Safların iyice netleştiği, arafta durmanın hiç kimseye yaramayacağı bir dönemden geçildiğini söyleyen HDK Eşsözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Ya faşizmin safında yer alınacak ya da faşizme karşı mücadele hattında olacağız” dedi.
SAFİYE ALĞAŞ/RENGİN AZİZOĞLU / JINNEWS/İSTANBUL
HDK Eşsözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit, temel gündemlerinin faşizmle mücadele olduğunu belirterek, yeni dönemde öncelikli çalışmalarının ise açlık grevindeki tutsakların talepleri olduğunu söyledi.
HDK, 12-13 Ocak tarihlerinde “Emek, barış, özgürlük ve faşizme karşı toplumsal direniş” sloganıyla 9. Genel Kurulu’nu gerçekleştirdi. Kurulda, Türkiye’nin siyasi gündemi ve cezaevlerinde süren açlık grevlerinin yası sıra birçok konu tartışıldı. Kurulun açıklanan sonuç bildirgesinde, faşizme karşı direnişin toplumsallaştırılacağı vurgusu yapılarak, “Sayın Abdullah Öcalan ve tüm siyasi tutsaklar üzerindeki baskı ve tecridin bir an önce son bulmasını talep ediyoruz” denildi.
Yeniden Eşsözcü seçilen Gülistan Kılıç Koçyiğit, İmralı’daki sistemin bütün bir Türkiye’ye yayılmış ve sistemleştirilmiş durumda olduğunu belirterek, şunları söyledi: “Her anımız gözetim, denetim altında. Her birimiz denetim altındayız. Tecrit, izolasyon, ayırma, parçalama ve yalnızlaştırma sürecinin objesi haline gelmişiz. Nesneleştiriliyoruz. Gittikçe kendi kimliğimizden, benliğimizden sıyrılarak birer nesneye, birer edilgen kimliğe dönüştürülmeye çalışılıyoruz. Yaygın sistematik bir korku iklimi, izole toplum gerçeği yaratılmaya çalışılıyor. HDK olarak şunu tespit ettik; İmralı tecridini parçalamak, toplumsal tecridi parçalamaktır. Toplumsal tecridi ortadan kaldırmaktır. Faşizmi yenmenin bir adımı, bir başlangıcıdır. Buradan başlıyor. Biz istediğimiz kadar eşitlik, özgürlük bağlamında sözler söyleyelim. İstediğimiz kadar yasalar değişsin başka bir iklimde yaşayalım. Bu ülkede tek bir insanın hakkı ihlal ediliyorsa biz orada artık özgür değilizdir. Orada eşitlikten, demokrasiden, özgürlükten bahsedilemez. Buradan hareket ederek bütün il, mahalle, kent meclislerimiz aslında bu tecride karşı hareket etmesi gerektiğini itiraz etmesi gerektiğini kongremizde tespit etti.”
Seferberlik halinin devamı
İstanbul’da 3 Şubat’ta yapılacak miting için tüm bölge, il ve ilçe koordinasyonlarının doğal örgütleyici, planlayıcı olup emek verdiklerini kaydeden Koçyiğit, şunları paylaştı: “Mitingin katılımının örgütlenmesi çok önemli ama bununla beraber tecridin ne anlama geldiğine ilişkin bir dizi planlamalar var. Paneller, sempozyumlar, halk toplantıları yapılacak. Bir seferberlik halinin de devamı var. Tüm bu süreçlerde HDK olarak da bir bütün yer alacağız. Bizim için asıl mesele çok hızlı bir şekilde bu sürecin yaygın olmasını sağlamamız gerekiyor.
Dayanışma için inisiyatif
Bunun için de çeşitli tartışmalarımız yürüyor. Cezaevleriyle dayanışmak için bir inisiyatif geliştirmeye çalışıyoruz. Görüşmelerimize başladık. Bu ülkede vicdanı olan açlık grevi süreçlerinde söz söyleyecek insanları, kesimleri yan yana getirmek ve ortak bir platform etrafında da söz söyleyebilecek bir pozisyona getirmek istiyoruz. Tüm bununla beraber her dakika her saniyenin hayati olduğunu da ifade etmem gerekiyor. Bu anlamda hiç beklemeden temel talebimiz, biz tüm bunları yaparken halkımızın da bulunduğu her yerde demokratik, barışçıl gösteri hakkını kullanmasıdır. HDP’nin il ve ilçe örgütleriyle HDK’nin koordinasyonlarıyla, meclisleriyle daha fazla yan yana durması ve tüm bu sürecin toplumsallaşmasına katkı sunmasını da bekliyoruz.
Terbiye etme tutumu
‘Biz görüşü gerçekleştirdik, siz de açlık grevlerini bitirin’ tarzında Mehmet Öcalan’ın görüştürüldüğüne dikkat çeken Koçyiğit, insani, vicdani ve hukuki talepler için insanların açlık grevi yapmak zorunda kaldığını söyledi. “Hükümet’in buradaki tutumu bir terbiye etme tutumudur” diyen Koçyiğit, şunları ifade etti: “Sayın Öcalan nezdinde Kürt halkının eşitlik, özgürlük taleplerini ehlileştirmeye çalışan bir yaklaşımı var. ‘Benim Kürt’üm olursanız size haklarınızı veririm. Bana biat ederseniz sizi tanırım. Eğer benim karşımda olursanız ben de size işte böyle yaparım’ diyen bir anlayış var. Tam da bu yaptığı şeye karşı bir direniş var. Bu sadece bir görüşle giderilebilecek bir şey değil. Açlık grevi yapan arkadaşlar, siyasi tutsaklar çok açık bir şekilde ifade ettiler. Kalıcı bir görüşmenin sağlanacağı, sağlık ve güvenlik koşullarının yeniden tesis edileceği ve bunun garantiye alınacağı, kamuoyu nezdinde deklare edileceği bir taleple ortaya çıktılar. Bu görüşmeler sistematik olarak gerçekleşmeli ve kalıcı bir mekanizmaya bağlanmalı.
