Batı Kürdistanlı Kürt yönetmen Mano Khalil, kendi deyimiyle bağımsız bir film yönetmeni fakat her şeyden önce bir Kürt. Şu an Apê Îbrahîm’in yaşamını konu alan uzun metrajlı belgesel filmi ‘Arı Yetiştiricisi’ üzerine çalışıyor. Film bu yılın sonunda İsviçre’de gösterime girecek.
Mano Khalil ile yeni filmi, Kürt sineması ve Batı Kürdistan’daki gelişmeler üzerine konuştuk. Khalil, „Kürt sineması hakkında konuşmak için çok erken, dahası çok sayıda Kürt filmi var, fakat henüz bir Kürt sineması yok“ diyor. 


Önce şu an üzerinde çalıştığınız „Arı Yetiştiricisi“ adlı belgesel filme ilişkin bilgi verir misiniz? Şu an hangi aşamada?
Evet, şu anda uzun metrajlı belgesel filmim „Arı Yetiştiricisi“nin post prodüksiyonu üzerine çalışıyorum. Belgesel film, Apê Îbrahîm’in hikayesini anlatıyor. Apê Îbrahîm, 1990 yılının ortasına kadar Kuzey Kürdistan’daki en büyük bal üreticilerinden biriydi. Ne yazık ki, Kürdistan’da yaşanan savaş savaş sırasında büyük acılar yaşadı. Ailesi, çevresindeki insanları ve 500 arı kovanını kaybetti. Kürdistan dağlarında uzun bir süre gizlenme serüveninden sonra, 11 yıl önce İsviçre’ye geldi. Tek başına ve dil bilmediği İsviçre’de birçok İsviçreli arkadaş edindi ve İsviçre dağlarında yeniden arı yetiştiricisi oldu. Bu, bir adamın hayat direnci ile ilgili bir film. Tutku ve umut ile ilgili... Genelde de Kuzey Kürdistan’daki Kürt halkının trajedisi ile ilgili. Film, 105 dakika ve 2012 yılı sonu itibariyle İsviçre’de gösterime girecek. Belgesel, Frame Film, Swiss TV ve European ARTE kanalının prodüksiyonudur.


Peki Kürt sinemasının şu anki durumu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Hareketli Resim’in rolü, kültürel unsurlara ve muazzam iletişim gücüne sahip olmasındadır. Dahası o eğlendirir, eğitir, bilgilendirir; kendini yansıtma ve gelişim süreçlerinin yanı sıra, çeşitli grupların genel farkındalık süreçlerine katkıda bulunur. Arkasında büyük finans sektörü ile gelmiş geçmiş en önemli kitle aracıdır. Bu da, onun büyük ekonomik öneme sahip ve kendine özgü profesyonel ve teknik kurallar ve yönleri olan bir alan olduğu anlamına geliyor. Benim için kişisel olarak sinema çocukça bir oyun ve deneme değildir. Teknik, sanatsal bir ifade, bir yaşam felsefesi, bir varoluş nedenidir. Bir toplumun veya ülkenin sineması, o toplumun/ ülkenin gerçek sosyal, siyasal ve ideolojik hareketlerini yansıtır. O gün hayatın ve problemlerin, umutların, hayallerin, halkı rahatsız şeylerin aynasıdır. Bu yüzden her dönemin ve toplumun sineması, o çağın ve toplumun durumuna özel bir anlık yansımasıdır ve bu sinema tarihine benzersiz, daha önce olmamış  bir şey katar.

Örneğin İtalyan sineması için ‘Cinema Italiano’ deriz. Çünkü Fellini, Rossellini, Antonioni, De Sica, Pasolini, Visconti ve diğerleri gibi büyük sinemacılar daha önce varolmayan yeni bir sinemasal anlatım yolu buldular. İtalyan Neo-realizmi... Bu dalganın karakteristiği, İtalya’da İkinci Dünya Savaşı sonrası yıllarda gerçekleşen hikayelerdi. Bu hikayelerde, İtalya’nın yoksul ve işçi sınıfı ile savaş sonrası dönemin ekonomik ve ahlaki durumu merkezi bir rol oynadı. Filmlerin sanatsal ve aynı zamanda finansal başarıları büyük oldu. Bizler ayrıca Fransız Sineması ve Truffaut, Godard, Rohmer, Chabrol ve yine yeni bir sinema stili yaratan diğer birçoğu hakkında konuşuyoruz. Onlar, sözleşme-sinemasının bariyerini kırdılar ve film dramaturji ve tekniğinde tamamen yeni ve radikal bir form inşa ettiler. Onların çekimleri, filmlerin 120 yıllık varlığının ardından görsel-işitsel anlatımda, uluslararası yeni yollar açtı. Bu anlamda Kürt sineması hakkında konuşmak için çok erken, dahası çok sayıda Kürt filmi var, fakat henüz bir Kürt Sineması yok.

