Varlı, bunca zorlu yoldan sonra şimdi Türkiye’nin sayılı üniversitelerinden olan Bilkent’te Kürtçe öğretmenlik yapıyor.
Yeni eğitim öğretim yılının başlaması ile birlikte bir kez daha gündeme gelen anadilde eğitim talebi, geçmişte yaşanan dramları da gündeme getirdi. Yıllar boyunca, asimilasyonla, zor ve şiddete dayalı Kürt çocuklarını kendi dillerinden uzaklaştırıp, Türkçe’yi öğreten sistem, Kürtlerin anadil taleplerine günümüzde de aynı yöntemlerle cevap veriyor. Yüz yılların sorunu olan, anadilde eğitim talebi ve devletin buna verdiği cevaplar, dönemler boyunca birçok çelişki ve dramı da beraberinde getirdi. Bu çelişkileri en yoğun yaşayan isimlerden biri de, 35 yıldır çoğunlukla Türkçe öğretmenliği yapan Sadık Varlı’ya ait.
Zorla Türkçe öğretmeni yaptılar
1958 yılında Wan’ın Erdiş ilçesine bağlı Kerx köyünde dünyaya gelen Varlı, özellikle ilkokula hiç Türkçe bilmeden başlıyor. Eğitim hayatı boyunca, Kürtçe konuştuğu için fiziki şiddet dahil çeşitli zorluklar çekerek Gazi Üniversitesi’ni kazanıyor. Okuldan Almanca öğretmeni olarak mezun olmasına rağmen daha sonra mecburi olarak Türkçe öğretmenliği yaptırılıyor. Varlı, ironik bir şekilde de Türkçe öğretmeni olarak Bitlis’e atanarak, Kürt çocuklarına Türkçe öğretmekle görevlendiriliyor. Kendisinin yaşadığı zorlukları, bu kez kendisinin başka öğrencilere yaşatmasının yıllar yılı acısını, ızdırabını ve çelişkisini yaşayan Varlı, kendi anlatımına göre, “İlkokul yıllarında öğrencilerle kendi aralarında Kürtçe konuştuklarında yaşadıkları zorlukları ve kendilerine yapılan baskıları” hatırlıyor öğretmenlik hayatı boyunca.
‘Kürt çocuklarına Türkçe...’
Darbe yıllarında üniversiteyi Almanca öğretmenli olarak bitiren daha sonra Türkçe öğretmen olarak görevlendirilen Varlı, Kürt çocuklarına Türkçe öğretmeye başlarken, ilkokul yıllarındaki öğrenciliğinde yaşadıkları üzerinden hayatının en büyük çelişkisini de yaşamaya başlıyor. Özellikle köylerden gelen ve hiç Türkçe bilmeyen öğrencilerle karşılaştığında onlara Türkçe öğretmeye çalışmasını, “hayatının en zorlu” dönemi olarak tanımlayan Varlı, 1985 yılında Ankara’ya geri döndüğünde kendine Kürtçe hakkında sorular sormaya başladığını ve “Neden Kürtçe eğitim yok” sorularını sormaya başladığını anlatıyor. O dönemden sonra Kürt tarihi ve dili üzerinde araştırmalara yönelen Varlı, bir yandan geçimini sağlamak için öğretmenlik yapmaya başlarken öte yandan, Kürtçe üzerindeki yoğunlaşmalarını derinleştiriyor. Kürtçe deyim ve atasözleri toplamaya başlayan Varlı, otobüs duraklarında otobüs beklerken bile Kürtçe çalışmalarını sürdürüp, zamanının çoğunu Kürtçeye ayırdığını anlatıyor.
Dillerin zenginliğini araştırdı
Kendi bireysel çabaları sonucu Kürtçe okuma ve yazmayı öğrenen Varlı, gramer ve yazım hataları olsa da Kürtçe hikayeler yazarak, Kürtçeyi daha da ilerletmek istiyor. Kürtçe’yi daha iyi öğrenmek için İran’a giden ve Farsça’yı öğrenen Varlı, Kürtçeyi de daha iyi anlamaya başladığını ve diller arasındaki ilişkilere tanıklık ettiğini dile getiriyor.
Kürtçe çalışmalarını daha da derinleştiren ve Kürtçe öğretmenlik yapma seviyesine yükselen Varlı, önce KURD-DER’de gönüllü bir şekilde Kürtçe eğitimler vermeye, Kürtçe eğitim kitapları hazırlamaya başlıyor. Çalışmalarla birlikte yüzlerce gönüllü öğrenciye Kürtçe eğitimler veren Varlı, 4 yıl önce Bilkent Üniversitesi’nde seçmeli Kürtçe öğretmenliği yapmaya başladı. Aynı zamanda KURD DER’deki Kürtçe eğitmenliğini sürdüren Varlı, “Kurdîya Hesan, Gav be Gav Kurdî” kitaplarını yazarlığını yaparak, ders kitabı olarak okutulan “Hînker” isimli ders kitabının hazırlanmasında yer aldı. Varlı’nın 4 sayıdan oluşan çocuk kitap seti de İstanbul Kürt Enstitüsü tarafında yayına hazırlandı.
Asimilasyon insanlığı öldürür
Varlı’ya göre, asimilasyon bir katile benziyor ve binlerce, milyonlarca insanı öldürüyor. “Bir milletin dili o milletin her şeyidir. Dil kullanılmasa, yazılmasa, dil eğitim dili olmazsa zamanla yok olur” diyen Varlı, bir anısı da şöyle anlatıyor: “Bir gün okula gittiğinde Kürt bir öğrenci bana mecburi ve soğuk bir selam verdi. Öğrencinin davranışına anlam veremedim. Yanımda bir başka Türkçe öğretmeni vardı. O ayrılınca öğrenci of çekerek, benimle Kürtçe konuşmaya başladı. Bunun nedenini sorunca, kendisini Türkçe rahat ifade edemediğini söyledi. O zaman onu en iyi ben anladım. Çünkü bende Türkçeyi iyi bilmediğimden dolayı kendimi rahat ifade edemezdim. Asimilasyon herkese düşmandır, insanlığı öldürüyor. İnsanlığın ölmemesi için dilin öğretilmesi lazım, ilerletilmesi gerek.”
DİHA/ANKARA