Kürt halkının ayağa kalkması gerekir” diye seslenen Aktaş, 20 yıllık genç ömrüne, halkı için onurlu bir mücadeleyi sığdırdı. 

10 yaşındayken tanıştı

Ailesinin göç ettiği İstanbul’da 1996 yılında dünyaya gelen Aktaş, henüz üç yaşındayken yaşanan 17 Ağustos depreminin ardından ailesi ile birlikte tekrar memleketi Suruç’a göç etti. Aktaş, henüz 10 yaşındayken Kürt basını ile tanıştı. Bir süre Azadiya Welat’ın dağıtımcılığını yapan Aktaş, yıllar sonra gazetenin Yazı İşleri Müdürlüğü’ne getirildi.


Suruç’tan Cizre’ye 

Kobanê direnişi sürdüğü sırada Suruç’tan ayrılmayan ve göç eden Kobanêlilerin ihtiyaçları için gece gündüz demeden çalışan Aktaş son olarak sıkıyönetim kuşatması altında olan halkın gerçeğini kamuoyuyla paylaşmak için yasak başlamadan hemen önce Cizre’ye gitti. 
Aktaş’ın çocukluğundan bu yana zulme ve baskıya karşı duyduğunu anlatan anne Meliha Aktaş, “Ahlaklı olarak görmezdi. Korkusuzdu. Rohat’ın ağzından özgürlük kelimesi eksik olmazdı. Kendi toplumunun kültür ve ahlakını çok önemserdi. Bütün halkların birlikteliğini savunurdu. Paylaşımcı bir tavrı vardı ve asla bundan taviz vermezdi” diye konuştu. Bu tutum nedeniyle özgür basın çalışanı olmayı tercih ettiğini söyleyen Aktaş, “Kürdistan’da yaşanan zulmü herkese duyuracağını söyler dururdu. Kürt halkının dilini ve kültürünü yaşatmak için basın çalışanı olmak istediğini sürekli dile getirirdi” dedi.
Oğluyla son telefon konuşmasını da aktaran anne Aktaş, 

“Kolundan yaralandığını söyledi. Çok kısa bir görüşme oldu. Konuştuğumuz sırada kurşun sesleri geliyordu. Ve telefonu kapatmak zorunda olduğunu belirterek, ‘annem sen kendine iyi bak yeter’ dedi. Ondan sonra da telefonu kapatmak zorunda kaldı” dedi.  


 DİHA/URFA