Bir talepleri vardı, asla taviz veremezlerdi. Yüz binleri aynı anda harekete geçirdiğine göre oldukça önemli ve -öyle ya- haklı bir talepti de. Demokratik değerlere biraz saygısı olan, bu sese kulaklarını kapatmamalıydı. Korunaklı fanusta iş gören bir grup teknokratın kararı, yüz binlerin talebi karşısında boyun eğmeliydi. Evet, kitleler karar vermişti bir kere, olmayacaktı!

Bu büyük eylem, biraz gözü açık bütün gazetelerde, internet sitelerinde haber de oldu elbet. Talep dünya yüzünde öyle bir görünür oldu ki, yani o kadar olur! Ekşi Sözlük, Twitter, Facebook… Hepsinde yazılanları toplasan külliyat eder!

“Nasıl olabilir efendim, bu karar toptan gayrimeşrudur” diyenler ile, “Sizin isteğinize kalsa olduğumuz yerde çakılır kalırız, bir milim ilerlemeyiz” diyenler arasında atışma, meseleyi hiç bilmeyenler için bile hiç değilse eğlenceli seyirlik malzeme çıkardı.

Konu mu?

Hayır efendim, ne ilgisi var Sur’daki ablukayla, tankla, topla!

Kaldırımlarda kalmış cenazeler mi? Haber değeri mi var onun!

Değil güzel kardeşim, çocuk ölümü, mülteci meselesi, dünya barışı filan gibi can sıkıcı bir mesele de değil.

Düşünebiliyor musun? Koooskoca Apple, koooskoca Iphone’un 7. sürümüne kulaklık girişi koymayı düşünmüyormuş! Biz 210.000 insan ahdettik, müsaade etmeyeceğiz. Gerekirse bütün demokratik yolları kullanacağız, her gün daha da çoğalacağız. Çok tepemizi attırırlarsa Apple binaları önünde büyük mitingler bile yaparız alimallah! Kim kurtulabilir elimizden, kim yenebilir örgütlü bir halkı! Duyarlı vatandaşlarız biz.

Sur, Silopi, Cizre filan mı? Evet ya, geçen Facebook’ta gördüm de bakamadım. İnternetim yavaş, biliyor musun?


Psikiyatristleri göreve çağırıyoruz!


Ahir ömrümde merakımı en çok gıdıklayan yerlerden biri, Yeni Şafak gazetesinin haber merkezi. Hiç şüphem yok: Çok yönlü kullanılabilir. Mesela bir “İnsanat Bahçesi”ne dönüştürülebilir, çok ilgi görür. Veya ihtisası kuvvetli sosyolog, psikolog ve dahi antropologlardan oluşan tam teşekküllü bir araştırmacı heyeti, tetkiklerde bulunmak üzere bir müddet karantina altına alabilir. Olmadı, yeryüzündeki diktatörlerce kurulmuş bir cerrahlar komitesi, bu fevkaladenin fevki derecesinde tuhaf kafayı enine boyuna ölçüp müşahede edebilir.

Evet, evet: Bütün bu “haberler”, bizim bildiğimiz, tanıdığımız standart insan aklının ürünü olamazlar. Hiç değilse öyle düşünmek istiyorum. Hatta daha büyük mevzu var: Bu haberleri ciddiyetle değerlendiren, sonuçlar çıkarıp analiz eden okurun zihni daha fena!

Sultanahmet’te turistlere yönelik DAİŞ saldırısı sonrası haberlere bakalım...

İlk haberlerden biri: HDP Sözcüsü Ayhan Bilgen, patlamadan önce Twitter’dan “korkunç bir tweetle” patlamayı haber vermiş! 

Bahsi geçen tweette Bilgen, “Şehirdeki çatışma potansiyelini test etmekle yetinmeyenler, batı şehirleri, kırsal dahil topyekün savaşını birlikte görme niyetinde” demiş. Şimdi durun, düşünün: Bu tweet üzerinden HDP’yi Sultanahmet’teki saldırının sorumlusu haline getirmek, normal bir kafanın ürünü olabilir mi?

