George MONBİOT

Bilimsel araştırmaları ödeme duvarlarının dışına çıkaranlar hırsız değil kahraman sayılmalı.

Kararlı bir insanın gücünü asla hafife almayın. Carole Cadwalladr'ın Facebook ve büyük veri, Edward Snowden'ın ise devlet güvenlik aparatı konusunda yaptığı şeyi; Kazakistanlı genç bilim kadını Alexandra Elbakyan, bilimsel bilgiyi ödeme duvarlarının ardına hapseden milyar dolarlık  bilimsel yayıncılık sektörüne yaptı. Elbakyan'ın geliştirdiği özel internet tarama hizmeti Sci-Hub, modern çağın en büyük kazıklarından biriyle, yani kamunun fonladığı ve hepimize ait olması gereken bilimsel araştırmaların rehin tutulmasıyla başa çıkmak için hiçbir hükümetin yapamadığı bir şeyi başardı. Herkes özgürce öğrenebilmeli; bilgi olabildiğince geniş yayılmalı. Hiç kimse buna karşı çıkmayacaktır. Buna rağmen hükümetler ve üniversiteler büyük akademik yayıncıların bu hakları ihlal etmesine ses çıkarmıyorlar. Akademik yayıncılık denince akla karışık ve demode bir şey gelebilir, oysa tüm sektörlerden daha acımasız ve kara dayalı iş modellerinden birini kullanıyor bu sektör.

Bu modelin öncülüğünü, adı çıkmış bir dolandırıcı, Robert Maxwell yaptı. Kendisi, bilim insanları alanlarındaki tüm önemli gelişmelerden haberdar olmak zorunda olduğu için, akademik makaleler yayınlayan her derginin bir tekel oluşturup bilginin aktarımı için ayıp derecede yüksek fiyatlar talep edebileceğini fark etti. Bu keşfine "aralıksız çalışan bir para basma makinesi" adını verdi. Aynı zamanda, başka insanların emeğine ve kaynaklarına hiçbir karşılık ödemeden konabileceğini de fark etmişti. Şirketi Pergamon'un yayınladığı araştırmaları hükümetler fonluyor, makaleleri bilim insanları yazıyor, dergiler için bunları yine bilim insanları gözden geçiriyor ve yayına hazırlıyordu ve bunların tümü şirketine bedavaya geliyordu. Bu iş modeli, müştereklerin ve kamu kaynaklarının çitlenmesine dayanıyordu. Ya da hakkı olan teknik terimi kullanırsak, güpegündüz soyguna!

Diğer girişimlerinde başı derde girince şirketini Hollandalı yayıncılık devi Elsevier'ye sattı. Diğer büyük rakipler gibi Elsevier de söz konusu modeli bugüne kadar korudu ve akla hayale gelmeyecek karlar elde etmeye devam etti. Dünyadaki tüm araştırmaların yarısı beş şirket tarafından yayınlanıyor: Reed Elsevier, Springer, Taylor & Francis, Wiley-Blackwell ve American Chemical Society. Kütüphaneler dergi aboneliklerine servet ödemek zorunda kalıyor, üniversite sistemlerinin dışındakilerden ise tek bir makaleye 20, 30 ve bazen 50 dolar ödeme talep ediliyor.

Açık erişimli dergiler hızla büyüse de, araştırmacılar hala ticari dergilerde yayınlanan ve ödeme duvarının arkasındaki makaleleri okumak zorundalar. Ve yazdıkları çalışmalar, onları makalelerini yayınladıkları dergilerin etkisine göre fonlayabilecek, ödüllendirebilecek veya terfi ettirebilecek olanlar tarafından değerlendirildiğinden, birçoğu araştırmalarını bu şirketlere teslim etmekten başka bir seçenek bulamıyor. Bu kazık düzenine tek laf etmeden kaç bilim bakanı geldi geçti.

Geçen yıl kanser teşhisi konduğundan bu yana çeşitli tedavi seçenekleri sunuldu önüme. Bilinçli bir karar vermek istedim. Bu da bilimsel makale okumayı gerektiriyor. Sci-Hub'daki çalıntı materyalleri kullanmamış olsaydım bu bana binlerce dolara patlardı. Birçok insan gibi ben de öyle bir paraya sahip olmadığım için doğru düzgün bilgilenmeden pes etmiş olurdum. Elbakyan'la hiç tanışmadım ve okuduğum araştırmalar kararımı etkilemeseydi alternatif sonuçlar ne olurdu, ancak tahminde bulunabilirim. Ama Elbakyan'ın hayatımı kurtarmış olabileceğini söyleyebilirim.

Burs olanaklarının sınırlı olduğu diğer birçok ülkedeki insan gibi Elbakyan da nöroloji alanındaki araştırmasını korsan makaleler olmaksızın tamamlayamayacağını anlamış. Dergilerin bilgiye koydukları kilide duyduğu tepki, onu makaleleri en geniş şekilde paylaşmak için bilgisayar ve internet becerilerini kullanmaya sevk etmiş. Sci-Hub, aksi halde ödeme duvarlarının ardında kilitli kalacak olan 70 milyon makaleye ücretsiz erişim sağlıyor.

