Kürt sorunu uluslararası bir sorun. Öyle böyle de değil, dünyanın en büyük devletlerinin düğümlendiği petrol-gaz ve su havzasının kalbi Kürdistan. Savaşlar bu bölgede sürüyor.

Böyle olunca, Kürdistan’da yürütülen siyasi mücadele, yalnızca o mücadelenin yürütüldüğü ülkelerin iç durumuna bağlı değil. Bir başka ifadeyle, mücadelenin yürüdüğü ülkedeki devlet güçleriyle Kürt direniş güçleri arasındaki güç dengeleri siyasi mücadelenin yönünü kendi başına belirlemiyor.
Buradan hareketle, hükümet sözcülerinin ve hükümete yakın yazarların “PKK çok kayıp verdi, o nedenle çekilmek zorunda kaldı” iddiaları gülünç bile değil. Daha önce de yazmıştım. Bir savaşta kimin galip geldiği, kimin mağlup olduğu “kayıplar”la izah edilseydi, ne 10 milyon kayıp veren Nazilerin 20 milyon kayıp veren Sovyetler karşısında neden yenildiği anlaşılırdı, ne de, Irak halkının kayıplarıyla kıyaslanmaz şekilde cüzi kayıplar veren ABD’nin Irak’tan apar topar çekilmesi açıklanabilirdi.
Öcalan’ın inisiyatifiyle başlayan bugünkü barış sürecinin bana kalırsa son derecede önemli uluslararası nedenleri var. Söyleyeceğimi en baştan söyleyeyim: Öcalan ve PKK, bütün parçalardaki Kürt halkını, dünya devlerinin yürüttüğü savaş siyasetinin dışına çıkartmayı başarmak üzeredir.
Şurası son derecede açık: Öcalan inisiyatif kullanıp, AKP’ye yazdığı mektupla bu süreci başlatmasaydı, şu anda savaş ilk kanlı sonuçlarıyla yaşanıyor olacaktı. Ve Nisan sonu ve Mayıs ayı ile birlikte bu savaş, geçen yıl yaşananlardan çok daha yıkıcı sonuçlar doğuracaktı. Savaş hızla metropollere yayılacaktı, turizm darbelenecekti, bunu ekonomik alanda kriz belirtileri izleyecekti. Hükümet önümüzdeki yerel ve genel seçimlerde ve Cumhurbaşkanlığı seçiminde muhtemelen başarısızlığa uğrayacaktı.
Eğer Öcalan ve arkadaşları, yalnızca kendileriyle hükümet güçleri arasındaki güç dengesini “yerelin” analizinden hareketle ele alsaydılar, kesinlikle bugünkü çizgiyi izlemeyeceklerdi.
Ama durum böyle değil.
Uluslararası faktör Kürt sorununda belirleyici.
Eğer PKK, bu yıl savaşı tırmandırsaydı, adım adım Rusya, Çin ve İran eksenininde, nesnel olarak yer almış ve Kürt halkını ABD, AB İsrail ve Türkiye ekseninin “hedefi” haline getirmiş olacaktı. Diyelim ki, İran’ın nükleer silah edindiğine dair ilk kuvvetli belirtilerin ortaya çıkmasıyla birlikte, İsrail’in İran’ı bombalaması ve böylece iki eksenin “uç beyleri” olan İran ile İsrail’in çatışma sürecine girmesi ve Türkiye’nin de, son gelişmelerin gösterdiği gibi İsrail’in yanında yer alması tüm Kürdistan’ı tehdit edecekti.
Kuzey Kürdistan’da “Silahlı yol” bugünkü uluslararası koşullarda Kürt halkını iki eksen arasındaki kavgaya “yem” etmek sonucunu verebilecekti.
Eğer, Kuzey Kürdistan’da politik durum bugünkünden farklı olsaydı, yani “silahsız yol” güçlü bir özneden, örgütlü, bilinçli bir halk hareketinden yoksun olsaydı, bugün izlenen çizgi, “yok olmamak için ricat” anlamına gelecekti.
Ancak durum böyle değil. Kuzey Kürdistan’da muazzam bir kitlesel demokratik hareket var. Yani Kuzey’de “silahlı yolun” alternatifi bütün zayıflıklara rağmen artık hazır.
Buraya kadar tamam. Şimdi sorulması gereken soru şu:
“Bu durumda Kürt halkı ABD, AB, İsrail ve Türkiye ekseninde Rusya, Çin ve İran eksenine karşı tutum almış olmuyor mu?”
Hayır olmuyor.
Hatta tam tersine. İsrail’in başlatacağı ve Türkiye’nin katılacağı ardından Maliki’nin bulaşacağı bir savaş, açıktır ki, Doğu, Güney ve Kuzey Kürdistan’da yürüyecektir. O nedenle bu parçaların halkları, kesinlikle savaşa karşı olacaktır. Çünkü bu savaş, her bir parçadaki devletlerle Kürt halkı arasında yürüyen savaşlara benzemeyecektir. Böyle bir bölgesel savaş, bütün Kürdistan kentlerinin yıkımı demektir. Savaşan taraflardan biri yüz kilometre ilerlediğinde, bir diğerindeki Kürdistan topraklarını yıkacak demektir. O nedenle Kuzey’in, Güney’in ve Doğu’nun Kürtleri böyle bir savaşa karşı çıkacaklardır. Ve şu anda bu parçalardaki Kürt halkının birleşik güçleri böyle bir savaşı önleyecek potansiyele sahiptir.
Özetle, Öcalan, yalnızca kendi halkını iki eksen arasındaki savaşın “dışına” çekmekle kalmıyor, aynı zamanda muhtemel bir İran-Irak-İsrail-Türkiye savaşına karşı da özellikle Kuzey Kürdistan’da muazzam bir “barış barajı” inşa etmiş oluyor.
“Önderlik” de zaten böyle bir şey oluyor…