
Girê Spî’de halkların ortak yasamı 1‘inci bölüm
DAİŞ çetelerine karşı amansız bir mücadelenin sürdüğü Rojava’da askeri başarıların siyasi kazanımlara dönüşmesi için de önemli adımlar atılıyor. Statüsüzlüğü dayatan tüm politikalara rağmen geleceğini belirleyen Rojava halkı, 16-17 Mart’ta Rimelan’da, Rojava’da yaşayan tüm halkların temsilcileriyle gerçekleştirilen Rojava-Kuzey Suriye Demokratik Federal Sistemi Kurucu Toplantısı’nda geleceğini belirleyecek tarihi bir karar aldı. Toplantı sonucunda oluşturulan 31 kişilik federatif sistemin örgütlenme kurulunda yer alan Rojava-Kuzey Suriye Demokratik Federal Sistemi Kurucu Meclisi’ne, Mensur El Selum ile birlikte 4 üye ortak yaşamın en iyi örneğini sergileyen Girê Spî’den seçildi.
DAİŞ işgaline son verilerek kentin özgürleştirildiği 15 Haziran 2015 tarihinden bu yana Girê Spî’de bambaşka bir yaşam var. Kent halkının yeniden doğuş ve gerçekleşen bir hayal olarak ifade ettiği Demokratik Özerklik sistemi, ortak yaşam modeli olmasının yanı sıra Suriye halklarına ayrılığı ve düşmanlığı dayatanlara demokratik, eşit ve özgür bir yaşamı kurarak yanıt veriyor.
Halklar mozaiği oldu
Girê Spî’nin ortak yaşam tecrübesinin temeli yüzyıl öncesine dayanıyor. Geçmişten bugüne halklar mozaiği oldu. Hz. İbrahim’in Nemrut’un zulmü nedeniyle Urfa’dan kaçarken uğrayıp konakladığı yer olduğu belirtilen Girê Spî, bugün de DAİŞ zulmüne karşı savaşan halkların yeni yaşam mekanı.
Yaklaşık 10 bin 500 kilometrekarelik alana sahip kentin 100 kilometre doğusunda Serêkaniyê, 60 kilometre doğusunda ise Kobanê Kantonu bulunuyor. Güneyinde Rakka, kuzeyinde ise Urfa’ya bağlı Akçakale ilçesi yer alıyor.
Girê Spî, stratejik konumu nedeniyle saldırıların da hedefinde. Kobanê ve Cizîrê kantonlarının arasında yer alması, DAİŞ çetelerinin merkez olarak konumlandığı Rakka’ya komşu olması ve DAİŞ çetelerinin Türk devletiyle işbirliğinde kullandığı Akçakale sınırında bulunması saldırıların tekrar etmesinde bir etken.
Girê Spî’yi Ermeniler kurdu
Kentin kuruluşu, Ermeni katliamının gerçekleştirildiği 1915 yılı sonrasına dayanıyor. Kentteki aydınların anlatımlarına göre kentin ilk kurucuları, katliamdan kaçarak göç eden Ermeniler. Kentin temelleri, 1920’li yıllarda Türkiye ile Suriye sınırı için esas alınan tren yolunun yapıldığı dönemde atıldı. Girê Spî’nin hem Kürtçe hem Arapça ismi (Tel Abyad) “Beyaz Tepe” anlamını taşıyor. İsmini, doğusunda yer alan ve kireçli toprağı nedeniyle beyaz görünüme sahip tepeden aldığı belirtiliyor. Bu tepe, Kürtçe “Girê Boz” olarak adlandırılsa da ardından Girê Spî olarak yerleşmiş.
Anlatıma göre, katliam nedeniyle Van, Antep, Muş ve Urfa’dan göç etmek zorunda kalan Ermeniler, Girê Spî’de konumlandı. İçlerinde Urfa’dan gelen Asuri/Süryaniler de vardı. Ermeniler ardından Kürtler de buraya yerleşti. Kent yakınındaki Silule Nehri ve akar sular da buradaki yerleşimin hızlı gelişmesinde etkili oldu.