2015'te Elsevier tarafından dava edilmiş ve telif hakkı ihlali nedeniyle 15 milyon dolar ödemeye mahkum edilmiş, 2017'de ise American Chemical Society tarafından açılan davada çıkan ceza 4,8 milyon dolar. Bunlar özel hukuk konularını ilgilendiren hukuk davaları. ABD mahkemeleri kendisinin faaliyetlerini telif hakkı ihlali ve veri hırsızlığı olarak sınıflandırsa da, benim için yaptığı şey bize ait olan ve parasını zaten vergilerimizle verdiğimiz kamusal mülkiyetin geri kazanılması anlamına geliyor. Davaların çoğunda, konu olan araştırmalar vergi mükelleflerince fonlanmış. Makalelerin yazımında, gözden geçirilmesinde ve yayına hazırlanmasında harcanan emek, ödemesini kamunun yaptığı üniversitelerdeki insanların emeği. Buna rağmen bu kamusal varlık ele geçiriliyor, paketleniyor ve bize akıl uçurtan fiyatlarla geri satılıyor. En çok para ödeyenler ise kamusal kütüphaneler. Vergi mükellefleri iki kere ödeme yapıyorlar: Önce araştırma için, sonra sponsor oldukları çalışmayı görmek için. Bu uygulamaya yasal gerekçeler uydurulabilir ama hiçbir etik açıklaması olamaz.

Alexandra Elbakyan ABD mahkemelerinin yetki alanının dışında saklanarak yaşıyor ve Sci-Hub'ı her engellendiğinde bir etki alanından diğerine taşıyor. Büyük yayıncılara karşı durmaya cüret eden tek insan o da değil ayrıca. Sektörün yalnızca kamusal erişim hakkını ihlaline değil, bilimsel araştırmaların gelişimini engelleyen yavaş, antikalaşmış ve gereksiz yere dolambaçlı yayın tarzına da karşı çıkan araştırmacılar tarafından kurulmuş olan Public Library of Science (Kamusal Bilim Kütüphanesi), mükemmel dergiler ortaya çıkarmak için illa ki ödeme duvarlarına ihtiyacımız olmadığını kanıtladı. Stevan Harnad, Björn Brembs, Peter Suber ve Michael Eisen gibi avukatlar ise kamuoyundaki hakim havayı değiştirmeyi başardılar. İnternete zekice yenilikler getirmiş olan Aaron Swartz, 5 milyon bilimsel makaleyi açık erişime sunmaya çalıştı. Bu özverisi nedeniyle bir ABD eyalet hapishanesinde onlarca yıl hapisle yüz yüze kalınca kendi canına kıydı.

Artık kütüphaneler büyük yayıncılara karşı çıkma konusunda daha özgüvenliler. Kullanıcıları ödeme duvarlarını aşacak yollara sahip olduğundan, bu şirketlerle sözleşmelerini yenilemeyi reddedebiliyorlar. Sistem sarsılmaya başladıkça, kamusal fon kuruluşları da onlarca yıl önce yapmaları gereken şey için nihayet cesaretlerini topladılar ve bilginin demokratikleşmesini talep ediyorlar.

Geçtiğimiz hafta Birleşik Krallık, Fransa, Hollanda ve İtalya'daki büyük araştırma kuruluşlarının da içinde olduğu Avrupa'daki fon kuruluşlarından oluşan bir konsorsiyum, "S Planı" adını verdiği bir yol haritası yayınladı. Bu plan, 2020 itibariyle, parasını vergilerimizle zaten ödediğimiz araştırmaların artık kilit altında tutulamayacağını belirtiyor. Bu fon kuruluşlarından para alan tüm araştırmacılar, çalışmalarını yalnızca açık erişimli dergilerde yayınlayabilecek.

Yayıncılar ise küplere binmiş durumda. Springer Nature, bu planın "tüm araştırma yayıncılığı sisteminin altını oyabileceğini" öne sürüyor. Evet, amaç da o zaten. Science dergisinin yayıncıları, bunun "bilim alanında iletişimi kesintiye uğratacağını, araştırmacılara faydasız olduğunu ve akademik özgürlüğe zarar vereceğini" iddia ediyor. Elsevier ise, farkında olmadan ticari ansiklopedilerin başına ne geldiğini hatırlatarak, "Bilginin bedava olması gerektiğini düşünüyorsanız Wikipedia'ya gidin," diyor.

S Planı mükemmel değil ama Maxwell'in rezil mirasının sonunu getirecek bir başlangıç olmalı. Bu arada biz de, ilkesel olarak, akademik makale okumak için tek kuruş bile harcamayalım. Etik olan tercih, Sci-Hub'da yayınlanan çalıntı materyali okumak.

 

Kaynak: www.theguardian.com

 

Çeviri: Serap Şen