
Şöyle bir hesap edin... İktidarın Hitler özentili “medya havuzuna” doğrudan veya dolaylı olarak bağlı onlarca yayın organı var. Sağ baştan saymaya başlasan, bitirene kadar öğleni edersin. E bir de Doğan Medya gibi sonradan itaat edenler var tabii.
Bizimki gibi gazetelere bakmayın siz. Geleneğimiz, gazeteciliğin her safhasında da direnişten mayalanır. Az insan, devasa emekle çıkar, Özgür Basın’ın gazeteleri. Ama onlarınki öyle mi! Bizim en azından on katımız insanla çıkıyor her biri.
Hesaba devam edelim. Her birine 200 personel yazsan bile, binlerce kişi eder. Yalnızca iktidarın güdümünde algı yönetimi yapmak, yalan üretmek, gerçeği eğip bükmek için çalışan binlerce maaşlı özel harp elemanı... Üstüne AK Troller diye anılan sosyal medya elemanlarını da ekle... Yalan sektörü!
Okuyanlar vardır, Celal Başlangıç, 90’lı yıllardan kendi deneyimini “itiraf” etmişti. Hani, tamamen masa başında uydurulmuş türlü atraksiyonlarla dolu bir “askeri operasyon” haberi (!) yazmış da, o buz gibi yalan sonraki gün sekiz sütuna manşet olmuş. Haberini türlü sözlerle öven Haber Müdürü’ne Başlangıç, “Ama yalandı” demiş; “Aman, kimseye söyleme” yanıtını almış.
Başlangıç bu anısını, “O yıllar, ‘devletin aleyhinde olmadıkça sallamak serbest gazeteciliği’ revaçtaydı” diyerek noktalıyor. Fakat ne ki, hiç de “o günlerin” konusu değil bu. Hatta öyle ki, artık koca bir sektör oluştu. Havuzdan binlerce insan ekmek yiyor, çoluk çocuğunun nafakasını çıkarıyor.
Ama işte, gerçeğin kuvveti midir, yalanın şaşmaz rezaleti midir, bilinmez; ortaya “Karayılan’ın telsiz konuşmaları” ya da “Cizrelilerden PKK’ya tepki” gibi hiç değilse zeka parıltısı bile görünmeyen haberler çıkıyor.
Mesela son telsiz konuşmasında Murat Karayılan, “Talimat açık, arkadan vurun. İnsanları düşünmeyin. Hastaneyi tamamen patlatın” diyordu.
Başka bir telsiz görüşmesinde iki gerilla birbiriyle “üst kademenin” gıybetini yapıyor, “Bu sefer üst taraf kaynıyor, dikkatli ol, ona göre” filan diyor.
Sen o kadar para harca, binlerce insan istihdam et, yine de ortaya böyle hiçbir zeka kırıntısı barındırmayan, yaratıcılıktan nasiplenmemiş işler çıksın ortaya. Acıklı hal.
Ama...
Memleket de bu kadar be kardeşim! Tek göz evinde televizyon izleyen fukaraların milyonlarcası, otuz yıldır aynı yalana inanmaktan hiç vazgeçmedi ki... Kürt’ün sofrasına bağdaş kurmuş gerilla hakkında uydurulan yalanlara inanmayacağını biliyorlar ama Kürt’ten zaten vazgeçmişler. Yozgat’ın dağ köyünde, İstanbul’un varoşunda, Erzurum’un çatısı delik evinde televizyondan başka lüksü olmayan fukaralara eğlence çıkıyor ya, yeter de artar!
Ara Güler’in fotoğrafı
Belgesel fotoğraflarıyla tanıdığımız Ara Güler, hastaneye kaldırıldığı gibi sosyal medyada öldüğünü yazanlara muzip bir el hareketiyle yanıt vermişti de, hepimize bu yeni nesil akbabalar karşısındaki tavrıyla gizliden gizliye “oh be!” dedirtmişti.
Bir süre önce de, “Yaşlandıkça küfretme özelliğim ön plana çıkıyor, ferahlatıyor beni. Giderayak herkese küfredeyim diyorum” demişti. Hakiki adammış, dediğini de yaptı! Hepimize şöyle okkalı bir küfür oturttu!
Rastlamışsınızdır: Büyük fotoğraf sanatçısı, memleketin sultanlık heveslisi diktatörünün fotoğraflarını çekerken fotoğraflandı. Öyle ya, mesele bağlamında fotoğrafı çekilen Erdoğan değildi aslında, Ara Güler’di! “Tayyip, Ara Güler’i sarayına getirdi de fotoğrafını çekti” desek yeri.