Mevcut Kürt filmciliğine yönelik eleştirileriniz neler?

İnsan hakları ve gerekli kişisel ifade özgürlüğü Türkiye, Suriye ve İran’ın Kürt parçalarında en az düzeydedir. Bunun dışında, bir film prodüksiyonu ve film gösteriminin teknik desteği, temel bir aşamadır. Güney Kürdistan’da, birkaç filmin bir veya iki kez gösterilebildiği, az sayıda Kürt sineması var ve bu sinemalar birçok teknik sorunlardan kaynaklı eski, tarihi geçmiş ekipmanlarla çalışıyorlar. Kürt filmlerinin en şanslılarının yolu bir süre sonra böylesi sinemalara ya da doğaçlama gösterilere düşer ve daha sonra sonsuza dek kaybolurlar. Kürdistan’ın Irak parçasındaki mevcut durum, yukarıda belirtilen ülkelerden farklıdır. Saddam Hüseyin’in devrilmesinden ve bölgesel Kürt hükümetinin şekillenmesinden bu yana, Kürdistan’ın bu parçasında, bir film yapımcılığı maratonu başladı. Hükümet, haklı olarak  birçok genç insanın çabalarını finansal olarak desteklemeye çalışıyor.
Güney Kürdistan Sineması’nda hakim olan coşku içinde, birçok film yapımcısı bu alanda gerekli tecrübeye sahip olmadan, doğrudan uzun kurgusal filmler çekmeye çalışıyorlar. Eğitim eksikliği nedeniyle bu filmlerin çoğu, tekniğin yanı sıra sanatsal bakış açısından ‘acemi filmler’ olarak kalıyor. Dramaturji, kamera rehberliği, düzenleme, diyaloglar ve oyuncuların oyunculuk performansı zayıf. Bu filmlerin çoğunda Mohsen Makhmalbaf, Abbas Kiarostami gibi İranlı film modelleri oynuyor. Filmlerde küçük çocuklar ana rollerde oynuyor ve hikayeler ‘Saddam döneminde’ yer alıyor. Bunlar çoğunlukla basit politik sloganlar ve mesaj içerikli melodramlar. Film yoluyla yazarlar, bizzat kendilerinin yaşadığı korkunç olayları ya da Kürt tarihinin çok sayıda korkunç dönemini anlatabilmenin yolunu bulmaya çalışıyorlar. Kürt halkının acılarını yansıtma amaçlarına rağmen, maalesef genellikle eksik ve amatör film çekimi yöntemleri nedeniyle, önceki rejimin beyin yıkama yoluyla yeniden yarattığı, Kürt halkını çirkin, korkunç ve yabani kişiler olarak sunuyorlar. Buna göre, Kürtler uygar olması zor olan vahşi ve ilkel barbarlardı. Bu sayede rejim, Kürdistan’ın kolonizasyonunun süresiz bir şekilde ve gerekli olduğuna dünyayı ikna etmek istedi ve görünüşte güya Kürdistan sakinlerinin kalkınmasına hizmet ediyordu. Bu filmlerin çoğu yukarıda anlatılan şekilde yapıldığından ve Kürdistan’daki modern yeni hayattan, kadınların rolünden, toplumun tüm düzeyindeki değişikliklerden bahsetmediğinden, tümü hemen hemen benzerdirler. Sadece birkaç tanesi, uluslararası film festivallerinde gösterilmeyi başarmışlardır. 

