Almanya Gündemi


Geçen haftalarda PEGİDA’nın sözcüsü Lutz Bachmann’ın sosyal medyada paylaştığı ve kendini Hitler’e benzettiği fotoğraf nedeniyle istifa etmek zorunda kalması, PEGİDA’nın hareket olarakta geleceğini etkiledi. Kendilerini mümkün olduğunca Naziler’den bağımsız tutmaya çalışan hareketin sözcüsünün böylesine bir sorumsuzluk (!) göstermesi, hareketin yönetim kadrosunu da kızdırdı. Olayın akabinde istifalar yaşandı. Hareketin çiçeği burnundaki temsilcisi Kathrin Oertel de istifa edenler arasındaydı. Oertel daha sonra yaptığı açıklamada "Avrupa İçin Doğrudan Demokrasi" adıyla yeni bir oluşum kurduklarını ve PEGİDA ile herhangi bir rekabete girmeyeceklerini söyledi. 

Oertel ayrıca Merkel’in partisi     'CDU’nun sağında' yer alacaklarını da deklere etti. Bu açıklama haliyle arka odalarda konuşulanlar hakkında da yeterince fikir veriyor. Geçen hafta PEGİDA’nın dağıldığı haberleri boy boy basında yer aldı ve insanların kafası karıştı. Aslında PEGİDA zihniyetinin bir yere gittiği yok. Almanya’daki yabancı düşmanlığı da PEGİDA ile başlayan bir olgu değil. Günlük hayatın tam da merkezinde öylece duruyor. Kendi yaşadığım bir kaç durumu örnek verirsem sanırım mesele daha da açıklayıcı olacak. 

Kassel'de taşındığımız bina, çoğunluğu Bulgar ve İç Anadolu Türklerinin oturduğu mahallemizde gayri resmi bir sınır görevi görüyordu. Çünkü genelde yaşlı Almanların ikame ettiği binamızın ötesinde ikame edenlerin neredeyse tamamı Türk’tü. Binamızdaki Almanların bazıları 60 yılı aşkındır aynı dairede oturuyorlardı. Genelde işçi olan ve ekonomik olarak orta hallinin altında olan ailelerin yabancılara karşı önyargıları bariz bir şekilde hissedilirdi, zira binadaki tek yabancı biz ve bir de Arap bir aile idi. Arap adam nezaketsiz, sevimsiz tavırları ile aklımda kaldı, eşi ise türbanlı ve sevimli bir kadındı. Binamızın kendini Süpermen sanan bina görevlisi, Arap aileden hazzetmediğini defalarca ima etmişti. Hatta bir defasında Arap ailenin küçük çocuğu balkondan çöp attığı için (bir kağıt parçası) onu fotoğraflamış, binayı kiralayan şirkete göndereceğini söylemişti. Kendisini de küçük çöpler atarken bizzat görmüşlüğüm vardı. Aynı zamanda aynı nezaketsizliği, sevimsizliği yan tarafımızda oturan Alman adam da yapıyordu, fakat ona karşı tavırlar haliyle aynı derecede dikkatli değildi. Bu yabani hal ve hareketler yabancı olduğumuz içindi.   

Sonra Köln'e taşındık. Taşınmayı düşündüğümüz binanın sahibi yabancı olduğumuz için bütün ayrıntıları değerlendirerek hareket ediyordu. 50 yaşın üzerindeki kadın ev sahibimizi ikna etmek o kadarda kolay olmadı. Kilometrelerce yolu üç defa gidip gelmek zorunda kaldık. (Üstelik Almanya’da standartlarda mesleklerimiz olduğu halde). Kira kontratı yaparken de bütün konuları didikleyip muhakkak sorular soruyordu. Bizden önce evde oturan genç Alman Eczacı, kira kontratı imzalarken kendilerini bu kadar uğraştırmadığını söylemişti, bende hiç şaşırmadım. Uzun bir çabadan sonra binaya taşındık. Binadaki tek yabancı biz olmakla beraber, bu defa binamızda tamamıyla eğitimli insanlar ikame ediyordu ve bina nüfusu daha gençti. Aramızda son derece saygılı bir ilişki var, tabii ilişkimiz merhabalaşma ile sınırlı. Nezaketli ilişkimizde yabancılara karşı duyulan önyargılardan arınmış bir Hâlet-i Ruhiye’den bahsetmek oldukça zor. Hatta bir komşumuzla çamaşırhanede oldukça ilginç diyaloglarımız oluyor. 

Kısaca aktarayım: - (Ehliyet sınavı hakkında konuştuğumuz bir gündü) - Ehliyet sınavını Türkçe mi Almanca mı yaptın? (Almanca), -Neden Türkçe yapmadın? (Çünkü Almanya'da yaşıyorum ve kuralları Almanca öğrenmem lazım) – Burada çoğu Türkçe yapıyor (Konuya giriş için can atıyor) - Burada bir sürü Türk var (O’nun için Türkiye’den gelen herkes Türk) , burada yetiştikleri halde aralarında Türkçe konuşuyorlar, hatta bazıları çocukları ile sadece Türkçe konuşuyor. (Bu son derece normal, çünkü anadilleri sonuçta. Çocuklar anadillerini öğrenmelidir.)- Fakat burası Almanya, burada Almanca konuşmaları gerekir. (Normalde insanlar kendi anadillerini iyi öğrenirse, yabancı dilleri daha iyi öğreniyorlar, bilimsel olarak ta bu böyle. O nedenle çocukların kendi dillerini öğrenmelerinden daha doğal bir şey olamaz.) - Tabii paralel öğrenebilir ama önce Almanca öğrenmeli. Çocuk 4 yaşında ama Almanca bilmiyor. (Bir başka zaman konuşmamız)  -Türbanı pek anlamıyorum, insanlar başlarına neden Türban bağlar. (Bu onların inançlarının bir parçası benimsemek zorunda değiliz, saygı duymak zorundayız) -Gitsinler ülkelerinde kapansınlar. 

Uzatmamak adına örnekleri kısa kestim, fakat bu örnekler bir yabancının yaşadığı en hafif sorunlar desek abartmamış oluruz. Yabancı düşmanlığının bir yere gittiği yok, haliyle PEGİDA zihniyetinin de.