Karaman'da, Ensar Vakfı'na ait evlerde yaşanan cinsel istismar skandalının ardından kamuoyunu sarsan nitelikteki istismar vakaları birbiri ardına ortaya çıkmaya başladı. Tepkilere yol açan bu vakalarla birlikte tartışılan en önemli gündem ise siyaset ve yargının failleri koruma konusunda yıllardan bu yana sergilediği yaklaşım. 

Cinsel saldırı ve taciz dosyalarının yargı sürecinde karşılaştıkları sıkıntıları anlatan Avukat Şenay Tavuz, bu dosyaların yargı aşamasının yavaş ilerlemesinin en büyük nedeni olarak Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun yanlış yorumlanmasından kaynaklı olduğunu söyledi. Tavuz, yanlış yorumlanmasının nedenini ise cinsel saldırı ve istismar mağdurlarının gerçeği söyleyip söylemedikleri noktasında savcılardan ağır ceza hakimlerine kadar herkesin önyargılarla yaklaşmasına bağladı. 


Savcılar çok ağır hareket ediyor

Savcılık aşamasında delillerin toplanması sürecinde savcıların çok ağır hareket ettiğini ve gereken bütün delillerin toplanmadığını belirten Tavuz, bizzat karşılaştığı şu örneği verdi:

"Öğrenci bir kadın, üniversite hocalarının cinsel saldırılarına maruz kalmıştı. Saldırıdan yaklaşık 1.5 ay sonra şikayette bulundu. İfade vermeye gittiğimizde savcının dediği ilk şey şu oldu: 'Niye bu kadar bekledin?' Yani hep 'acaba' sorusuyla başlıyorlar. Müvekkilimin saklamış olduğu iç çamaşırı ile ilgili bir delil tespiti talebimiz de kabul edilmedi. Düşünün, cinsel saldırı dosyasına bakmakla görevli bir savcı, iç çamaşırının incelemeye gönderilmesini 'Üstünde kalır mı? Bu kadar zaman geçmiş? Hiçbir delil kalmamıştır' diyerek reddetti. Ancak ısrarımız sonucu yapılan incelemede saldırıyı yapan kişilerin sperm örneklerine rastlandı. Israrcı olmasaydık, böyle bir delili yok sayacaktı."


Avukat eşliğinde ifade verilmeli

Tavuz, cinsel istismar davalarında karakollarda ifade alan memurun ifadeyi yazma kabiliyetine göre dahi davanın seyrinin değişebileceğini belirtti. Mağdurun ağzından çıkan bir kelimeyi, görevli polis memurunun faili suçlamayacak ya da daha az ceza alacak şekilde geçirebildiğini söyleyen Av. Tavuz, o nedenle bu tür davalarda avukat eşliğinde ifade verilmesi noktasında ısrarcı olunması gerektiğini kaydetti.


Yargının erilliği şikayetin önünü tıkıyor

Bu davalarının uzamasının ise yargının hantallığından kaynaklandığını vurgulayan Tavuz, "Cinsel saldırı davalarında şöyle bir yargı benimsenmiş durumda. Ne kadar delil toplanmış olursa olsun, çoğu yargıç tecavüz şüpheli veya sanıklarını tutuksuz yargılama eğiliminde" dedi. 

Bu yaklaşımla yargının aslında kadın ve erkeklere karşı ayrımcı bir tutum izlediğini söyleyen Tavuz, "Erkek bakış açısı nedeniyle suçun mağduru olan kadınlara karşı önyargı var. Önyargıyı besleyecek her türlü argümana mahkemeler yeşil ışık yakıyor, bu da kadınların cesaret edip şikayette bulunmalarının önünü tıkıyor" diye konuştu.


Öz savunma suç değil

Tavuz, şiddete karşı öz savunmanın ise Ceza Kanunu'nda da yer alan meşru bir müdafaa hakkı olduğunu ifade etti. Ancak yargının bu konuda çifte standart yaklaştığını, meşru savunma yapan kadınlara en ağır cezaları verirken, erkek sanıklara ağır tahrik indirimi uyguladığını söyledi. Yine çıkarılması tartışılan yeni yasalarda kadına yönelik suçların para cezasına çevrileceğinin düşünüldüğüne dikkat eken Tavuz, yargıdaki bu hafifseyici tavrın, kadına yönelik suçlarda muazzam bir artışı beslediğinin altını çizdi.


İktidar ve yargı arabuluculuk eğiliminde

Cinsel saldırı mağdurlarının, sanıklar karşısında yaşadıkları olayı tekrar tekrar detaylı anlatmasının da bir işkence olduğunu belirten Tavuz, mahkemelerin bu ifade şeklini değiştirmesi gerektiğini söyledi. 

Siyasi iktidarın ise bu konuda sürekli yasaların yetersizliğinden dem vurduğuna işaret eden Tavuz, iktidarın kadına karşı suçlarda 'arabuluculuk sistemini' geliştirme gibi bir eğilim içerisinde olduğunu belirterek, bunun çok tehlikeli ve teşvik edici bir durum olacağı uyarısında bulundu. 


 DİHA/İZMİR