Almanya Gündemi


Hayır kampanyasının startı verildi. Hayır cephesi güçlendikçe saldırılar da artmaya başladı. Figen Yüksekdağ’ın milletvekilliğinin düşürülmesi, İdris Baluken’in tekrar tutuklanması, Selahattin Demirtaş’a onanan hapis cezası, Kürdistan’a yapılan saldırılar... Listeyi uzatmak mümkün. Aslında yeni bir savaş konseptinden bahsetmiyoruz. 7 Haziran seçimlerinin ardından da aynı başarıya tahammülü olmayan Erdoğan saldırılarını artırmıştır. Erdoğan devraldığı savaş konseptini, değişen şartlara uyarlayarak sürdürüyor. 

Almanya’da da uyguladıkları antidemokratik (kendilerince demokrasi) yöntemlerini pratiğe geçirmek istiyorlar. Nitekim DİTİB nezdinde yaşanan casusluk skandalı, başta Kürtler olmak üzere, muhalif kesimlere yönelik istihbarat çalışmaları, Erdoğan’ın Almanya’ya uzanan antidemokratik söylemleri kamuoyunda büyük rahatsızlık yaratıyor.

Bildiğiniz üzere Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım ‘evet’ kampanyalarının startını Oberhausen’de verdi. Türkiye’de dillerini konuştukları için işkence edilen insanlara karşılık, Almanya’da Yıldırım vatandaşlarına, “Almandan daha iyi Almanca konuşup, Türkçeyi muhafaza edeceksiniz” diye seslendi. Binali Yıldırım’ın Oberhausen’a gelmesi ile beraber, kamuoyunda mitinglerin devamına yönelik tartışmalar, aynı zamanda endişeler de başladı. Alman kamuoyu AKP’nin yaptığı ve yapması olası mitinglerden rahatsız. Şimdiden Erdoğan’ın gelmesi halinde oluşacak atmosferin kaygısı yaşanıyor. Bu nedenle birçok şirket şimdiden mitingler için yer vermeyeceğini açıkladı. Kuzey Ren Vestfalya (NRW) Eyaleti de bu konuda endişesini bariz bir şekilde dile getiren resmi kanat. Çünkü büyük mitinglerin bir çoğu Almanya’nın en aktif eyaleti olması itibari ile bu eyalette gerçekleşiyor. Erdoğan da 2008 ve 2014’te Köln’deki Lanxess-Arena’da miting yapmıştı. 

NRW’nin SPD’li Uyum Bakanı Rainer Schmeltzer olası Erdoğan mitinglerinden dolayı endişeli olan politikacılar arasında. Schmelter yaptığı açıklamada yasal olarak mitinglerin engellenme şansı olmadığını ama diplomatik kanallardan bunun zorlanması gerektiğini ifade etti. ‘Diplomatik kanallar’ ifadesinin burada önemle altını çizmek gerekiyor. Hatırlarsanız Köln'de düzenlenen darbe karşıtı eylemde Erdoğan’ın telekonferans yoluyla kitleye seslenmesine güvenlik gerekçesi ile izin verilmemişti. Binali Yıldırım’ın da deklere ettiği üzere Mart-Nisan ayı referandum tarihleri arasında Erdoğan’ın Avrupa turuna hazırlandığı biliniyor. Şimdilik rahatsızlık duyduklarını belirten resmi açıklamayı yalnızca Schmeltzer yaptı. SPD’li NRW İçişleri Bakanı Ralf Jäger da miting konusunda endişelerini dile getirmiş, fakat yasal olarak engellemenin mümkün olmadığını belirtmişti. Federal Hükümet’ten ise bu yönlü bir açıklama henüz gelmedi. 

Oberhausen’daki miting de sözkonusu kaygılardan dolayı özel takibe alındı, çevirmenler tarafından Binali’nin konuşmaları resmi makamlar için çevrildi. Alman kamuoyu olası gerginliklerin kendi ülkelerine taşırılmasını istemiyor. Birçok politikacı da bu noktada benzer düşüncelerini dile getirdi/getirmeye de devam ediyor. Fakat olası bir miting talebinde Almanya’nın nasıl bir tavır takınacağı henüz açık bir şekilde ifade edilmiş değil. Merkel hala Erdoğan ile işbirliğinde devam mesajları veren eğilim içerinde. 

***

Geçtiğimiz hafta Die Welt Gazetesi muhabiri Deniz Yücel  gözaltına alınmıştı. Bütün tepkilere rağmen (Alman üst makamları tarafından Türk yetkililerine kaygılar iletildi) gözaltı süresi bir hafta daha uzatılan Yücel’in gözaltı gerekçesi Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın hacklenen emaillerini haber yapmak. 

Artık referandum sadece Türkiye ve Kürdistanlı halkların sorunu değil. Aynı zamanda Avrupalıların, aynı zamanda Almanların da sorunudur. Hayır kampanyasına destek vermek artık yetmeyecektir, bilakis artık bu kampanyanın özneleri olmalıdırlar. Seçim döneminden dolayı Merkel tarafından insan haklarına yönelik kaygılar dile getirilse de, işbirliği sınırlandırılmadıkça benzeri uygulamalar devam edecektir.