Ermenilerin el sanatlarındaki yetkinliği, kentin gelişimini de etkiledi. Kent, meslek edinmek, el sanatlarını öğrenmek isteyenlerin de tercih ettiği bir yer oldu. İdari olarak Rakka’ya bağlıydı.
Arap kemeri Kürtleri hedefledi
Baas rejiminin uyguladığı “Arap Kemeri” politikası, kentin geleceğini tümden değiştirdi. Baas rejiminin demografik yapıyı değiştirmek amacıyla 1963 yılında hazırladığı planın hedefinde Kürtler ve diğer azınlıklar vardı. Bu politikanın bir sonucu olarak 1960’lı yıllarda Ermeni ve Kürt nüfusu azalırken, Arap nüfusu hızla artış gösterdi. Kürtlerin topraklarına el konulması, topraklarından çıkarılması kararlaştırılırken, eğitim almaları ve anadillerinde konuşmaları da yasaklandı. 12 maddeden oluşan plan, 1965 yılından itibaren uygulamaya konuldu. Arap Kemeri, Qamişlo, Serêkaniyê, Girê Spî ve Dêrik’te uygulamaya konulup bu bölgelere Araplar yerleştirildi. Girê Spî ve köylerinde de uygulanan plan çerçevesinde 60’a yakın Kürt köyü boşaltılarak Rakka ve Dêra Zor’dan getirilen Araplar yerleştirildi. Kentte yaşayan Ermeni ve Asuri/Süryaniler de bu planın hazırlandığı 1963 yılı ardından Avrupa, Amerika, Ermenistan, Halep ve Beyrut gibi kentlere göç etti. Kentteki Ermeni ve Süryani nüfusu oldukça azaldı.
Kent kısa sürede gelişti
Göçe ve Arap Kemeri politikasına rağmen gelişen Girê Spî’nin nüfusu sürekli arttı. 1970’li yıllar ardından yerleşim yerlerine elektriğin verilmesiyle ise kentteki gelişme hızlandı. Okul sayısı ve iş yerlerinde artış yaşandı. 1970’li yıllarda oldukça düşük düzeyde olan okur yazarlık oranı, yüzde 90’lara ulaştı.
Girê Spî bu dönemde, Kürt, Arap, Ermeni ve Türkmen halkının bir arada yaşadığı örnek kentlerden biri oldu. 2000’li yıllarda kent nufüsu 25 bine ulaştı. 2010 yılında, Baas rejimi döneminde yapılan nüfus sayımına göre Girê Spî, bağlı 600’ün üzerinde köyle birlikte 225 binin üzerinde nüfusa sahipti; nüfusun yüzde 60’ını Araplar, yüzde 35’ini Kürtler, yüzde 5’ini ise Türkmenler ve Ermeniler oluşturuyordu. DAİŞ işgali nedeniyle göç yaşansa da kentin kurtarılması ardından nüfusun büyük bir kısmı geri döndü.
Tarım merkezi oldu
Girê Spî, zengin toprakları ve su kaynakları nedeniyle tarım merkezi rolü oynadı; buğday, arpa ve pamuk yetiştirildi. Hayvancılık yaygın olarak yapıldı.
Daha önce tarım arazilerini besleyen Silule Nehri’nin Türk devletinin kurduğu barajla kuruması nedeniyle çevresindeki çok sayıda ağaç susuzluktan yok oldu. Bu durum, iklimi de etkileyerek kuraklaştırdı.
Tüm baskılara direndi
Baas rejiminin baskıları ve DAİŞ zulmüne direnen halklar inanç ve geleneklerini her koşulda korurken, ortak yaşamdan da vazgeçmedi. Halkları birbirine kırdırmak isteyen politikalara rağmen Suriye’de halk hareketinin başladığı ve çete gruplarınca işgal edildiği 2012 yılına kadar bu özelliğini korudu.
15 Mart 2011 yılında Suriye’de başlayan halk ayaklanmasında en iyi örgütlenen halklardan biri de Kürtler oldu. Diğer kentlerle birlikte Girê Spî’de de saldırılara karşı savunmaya geçen Kürtler, 150’ye yakın komün ilan etti.
