İnsan kimliğini "suçlu“ ilan edip “aidiyetini" inkar etmeyeni cezalandırmak, insan dilininin kelimelerini, gırtlağının sesi, sedasını, melodileri yasaklamak ve bir halkın yurdunu hile ile çalınıp üstüne oturmak (gasp), sonra soyunu kurutma vuruşlarına geçmek ırkçı terör, Birleşmiş Milletlerce (BM) onaylı evrensel kararın maddesi diliyle soykırım, yani “insanlık suçu"dur.
Türk devletinin, yüz yıldan beri Kürtlere reva gördüğü muamele budur. Kürtleri kırarak yok etmekle meşguller. Yine de kana doymamışlıkla, dillerinin ucunda, Kürtler “terörist"tir.
1920’den, 1938’in sonuna kadar kesintisiz 18 sene süren zaman dili Kürt soykırım yıllarıydı. O dönemde, “Mustafa Kemal’in askerleri" en az 2016’da Cizre’de, Nusaybin, Şırnak, Sur, Silopi’de seyrelediğimiz Recep Erdoğan’ın ordusu kadar “mert" ve “Allaha bağlılıkla insani“ydi.
Mustafa Kemal’in askerleri de, “Allah" diye diye, yeni doğmuş bebeklere ateş ediyor, süngü ucunda göğe doğru fırlatıyor, ikinci bir atakta, havada süngü saplayarak eğleniyorlardı.
Devlet cere, talana çıkmış haydut, Cizre’de, Şırnak, Nusaybin, Sur’daki gibi genç kadın ve kızlar ile her türlü mal, kazanç birikimi "vaddedilmiş ganimet"ti.
1938’de Dersim’de, doğmamış bebekler, anne karnında süngüleniyor, çocuklar, anne ve babalar bir araya toplayıp dere yataklarında, namluları alev kusan mitralyözlerin karşısına diziliyordu. Taşların altına, kaya boşlukları ve mağaralara sığınanlar gazla zehirleniyor, Dersim dağları bu baştan, öbür başa yanıyordu.
Yalnız kaçıp saklanmayı başarabilenler kurtuldu. Hayvan naklinde kullanılan penceresiz vagonlara doldurulup uzaklara sürgün edilenler ve bir de, bir kısım ajan ile iz sürücüleri…
Soykırımcı teröristler çekildiklerinde, artık Dersim’in adı da yoktu. Dersim çalınmış, yerine Tunceli monte edilmişti. Dili yasaklanmıştı.
Kurtulabilenler, kin bağlamış acılarını yüreklerine gömerek ocakları yeniden yaktılar. Olanları, sonraki kuşaklara aktararak…
Son başkaldırı ateşi yakılırken, mitralyöz artıklarının torunları, “ne önde, ne de en arka, kavganın ortasında“ydı. Terör devleti, bir kere daha cinayet rüzgarlarıyla saldırıdaydı. Dersim yanıyordu.
1920-1938 soykırımında CHP devletti. Şeflerin şefi Atatürk başkomutan…
Gariptir gelinen günde de, bir Kemal var CHP’nin başında. Aile yakınları, aşireti Kemal Atatürk kırımında yok olmuş Kemal Kılıçdaroğlu…
Ama hangi hizmetin karşılığında ise bilinmez köy vergi tahsildarı olarak ödülendirilmiş birinin oğlu. Kılıçdaroğlu, Türk ırkçılığını sembolize eden kurt işareti yapa yapa ortalıkta dolaşıyor.
Tunceli Milletvekili Gürsel Erol da, ondan geri kalmamak için, soykırım kurbanlarının torunlarını “terörist" ilan eden gösteriler düzenliyor ve karşılığında Recep Erdoğan’dan aferin telefonları alıyor.
Bu bir ilktir. Erdoğan, hayatında ilk defa bir muhalefet partisinden birini sövgüyle değil, övgüyle anıyor. Bunun başka bir örneği yok.
Gürsel Erol yalnız kutlamayı değil, ödül olarak ihalelere ek olarak AKP’de mevkiler makamlar da hak ediyor. Yüz yıldan beri terör darbeleri altında olan bir halkın çocuklarını terörist ilan edecek, Kürt ana, babadan yeni bir yüze, sese ihtiyaç vardı. Gürsel Erol bu kareyi doldurma hırsıyla, Dersim’de ilk defa Kürtleri “terörist“ ilan eden bir gösteri düzenledi.
CHP Genel Başkan yardımcısı Levent Gök de bir milletvekili heyetinin başında gösteride yerini koşuyordu. Yolun Elazığ durağında ise şöyle diyordu:
“Öğretmen Necmettin Yılmaz kardeşimizin katledilmesi üzerine, CHP milletvekili olarak teröre karşı tek yumruk olmaya karar verdik. Necmettin Yılmaz kardeşimizin şahsında, polisimiz, askerimiz adına Türk bayrağı ile yüyeceğiz. Bu bir haykırıştır. Terörle bir yere varılamaz. Demokrasi içerisinde, her türlü sorunumuzu halledecek birikimimiz var.“
Levent, Rus Çarından kaçan bir göçmen aileden: Çerkez, eşi ise Kürt kızı…
Çerkezlerin de dili, kültürü yasaklıydı. Onlar da Kürtlerin mücadelesi sayesinde, biz varız demeye başladılar.
Bu, “vefa" gerektirmez, ama terör kurbanı bir halkı teröristlikle suçlamak, utanmazlıktır. Ar damarı çatlakların yüz hali, kendini inkar eden arsızların yeni kimliğidir:
Gök ve Erol gibilere bu yakışır…