Durmuyorlar... Bu kez bir taşla iki kuş vurmak niyetindeler. Ciddi ciddi haber yapmışlar, hem de internet sitesinin manşetinden: PYD’den sınırda alçak kutlama!

Habere göre, “Kilis sınırına gelen PKK’nın Suriye kolu PYD yandaşları Sultanahmet saldırısını halay çekerek kutluyor”muş!

Kurguya bakar mısınız? Tam bin kişiden oluşan Rojavalılar, Efrîn yakınlarındaki bir köye gelmiş ve Sultanahmet’te DAİŞ’in eylem yapıp turistleri öldürmesini halaylar eşliğinde kutlamış!

Normal bir ülkede, düzmece haber yapıldığında yargı göreve çağrılır, ama nerde bizde o lüks!

Psikiyatristleri göreve çağırıyoruz!


Cahil Chomsky!  Hain Harvey!


Atanamamış Başkan Erdoğan, 1128 akademisyenin geçtiğimiz günlerde yaptığı “Akademisyen ve araştırmacılar olarak bu suça ortak olmayacağız” başlığıyla yaptığı imza kampanyasını hedef aldı.

İmza metninde Kürtlere yönelik devlet saldırıları eleştiriliyor, müzakere sürecine geri dönülmesi çağrısı yapılıyordu. Altında ise hem Türkiye’den hem de dünyadan çok önemli bilim insanları, akademisyenler, aydınlar, yazarlar ve araştırmacıların imzası vardı. İmzalayanlar arasında Noam Chomsky, Tarık Ali, Immanuel Wallerstein, David Harvey, Judith Butler gibi dünyaca ünlü aydınlar da vardı üstelik.

Üniversite okuyup okumadığı bile muamma olan Erdoğan, kükreyiverdi:

“Eeeeeyyyy aydın müsveddeleri, siz karanlıksınız. Aydın falan değilsiniz! Ne doğunun ne de buraların adresini bilemeyecek kadar cahilsiniz!”

Diktatörlük böyle şeydir işte. Sen gider, dünyanın sayılı üniversitelerinden dirseklerini çürüte çürüte alırsın o unvanı; sonra bilmem kaç hakemli dergiler, koca koca heyetler, yayınevleri, gazeteler ve nihayetinde milyonlarca okur bu unvanı tasdik eder; ama sonra “aydınölçeri” elinde tutan diktatör, “dıt dıt dıt dıt” diye öter: Aydın değilsin, cahilsin, otur, sıfır!

Chomsky’ye, Tarık Ali’ye, Harvey’e “otur sıfır” çekebilecek kalibrede bir memleket bizimki. Yeni Şafak bundan da gurur duyabilir. (Kesin duyuyorlardır ya, ah bir görebilsek şu haber merkezinin içini!)


Her gün Avrupa sayfası


Yeni Özgür Politika, Avrupa’da yaşayan Kürdistanlı ve Türkiyeli okura yönelik yayın yapıyor. Okura, hem ülkelerinde yaşanan gelişmeleri en sağlam bilgiler ve en iyi yorumlar eşliğinde sunmaya çalışıyor ama hem de yaşadıkları ülkelerde, Avrupa’da yapılan eylem/etkinlikleri, göçmenlerin talep ve sorunlarını, mücadelelerini, yaşamlarına dair detayları aktarmaya çalışıyor.

Avrupa’da yaşayan Kürdistan ve Türkiyelilerin gündemini yansıtmakta gazetemizin belli eksikleri olduğu eleştirisi, sıklıkla yapılıyordu. Şimdi o eksiğin aşılması için önemli bir adım atıldı. Gazetemizde artık her gün 6. sayfa, sadece bu haberlere ayrılacak. Sadece eylem ve etkinlikler değil, Avrupa’da yaşayan halkımızın yaşamına, sorunlarına, taleplerine dair her şey bu sayfada yer bulacak.


 Erdem Aydın

erdem-aydin@gmx.de