KDP’nin Dr. Aydın isminde bir HPG gerillasını Türkiye’ye teslim ettiği geçtiğimiz günlerde Türk basını da dahil olmak üzere farklı birçok basın organına yansıdı. KDP bu konuda hala herhangi bir açıklama yapmış değil, ama zaten KDP Dr. Aydın’ın güçleri tarafından yakaladığını dahi hala inkar ediyor. Fakat sızan bilgiler Dr. Aydın’ın Dohuk’ta rehin tutulduğu, hatta Türk istihbaratı MİT’e bağlı elemanlar tarafından sorgulandığını gösteriyor. Son günlerde Türkiye’ye teslim edilip edilmediği de hala kesin bilinmiyor. Ama sorun bir kişinin Türkiye’ye teslim edilip edilmemesinin ötesinde, çok daha tehlikeli bir noktada. Dikkat edilirse KDP’nin bir PKK militanını yakalayıp Türk devletine teslim ettiği şeklinde bir olay 1999 yılından sonra ilk defa dile geliyor. Bu durum KDP-Türkiye ilişkileri kadar KDP-PKK gerginliğinde gelinen tehlikeli noktayı işaret ediyor.  

Aslında tehlike işaretleri yeni değil. Mayıs 2015’te de İran-KDP’sinin silahlı güçlerle Medya Savunma Alanlarına girmeye çalışması ve HPG güçlerinin tam ortasında askeri karargah kurmak istemesi bu tehlikenin pratik alana yansımasının ilk başlangıç noktası oldu. İ-KDP’nin bu provokatif tutumunun KDP’nin tahriki sonucunda geliştiği herkes tarafından o zaman da biliniyordu. KDP bu şekilde PKK ile İ-KDP arasında bir savaş başlatmayı ve PKK’yi ‘kardeş kavgası’ yürütmekle suçlayıp kitleleri PKK karşısında harekete geçirmeyi planlıyordu. Fakat bu plan tutmadı. PKK ile İ-KDP savaşmadı. 

İkinci provokasyon girişimi 3 Mart günü yaşandı. KDP’ye bağlı silahlı güçlerin Şengal’in Xanesor kazasında YBŞ mevzilerine saldırması Kürt siyasi hareketlerini yeni bir iç savaşın eşiğine getirdi. KDP’nin bu saldırısını Türk devleti de destekledi, hatta ‘siz yapmazsanız biz yaparız’ dedi. Kürt Özgürlük Hareketinin sağduyulu yaklaşımları sonucu bu provokasyon da büyümeden önlendi. 

Üçüncü provokasyon girişimi Türk devletinin 25 Nisan günü Şengal ve Rojava’nın Qereçox dağına yönelik saldırısıyla yaşandı. Saldırıda Türk devletiyle işbirliği yapan KDP’nin de 5 peşmergesi yaşamını yitirdi, ama saldırıya ilişkin KDP Türk devletini kınayan tek bir cümle dahi kurmadı. Hatta tam tersine PKK’yi saldırının sorumlusuymuş gibi göstermek için elinden geleni yaptı. Öyle ki, 5 peşmergesinin öldürülmesinin bir yanlışlık sonucu olduğunu Türk devletinden önce söyledi. Bu Türk devleti ile kurulan işbirliğinin açıkça itirafıydı zaten. Bu durumu Erdoğan da sonra açıkça itiraf etti.  

Tüm bu provokasyonlara şimdi de Dr. Aydın provokasyonu eklendi, ya da eklenmek üzere. Dikkat edilirse, Türk devleti ve KDP’nin tüm bu girişimlerdeki temel amacı, Kürt Özgürlük Hareketini KDP’ye ve Türk devletine karşı şiddetli bir savaşın içine çekmek. Kuzey Kürdistan’da HPG ile Türk ordusu arasında zaten bir sıcak savaş var, ama Türk devleti bu savaşı Güney Kürdistan’a ve Rojava’ya da taşırmak istiyor. Fakat böylesi bir savaşta en önemli müttefiki KDP’yi yanında görmek istiyor. Çünkü KDP olmadan Türk devletinin Güney Kürdistan’a, hatta Rojava’ya girmesine meşru bir zemin oluşturması mümkün değil. Türkiye böylesi bir hamlede KDP’nin hem Kürt kimliğinden hem de peşmerge gücünden yararlanmak istiyor.  

KDP işte bu noktada temkinli. Çünkü KDP’nin, DAİŞ savaşında sağladığı başarılarla Kürt halkının, hatta tüm insanlığın gönlünü fethetmiş Kürt Özgürlük Hareketine karşı Türk devletinin yanında bir savaşa girmesi kendisini Kürt halkı arasında siyasi olarak bitirmesine neden olacaktır. Bundan dolayı da KDP Kürt Özgürlük Hareketi ile yaşanacak bir savaşta savaşı başlatan taraf olmaktan ziyade, Kürt Özgürlük Hareketi’ni provokasyona getirip savaşı başlatan taraf durumuna düşürme arayışında. Bu şekilde de Kürt Özgürlük Hareketini hem askeri hem de siyasi olarak güçten düşürmek istiyor. 

KDP’nin böylesi bir arayışa girmesinin temel nedeni de son yıllarda değişin bölgesel dengeler içinde eski önemini yitirmeye başlamasından kaynaklanıyor. Arap Baharı adı altında Ortadoğu genelinde bir değişim dalgası esmeye başladığında KDP Türk devleti ve Sünni cephe ile hareket ederek, yanlış bir siyaset izledi ve bundan dolayı bölgede ve Kürtler arasındaki önemini ve rolünü yitirdi. Özellikle Kobanê savaşına kadar da uluslararası alanda Kürtler adına KDP neredeyse tek muhatap olarak kabul edilmesine rağmen Kobanê savaşından sonra bu durum değişti. Hem Rojava’da hem de Kuzey’de farklı muhataplar ortaya çıkmaya ve uluslararası alanda da kabul edilmeye başlandı. Bu durum tabi ki KDP’yi hem Kürtler arasında hem de uluslararası alanda zayıflattı ve rahatsız etti.  

KDP’nin son yıllardaki Kürt Özgürlük Hareketine düşmanlığı da bundan kaynaklanıyor. Bu durumu en azından eski haline çevirmek için de olsa Kürt Özgürlük Hareketi’ni bir provokasyon çekmeyi ve bu şekilde artan etkisini kırmayı ve dört parçada zayıflatmayı amaçlıyor. Şimdiye kadarki girişimlerinden sonuç alamayan KDP, bu sefer de Dr. Aydın provokasyonuyla Kürtler arası bir iç savaşın zeminini hazırlama çabasında.