Eylemciler adına konuşmayız
Biz o talebin üzerine bir söz söyleme durumunda değiliz. Dışarıda açlık grevi eylemcileriyle dayanışan, açlık grevi eylemlerini sahiplenenler olarak şunu söylüyoruz; Bu çok açık ve net bir şekilde kandırmacadır. Açlık grevi eylemcilerini yanıltmaya, boşa düşürmeye, gelişen vicdani tepkileri söndürmeye, halkı ikircikli düşünmeye iten gerekçeleri var. ‘Gösterdik ama yine de vazgeçmiyorlar. Görüşme de sağlandı ama yine devam ediyorlar’ gibi bazı manipülasyonlara bir zemin hazırlamaya çalışıyorlar. Bu noktada herkesin duyarlı olası gerekiyor. Biz, eyleme özgür iradeleriyle karar veren eylemciler adına söz söyleyecek durumda değiliz. Onların taleplerini, isteklerini, söylemlerini sahipleniyor ve onun üzerine tek bir cümle dahi etmiyoruz. Açlık grevi eylemcileri yeni bir tutumu, ifadeyi ortaya koyuncaya kadar biz mevcut pozisyonun arkasında, yanında olduğumuzu ve sahiplendiğimizi tekrardan tüm demokratik kamuoyuna ifade etmek istiyoruz.”
Mücadele daha da keskinleşecek
Mücadelenin daha da keskinleşeceği, uzun ve seçimsiz bir dönemde toplumsal mücadele kanallarının kendisine yol ve mecra arayacağı yeni bir döneme başlangıç yapıldığını kaydeden Koçyiğit, şunların altını çizdi: “Onun için 31 Mart’tan sonrasını bugünden konuşarak, 31 Mart’a güç akıtacağız. Yığınak yapacak yol ve yöntemleri de tartışmak durumundayız. Ne olursa olsun faşizme karşı her koşulda mücadele edeceksek en kötüsü de olsa yeniden toplumu mücadeleye sevk edecek dili, yöntemi üretmemiz gerekiyor. Bunu yapmak için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Son olarak şunu söylememiz gerekiyor; safların iyice netleştiği, arafta durmanın, ortada olmanın hiç kimseye yaramayacağı bir dönemden geçiyoruz. Ya faşizmin safında yer alınacak ya da faşizme karşı mücadele hattında olacağız.”
Tosun: Kürtlerin talebidir
Güven’in eylemine dikkat çekmek amacıyla hafta başında Diyarbakır E Tipi Cezaevi’ne yürümek isteyen ancak polis tarafından tazyikli suyla engellenen kadınlardan biri olan HDP Amed Milletvekili Remziye Tosun, açlık grevi ve tecride ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Tosun, Güven ve siyasi tutukluların taleplerinin karşılayıncaya kadar eylemlerin süreceğini ifade etti.
Hükümetin sessizliğine dikkat çeken Tosun, bir an önce taleplerin karşılanması yönünde adım atması gerektiğinin altını çizerek, “Hükümet, olumsuz bir durumun hesabını veremez” dedi. AKP-MHP ittifakının, faşist bir ittifak olduğunu kayededen Tosun, “Halk bir kıvılcım bekliyor. Tecrit kaldırılmayana kadar bu halk direnecektir. Tecridin kaldırılması, Kürt halkının talebidir. Halk, Güven’in çığlığını sahiplenecek. Halkın ses çıkarmasını istemiyor. Halkı korkutmaya çalışıyor. Onlar da biliyor, bu halk korkmuyor. Günü geldiğinde bu halk ayağa da kalkacaktır” şeklinde konuştu.
Tutsakların radyoları verilmiyor
Denizli D ve T Tipi Kapalı cezaevlerinde bulunan siyasi tutsaklara yönelik baskıların devam ettiğini söyleyen avukatlar, 26 Aralık’tan bu yana radyolarına el konulduğunu belirtti.
Denizli D ve T Tipi Kapalı cezaevlerine giden avukatlar, hak ihlallerini aktardı. Avukatlar, kitapların sayılı verildiğini belirterek, Kürtçe kitapların ise hiçbir şekilde alınmadığına dikkat çekti. Gazetelerin verilmediğini belirten avukatlar, T Tipi cezaevinde ise kantinden alınan radyolara 26 Aralık’tan bu yana el konulduğu ve hala verilmediğini aktardı. Havalandırmaya bile gruplar halinde çıkarılan tutuklular, diğer koğuşlarda bulunan arkadaşlarıyla hiçbir şekilde iletişime geçemedikleri, mektuplarına el konulduğu ve telefon görüşmelerinin gardiyan gözetiminde yapıldığı bilgisini paylaştı.