Kürt yönetmenler Türkçe, Arapça veya Farsça dillerinde Kürt filmleri yapıyorlar. Kürt dilinin Kürt filmlerinde yeterince kullanıldığını düşünüyor musunuz?

Dil, sadece sinema için değil, aynı zamanda her bireyin kimliği açısından en önemli şeydir. Falanca Arap’tır deriz çünkü ana dili Arapça’dır; filanca Fransız’dır deriz çünkü ana dili Fransızca’dır. Bu, Kürt filmi için de böyledir. Yine, kimse Kürtçe kitap yazmıyorsa; Kürt şiiri, Kürt romanından nasıl bahsedebiliriz? Türkçe yazan Yaşar Kemal, Kürt edebiyatına ne getirdi? Yaşar Kemal, Kürt bir yazar mıdır? Komik!


Suriye’deki Kürtlerin durumuna yönelik eleştirel bir film yaptığınızdan bu yana, 18 yıldır Suriye’ye dönemiyorsunuz. Sürgünde bir Kürt film yönetmeni olarak, Suriye’deki mevcut durum ve Kürtlerin durumu hakkında ne düşünüyorsununuz?

Kürtlerin eski bir sözü var: ‘Gîha dibin keviran de namîne’ (Ot hiç bir zaman taşın altında kalmaz). Her ne kadar yaz sıcak ve kurak olsa da, nihayetinde yine bahar gelecektir. 40 yılı aşkındır milliyetçi Baas rejimi Kürt halkına şiddet uyguluyor. Dilini, kültürünü yasaklamış, zulüm ve zorluk altında bırakmıştır. İnsanlık tarihine bakıldığında, hiçkimse, hiçbir diktatör halkına karşı böylesi bir zorbalık yapmamıştır. 1986 yılında sinema bölümünü okumak için Çekoslavakya’ya gittiğimde, Komünizm rejimi yakından tanıdım. Her seferinde, ‘bir gün gelecek bu rejim yıkılacak’ diyordum. 1989 yılında Komünist rejimin yıkılmasına ve bağımsız bir ülkenin kurulmasına şahit oldum. Evet, uzun süredir ülkeme girmem yasaklanmış. Kendi topraklarımda halkımın içine, arkadaş ve ailemin arasına… Ama hiçbir zaman Suriye’deki Baas rejiminin yıkılması gözlerimin önünden gitmedi. Her zaman söylüyordum: Acaba Esad ne zaman Saddam’a ulaşır, diye. Görünüyor ki vakit yakındır.
1992 yılında, Suriye’de, Kürt halkını birbirinden ayıran Suriye ve Türkiye arasındaki sınırda ‘Tanrı’nın Uyuduğu Yer’ isimli bir belgesel film çektim. Film, Augsburg Film Festivali’nde Birincilik Ödülü aldı ve birçok TV kanalı ve dünya çapındaki film festivallerinde gösterildi. O zamandan beri Suriye Baas rejimi beni rejim düşmanı olarak lanse etti ve ben o tarihten bu yana Suriye’ye geri dönemiyorum. Görüyorsunuz ki, bu hayatın paradoks ve trajedisidir. Bir film yapıyorsunuz, bütün dünya sizi alkışlıyor; fakat kendi ülkenizde sizi kriminalize ediyorlar. Sizi bir suçlu, bölücü, terörist ve ülkenin düşmanı ilan ediyorlar. Ülkenizden sevgi ile bahsederken ve onun için iyi şeyler dilerken, nasıl olur da ülkenin düşmanı olabilirsiniz.

Mano Khalil kimdir?
Batı Kürdistanlı Kürt yönetmen Mano Khalil, Şam Üniversitesi’nde tarih ve hukuk okudu ve 1987 yılında kurgu ve film  eğitimi almak için Çekoslovakya’ya yerleşti. 1990 ve 1995 yılları arasında Çekoslovakya ve daha sonra Slovak Televizyonu’nda bağımsız bir film yönetmeni olarak çalıştı. 1996 yılından bu yana bağımsız bir yönetmen ve yapımcı olarak İsviçre’de yaşamakta. 2012 yılında kurgu ve belgesel film alanında uzmanlaşmış film yapım şirketi Frame Film’i kurdu.

SUNA KÖSE/LONDRA