.

Bunun karşısında aslında söylenecek tek söz bu yolun anti-emperyalizm, sol değil ama siyasi yaşamına bir sosyalist olarak başlayan ama I. Dünya Savaşı ile birlikte sosyalizmden faşizme savrulan Mussolini’nin gittiği yol olduğudur.