Sistem kokuyor ve çürümenin üstünü savaşla örtmeye çalışan iktidar, tüm kokuşmuşluğu ile Kürdü ezmenin ve Kürdün üzerinden tüm toplumu susturmanın en acımasız yöntemlerini deniyor. Kürtler direniyor ve eğer birlikte direnmeyi başaramazsak, faşizmin genişleyen ağzına düşecek tüm toplum. Faşizmin ağzı da, midesi de çok geniştir unutmayalım.

Her iktidara gelen, rüştünü Kürdün üstünde deniyor mutlaka. 

Kürdün kanı akıtılıyor, Kürde yakın ne varsa yok ediliyor. Yan yana duran, omuz veren, seslenen, dillendiren ne varsa, kim varsa, üzerine çöreklenip, paramparça ediyorlar. Evlerin içine kadar girip, infaz ediyorlar insanları. Sorgusuz, sualsiz katlediyorlar. Sistem bir bütün olarak, Kürt direnişini bastırmak ve ne pahasına olursa olsun yok etmenin uzlaşısıyla ortak bir tavır geliştiriyor. Bu tavra sistemli bir karşı koyuş ile cevap verilemezse, akıtacaklar hepimizin kanını. Hiç tereddüt etmeden çekecekler tetiği, alacaklar aramızdan yine en cesur olanlarımızı. Kapıları, pencereleri sıkı sıkı kapattıkça, kötülükleri daha da şirazeden çıkacak. Yaptıkları ve yapacakları katliamı, katliamları görünmez kırmanın yoludur çünkü korku. Sıkı sıkı kapatılan her aralık, bir katliamın, inkarın, imhanın ve soykırımın ayak sesidir. Sıkı sıkı kapatılan her aralık, kendinizi kendi ellerinizle karanlığa hapsettiğiniz yerdir. 

Direnenlerin değerini anlayamazsak, kaybettiklerimizin de değerini anlayamayacağız. Bizi biz yapan mücadele değerlerimiz, topluca alınacak ellerimizden ve bir meydana yığılarak yakılacak. En kötüsü yüzbinler, milyonlar çılgınca alkışlayarak kendilerinden geçecekler o ateşin etrafında. Mücadelenin, kültürün, edebiyatın, sanatın, müziğin yok edilip hayatın içinden çıkarılması ve onun yerini dolduran sığlığın, itaatin ve güce tapınmanın doğallaşması en büyük cehennemdir. Faşizmin en korkuncu, kitlelerin de bu lümpenliğin peşinden akması ve onunla benzeşmesidir. Hayatın her alanında, sistemli bir öz savunma bu yüzden bir ihtiyaçtır.

Kulağımıza, "boş ver, bulaşma" diyerek fısıldayanlar, çoktan o ateşin etrafında yerlerini almışlar. Seni, beni, bizi, hepimizi "boş ver, bulaşma" ortaklığına sürükleyenler, yarın o ateşin içine çırılçıplak bedenlerimizi çekip, yanan etimizin kokusu ile ciğerlerine dolduracaklar. Öyle çok uzak günler değil bunlar. "Olmaz, asla olmaz, buna izin vermezler" dediğimiz ne varsa yaşanmadı mı bu ülkede? Kürtlerin yok etmelerine alıştırıyorlar toplumu. Oralarda bir yerlerde bir şeyler oluyor havasında geçen günler, toplu yok etmenin ön kabulüne giden yolun köşe taşları sadece. 

Ne mi olacak? 

Kürtler, tarihlerinin en büyük direnişini örecekler. Biliyorlar, ölü bedenlerinin üzerinden geçecek tanklar, panzerler. Evleri, damları ne varsa başlarına yıkılacak. Hep yıkıldı çünkü. İnfaz edilecekler bir yerlerde, bir yerlerde elleri arkalarında, enselerine sıkılmış bir kurşunla bulunacaklar. Kültürleri küfür, dilleri aşağılanmak için kullanılacak. Bombalanmadık dağ, taş bırakılmayacak. Devletin kendisi yetmeyecek, "yerli" ve ithal edilmiş faşistleri yığacaklar Kürdün sokağına, mahallesine. 

Ne mi olacak? 

Direnecekler. Dün olduğu gibi, bugün olduğu gibi, yarın olacağı gibi ve hiç kimse "boş ver, bulaşma" diyebileceği bir rahatlığı olmayacak. Ne savaş sadece Kürt illerinin içinde kalacak, ne de ölüm… Hiçbir savaş kana doymadan yatışmaz çünkü.

Çözümsüzlüğü dayatan iktidar elbette ki çözümsüzlük alacak. Savaşı dayatanlar savaşı, ölümü dayatanlar ölümü. Kimse kendini kandırmasın. Barış uğruna ölenler, boğazlarına kadar dolan kanı isteseler de yutamazlar. Artık, yutmak istemediğiniz şeyin adıdır isyan ve bu isyan gördüğümüz hiçbir isyana benzemeyecektir. Az buçuk tarih bilinci olan bilir ki haklı olanı ezmek mümkün ama yenmek mümkün değildir. 

Ülkenin batısındaki sessizlik en az çıkan ses kadar örgütsüz ve buna güvenerek önce Kürdü yok eder sonra herkesi hizaya sokarım diyenler, hizadan çıkanların hiddeti ve kaosu ile karşı karşıya kalabilirler.