18 Eylül 2012 yılında kent, rejim güçlerinden alınarak çete gruplarınca işgal edildi. El Nusra ve Ehral El Şam çetelerinin DAİŞ’le birleşmesi ardından saldırılar, DAİŞ adıyla gerçekleşti. 21 Temmuz 2013’te Girê Spî’de Mala Gel’e yönelik saldırı, Kürtlere yönelik konseptin başlangıcı oldu. 19 Ağustos 2013’te Kürt köylerine yönelik saldırıda ise yüzlerce Kürt kaçırıldı. Türk devletinin çetelere verdiği destek ve işbirliğiyle 27 Ocak 2014 tarihinde kent, DAİŞ çeteleri tarafından tümüyle işgal edildi. Çetelerin ticaret merkezi olarak kullandığı Girê Spî, DAİŞ ve Türkiye arasındaki işbirliği ve ticari anlaşmaların hayata geçirildiği yer oldu.
Ortak yaşama örnek
Girê Spî halkının talepleri üzerine kentin kurtuluşu için YPG/YPJ ve Burkan El Fırat güçlerinin katılımıyla iki koldan operasyon başlatıldı. Girê Spî, “Şehit Rûbar Qamişlo” ve “Şehit Gelhat” adıyla başlatılan iki hamle sonucunda, 15 Haziran 2015 tarihinde DAİŞ çetelerinin işgalinden kurtarılarak özgürleştirildi. Girê Spî’nin özgürleştirilmesi, Kobanê ve Cizîr kantonlarını birleştirmesi yönüyle de önem taşıyordu.
21 Ekim 2015 tarihinde ise Girê Spî’de, Kobanê Kantonu’na bağlı olarak Demokratik Özerklik ilan edildi. Yönetimde kent bileşimini oluşturan Kürt, Arap, Türkmen ve Ermeniler yer aldı. Girê Spî’de yaşama geçirilen özerklik sistemi, halklar arasında ortak yaşamın yeniden inşasında da model niteliğinde.
Eve kapatılan kadınlar şimdi inşanın güçlü öznesi
Kenti eskisinden farklı kılan, rengini değiştiren yönlerden biri de kadınlar. Cepheden yönetime, eğitimden sağlığa her alanda eş düzeyde yer alan kadınlar, şimdi yeni bir yaşamı kurarak DAİŞ’ten intikam alıyor. Kent özgürleştikten sonra onların da ilk işi örgütlenme zeminlerini güçlendirmek olmuş. Kürt, Arap, Ermeni ve Türkmen kadınların birlikte çalışma yürüttüğü meclis ve komünler her alana yayılmış durumda. Asayiş birimlerini oluşturan kadınlar, kadınlara iş alanları açmak için de arayış içinde. Kısa süre önce kurulan terzihane atölyesiyle bunun ilk adımını attıklarını belirtiyorlar.
Girê Spî Demokratik Özerklik Eşbaşkanı Leyla Mustafa, en zor dönemde bu görevi üstlenmesine rağmen engelleri aşabilmiş. Özerklik yönetiminden belediyeye, Rûspîler Meclisi’nden tüm komitelere her yerde kadınların yer aldığını, eşbaşkanlıklarda temsilini bulduğunu belirten Leyla Mustafa, başarmanın güveniyle yaptıklarını anlatıyor: “Kentteki tüm çalışmalarda Kürt, Türkmen, Ermeni ve Arap kadınlar ortak çalışma yürüttü. Bizim için de yeni bir dönem başladı. Kadınlar Evi’ni (Mala Jinê), Kadınlar Komitesi’ni ve kadın komünlerini, tarım komitelerini oluşturduk. Kadının gücünü pratikteki adımlarla ortaya çıkardık. Kadınlar için eğitim çalışmalarıyla birlikte, Mala Jinê’ye bağlı okullarda eğitim çalışmalarına ve Kürtçe dil ve okuma yazma kurslarına da başladık. İş alanı yaratmak için terzihane atölyesi açtık. Şüphesiz bunlar ilk adımlardı. Gelecek için projelerimizi sürdüreceğiz.’’
Eve kapanan kadınları...
