Yüreği ve bedeni ile 8 Mart'tan 21 Mart'a ateşten bir köprü olan Sema Yüce, ardından ise zaferle taçlandırılan bir direniş geleneği bıraktı. Yüce, 21 Mart 1998 günü bulunduğu Çanakkale Cezaevi’nde eylemini gerçekleştirmeden önce kaleme aldığı mektubunda, “Çağdaş Kawa Mazlum Doğan'ın ve diğer tüm şehitlerimizin iyi bir öğrencisi olabilmek için, Zekiye gibi yanmak, Rahşan gibi Newrozlaşmak istiyorum. Kadınlar, küllenen Kürt ateşinin kıvılcımlarıdırlar. Küllerinden yeniden doğmayı başaran, bunun kıvılcımı olan her kadın, özgür Kürdistan'ın dokuyucusu olacaktır” sözleriyle anlatmıştı özgürlüğe olan tutkusunu. 

21 Mart gecesi gerçekleştirdiği eylemin ardından 17 Haziran günü yaşamını yitiren Yüce, geriye Newrozlaşan kadın iradesi bırakarak, kadın özgürlük mücadelesinin sembollerinden biri oldu. 

Anne Zennure Yüce, ölümünün 18’inci yılında eylemi ve iradesiyle kadın özgürlük mücadelesine ışık olmaya devam eden Ararat'ın özgür kızınının yaşamını doğup büyüdüğü, izlerinin olduğu evinde anlattı.


'Sema başkaydı'

Yüce'nin çevresiyle uyumlu, sessiz bir çocukluk geçirdiğini anlatan anne Yüce, büyük amcasının Sema’ya Kürt özgürlük mücadelesinin sembol isimlerinden biri olan 'Leyla Qasım' ismiyle seslendiğini söyledi. "Sema başkaydı" diyen anne Yüce, Ankara'da Üniversite'sinde okurken bir süre yanında kalmak için gittiği kızında hissettiği değişimi, "Sema bana 'Ankara'ya gel' dedi. Çocuklarımla Ankara'ya gittik. Küçük bir ev tuttuk. Sema'daki değişimini fark ediyordum. Öğrencilikle alakası pek kalmamıştı. Bir ay Ankara'da kaldım. Bir gün Sema'dan haber alamadık. 3 gün boyunca aradık. En son bir akrabamızdan Sema'nın gerillaya katıldığını öğrendik" sözleriyle anlattı. 


Sema'nın hazinesi...

Kızından geriye kalan hatıraları göstererek konuşmasını sürdüren anne Yüce, kızının nefes alıp büyüdüğü odada bulunan vitrinde Yüce'nin çocukken sayfalarını sık sık karıştırdığı 27 bin 500 kelimelik sözlüğün sayfaları arasında kurutulan bir kır çiçeğini gösteriyor. Kızına ait 16 ansiklopedi ve üç çerçeveli portre fotoğrafını gösterirken, Yüce'nin çalışkan ve azimli bir öğrencilik hayatı olduğunu sözlerine ekleyen anne Yüce, kızının çocukluk fotoğraflarını ve Çanakkale Cezaevi'nden arkadaşlarının gönderdiği mektupları da özenle saklıyor. 


Annesinin şarkılarıyla büyüdü 

Yüce'nin köy yaşamını çok sevdiğini söyleyen anne Yüce, kızıyla olan ilişkisini ve kızının kadına bakışını ise, "Köy yerinde iş çoktu, işçilere yardım ediyordu. Ata binmeyi çok seviyordu. Üniversiteyi kazandıktan sonra köye geldiğinde o ve ablası bu odada uyuyorlardı. Onlara sabahlara kadar şarkılar söylerdim. Yaylalara giderdik, o da bizimle gelirdi. 'Siz iş yapıyorsunuz, ben de yapacağım' diyordu. Ben de ona 'sen şehirlisin, biz Kürt'üz' diye şaka yapıyordum. Daha küçükken, ben okursam senin yaşadığın zorlukları kitaplaştıracağım diyordu" sözleriyle aktardı. 


'Sema Zilanlaştı'

Kızı bedenini ateşe verdikten sonra hastaneye gittiğinde kendisine ilk olarak, “Anne başkan benim eylemim için ne dedi?” sorusunu sorduğunu söyleyen anne Yüce, kızının eylemine yüklenen anlamı, "Sema Zîlanlaştı" sözleriyle ifade etti. 


'Şerefli Kürtler bitmez'

Özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenlerin davasına sahip çıkmaktan asla vazgeçmeyeceğini vurgulayan anne Yüce, Kürdistan kentlerindeki öz yönetim direnişleri hakkında ise şunları aktardı: "10 çocuğum daha olsaydı, 10 çocuğumu da Cizre ve Sur'da şehit düşen gençlere feda ederdim. Cenazeler günlerce yerlerde bekletildi. Kürtler olarak sessiz kaldık. Şex Said'i nasıl yalnız bıraktılarsa, Cizîr, Silopiya ve Amed'i de yalnız bıraktılar. Kürtler katliama sessiz kaldı. Sessizliklerinin nedeni neydi bilemiyorum ama bu böyle kalmaz, bu da biter. Cumhuriyet'ten bugüne böyle kaç katliam yaptılar, yine de Kürtleri bitiremediler. Dersim Katliamı yapıldığı zaman da 'Kürtler bitti' dediler ama bitmedi. Şerefli Kürtler bitmez. Biz sağ oldukça çocuklarımızın arkasında olacağız, sözümüzün arkasında olacağız. Çocuklarımızı ve davamızı satmayacağız."




AYŞE KURAN / DİHA/AGİRÎ