Bazı süslü sözler ediliyor. Mesela bütün bunların bir sanatçı refleksinden kaynaklandığı, Ara Güler’in bir belgesel fotoğrafçı olarak Cumhurbaşkanı makamında oturan birinin fotoğraflarını elbette çekeceği söyleniyor. Birbirimize hikaye anlatmayalım.
Suriye’de yıkıntılar arasındaki bir duvara, “Bir gün savaş bitecek ve ben şiirime geri döneceğim” yazıyordu. Sanatın hali, hasreti, böyle zamanlarda biraz budur. Hayallerimizde Norveç’in okyanus kıyıları ya da İsviçre Alpleri filan olabilir. Ama Ortadoğu’nun göbeğinde ve en manyak diktatörlerinden birinin menzilinde yaşıyoruz, halk olarak. Çelişkinin bunca sert, bunca kıyımlara gebe olduğu memlekette herkes, yaptığından ve yapmadığından sorumludur.
Gerçi Ara Güler konusundaki “hayal kırıklığımız” da hep şu tatlı su solcuları yüzünden... Yoksa evvelde “arkadaşım” dediği Fethullah Gülen’in de fotoğraflarını çekmiş, reklam filmlerinde boy göstermiş bir sanatçının politik omurgası, zaten malum değil midir?
Neyse işte... Artık şu bohem özentisi tavırları, puslu bir meyhanede çekilmiş saç-sakal fotoğrafları “muhalif aydın tavrı” için yeterli görenler de bir susarlar.
Malum, Ara Güler’in yaşlandıkça küfretme özelliği öne çıkıyor. O küfür, işte böyle hepimize ediliyor!
Reis’im ayağına paspas olayım yanlış anlama!
Doğan Medya bu köşenin daimi misafiri haline geldi ama insan gerçekten dayanamıyor. Son çağın en büyük trajedilerinden biri, hepimizin gözleri önünde yaşanıyor.
Yayın çizgisindeki genel dönüşüme dair çok şey söylendi. Gelin bunu, bir haber üzerinden somutlaştıralım.
Haberin 5N1K’sı şöyle: Anonymous isimli ‘hack’ grubu, internetteki “.tr” uzantılı bütün internet sitelerine 14 Aralık’tan bu yana saldırmaya başlamış. Gerekçe, Türkiye’nin DAİŞ‘i desteklemesi. Grup, bu gerekçeyi bir videoyla da açıklamış.
Doğan Medya’nın kaptanı kızağa çekilmiş “amiral gemisi” Hürriyet gazetesi, bu olayı haber yapacak ama nasıl yapsın! Ya Reis’in canını sıkarsa! Ya Reis’in tepesi atar da ihaleleri geri çekerse!
Ya da muhabir, “Aman yanlış bi’ şey demeyeyim de patronun kızağa çekilecekler listesine girmeyeyim” diyerek zorlamış kendini. Bilemiyoruz.
Velhasıl ortaya, gazetecilik tarihinin en ibret dolu haberlerinden biri çıkmış.
Başlıyoruz: “Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in dayanaksız iddialarını ciddiye alan dünyaca ünlü hacker grubu Anonymous, Türkiye’ye savaş açtı.”
Haberin devamındaki 6 cümlede, tam dört kez Rusya’nın iddialarının asılsız, dayanaksız, ipe sapa gelmez olduğu tekrarlanıyor. Ama yeter mi! “Vallahi de billahi de bunların haklı olduğunu düşünmüyoruz Reis’im” diyecekler ya, bir de kısacık habere Erdoğan’ın Rusya iddialarını yalanladığı konuşmasını iliştirmişler. Dikkat: Bu “background”, haberin kendisinin iki katı!
Yetti mi dersiniz? Halen yetmedi! “Reisim, atan deden hatrına, ayağına paspas olayım, bizi yanlış anlama” seviyesine doğru ilerliyoruz. Bu kez de bir ara başlık: “DÜNYA DA CİDDİYE ALMADI”. Bu paragraf da, “Haritalar dünya kamuoyunca hiç inandırıcı bulunmadı ve ciddiye alınmadı“ cümlesiyle bitiyor.
Ne diyelim. Allah kolaylık versin.
KÖŞE VURUŞU
Ferda Çetin’in “Kediye bokun dermandır demişler” başlıklı köşesini okumadıysanız, mutlaka okuyun. Bu köşe de Ahmet Hakan’dan demokrasi adına umut besleyenlere söylediğimiz son söz olsun. Ferda Çetin’in dediği gibi, bundan sonra “üstünü örtmeyin, bokunuz da sizin olsun.”
erdem-aydin@gmx.de