Mala Gel yönetiminde yer alan Zeliha Abdi de her anını bu çalışmaya adayanlardan... 17 yıl Arapça öğretmenliği yapan Zeliha Abdi, en büyük hayalini gerçekleştirerek Kürtçe ders vermeye başlamış. Öğretmenlik dışındaki tüm zamanını da kadın çalışmalarına ayırıyor. “Kadın özgürlüğü için yapacağımız çok şey var” diyen Zeliha Abdi, 9 aya sığdırdıkları o büyük adımlarını şöyle özetliyor: “DAİŞ en büyük tahribatı kadın cephesinde yarattı. Eve kapatılan kadınları biz yaşama, kurumlara çektik. Mala Gel ve diğer kurumlarda çok sayıda Arap kadın var ve tüm çalışmalarda yer alıyorlar. Girê Spî’nin tüm kadınlarıyla birlikte ortak çalışma yürütüyor, kardeşliği yeniden yaratıyoruz. Birliğimizi bozmalarına izin vermeyeceğiz. Bu yaşamı en güzel haliyle, bu halkın hak ettiği biçimde inşa edeceğiz.”
İlk kez Türkmence ders!
Girê Spî’de Demokratik Özerklik ilanı ardından ilk yapılan işlerden biri de okulları eğitime açmak oldu. Bunun için seferber olan halk, çetelerin sobasına, elektrik prizlerine kadar talan ettiği okullarda sıfırdan başlayıp 9 ay içinde Girê Sipî ve köylerinde 300 okulu eğitime açtı. Okullarda 700’ü kadrolu, 500’ü vekil olmak üzere 1200 öğretmen görev yapıyor. İlkokuldan lise düzeyine kadar 4 bine yakın öğrenci eğitim görüyor.
27 yıldır öğretmenlik yapan Hacı Abdullah, DAİŞ’in işgali ardından Girê Sipî’deki 600 okulun talan edilerek karargah olarak kullanıldığını, 2012 ile 2014 yılları arasında okullarda eğitimin durdurulduğunu aktarıyor. Şu an en mutlu günleri yaşadıklarını belirten Hacı Abdullah, “DAİŞ gittikten sonra karanlıktan kurtulduk, gün yüzü gördük. Sadece öğrenciler ve öğretmenler değil, tüm Girê Sipî halkı olarak bunu yaşadık. Yeniden doğduk. Okula giden her çocuk bizi sevindiriyor, umut veriyor. Öğretmenler olarak bunu her şeyden önemli görüyor, inşanın en temel adımlarından biri olarak değerlendiriyoruz” diyor.
İlk kez Kürtçe ders veriliyor
Eğitimde en büyük başarı ise okullarda Kürtçe derslerin verilmesi. Saziya Zimanê Kurdî (SZK) bünyesindeki KPC Demokratîk, kentin kurtarılmasının hemen ardından çalışmalarına başladı. İlk etapta Kürtçe eğitim verecek öğretmenleri hazırlayan KPC, 100 kişiye sertifika verdi. Şu an Girê Spî merkezindeki 8 okulda 30 öğretmen Kürtçe ders veriyor. Sadece Kürtlerde değil, Araplarda da Kürtçe eğitime yönelik ilgi yoğun ve Kürtçe eğitimlere katılan Arapların sayısı da her geçen gün artıyor.
Hamam Köyü’nde Türkmence
Anadilinde eğitim, kadınların öncülüğü ve emeğiyle ilerliyor. Kürtçe ders veren öğretmenlerin yüzde 70’i kadın. Diğer dillerde eğitime başlanması için de yoğun bir çaba var. Bugüne kadar kendi dilleriyle eğitim görmedikleri için anadillerini konuşamayan Hamam Türkmen köyünde de ilk kez Türkmence ders verilecek. Ermeni öğrencilerin ders başı yapması için de öğretmen bekleniyor. 6 köyde de 25 kişilik gruplara okuma yazma dersleri veren KPC Demokratîk, önümüzdeki günlerde eğitim akademisi açmaya hazırlanıyor.
DENGİR GÜNEŞ
YARIN:
Kuzey Suriye Demokratik Federal Sistemi Kurucu Meclisi Eşbaşkanı Mensur El Selum’la söyleşi.