Haberlerden takip edebildiğim kadarı ile Serhat bölgesi bildiğin donuyormuş. Soğuk kapıdan sert girmiş… Niçe’nin „soğuk canavarların en soğuğu” diye nitelendirdiği devletin buz gibi yüzü yetmiyormuş gibi! Şimdi de doğal soğuk. Benim anlamadığım meteoroloji denen arkadaşın yaptığı uyarı! Yok neymiş efendim „Buz gibi soğuk geliyormuş! Yok neymiş efendim hava şartları çok kötü olacakmış. Dikkatli olunmuş”… Yok ya!! Dalga mı geçiyorsun efendi?

Ulan madem bu kadar düşünüyorsun bizi. 500 gününü aşan akıl-mantık ve diğer her şeyi de aşan tecridinize bahane olarak söylediğiniz „Hava muhalefeti” de neyin nesi? Biz zaten havanın ne yaman bir düşman olduğunu biliyoruz. Tabi ben „hava” dedim sen düşmanı „cıva” anla… Toriçelli abimiz o deney borularını kafanıza geçirip sizi derin sulara atsa bile içim rahat olmaz ya! Neyse neyse… Kısaca boş beleş uyarılar yapma. Her şeyiniz hava…
**
Başbakan Erdoğan, partisinin Kürt kökenli vekilleriyle bir araya geldi geçenlerde. Toplantıda, Uludere, dokunulmazlık ve ‘Zerdüşt’ söylemi öne çıkmış. ‘Roboskî değil, Uludere’ diyen Erdoğan ise söylem birliği uyarısında bulunmuş. Geçenlerde bir kitaba başladım „Rezilliğin Evrensel Kökleri” diye. Böyle bir kitap olmayabilir de, mesele o değil! Rezil kökenli insanlar hakkında müthiş tespitler vardı. Örneğin demiş ki „Solo değil, orkestrayız” diyen başbakan şunu da demek istiyor:
Ben ancak izin verirsem bir şeyi çalabilirsin. Ben elimi kaldırabilir ve sana komut verirsem var olabilirsin. Yani sözde çok renkliyiz demeye çalışırken aslında itirafta bulunmuş. Kürt vekilleri de bunu bir güzel yemiş. Masalımız burada bitmiyor tabi. Daha kurt gelecek, onları yiyecek falan fistan. Yani özet geçmem gerekirse: Daha fazla rezil olamayacaksınız Kürt kökenli arkadaşlar. Gerçekten de „inkarcı” olup çıktınız. Bunu inkar et deyince hemen ediyorsunuz. O zaman mini bir sır verebilirim, lütfen not edin: „inkârın inkârı, hakkın teyididir”…
**
The Best of Kört kökenli yarışması yapılsa birinciliği kimseye kaptırmayacak olan AKP Parti Sözcüsü Hüseyin Çelik, „Demokratikleşmeye devam, Kürt vatandaşlarımızın haklı, makbul, masum, mantıklı taleplerini yerine getirdik, getiriyoruz, getireceğiz” diyor… Burada asıl dikkatinizi çekmek istediğim nokta „…Kürt vatandaşlarımızın” dediği yer... Way way! Hele Hüso abêye bakın! Kendisi Kürtlükten üst düzey Turancılığa ışınlanmışta artık Kürtlere tır elodan bakıyor. La madem Kürt vatandaşların var, sen nesin mal xerab? Hani derler ya „Nokê bêxwê dixwe, fisê şor dike”… Hüsücanın da meselesi tam olarak budur… Ötesi de kurtarmaz!
**
Erdoğan, 2012 yılı içinde 22 ülkeye 24 ziyaret gerçekleştirmiş. Yurt dışı temasları için tam 165 bin 120 kilometre yol gitmiş. Bu ülkelerin yüzde 90.7’si kendince egemenlik ve üstünlük kurup akıl vermeye çalıştığı Arap ülkeleri. Diğerleri de ABD ile güç gösterisi yani „tutmayın küçük enişteyi” hatırı için gittiği ülkeler. (Gereksiz bilgi)
**
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, „Ben bir BDP’li kadın milletvekiline çok kızıyordum, çok beddua ediyordum. Halen milletvekili bu insan ama onunla ilgili bir hatırayı dinledim, şimdi artık kızmıyorum. Çünkü 17 yaşındaki bir genç kızken Diyarbakır Cezaevi’nde o kadar ahlaksızca işkenceye maruz kalmış ki o kadar kendisini zorlamışlar ki ben de aklıma gelse dağa çıkardım“ dedi.
Öncelikle otur yerine sıfır! Artık bu saçma sapan duygusal dürtülerin nevrotik eşiği aşıp tırro vırro semptomlara dönüştü. Katlanamıyorum. Bir koru tüneline dönüştün Arınç! Fakat Allah var, hakkını vermek lazım. Akıllı adamsın. İnsan ilk okuduğunda „iyi insan” imajı aşılıyor sözlerin. Fakat 1950 yapımı „Los Olvidados” filminin giriş kısmında da dediği gibi: „Bu film gerçek hayatı göstermektedir. İçinde iyimserlik yoktur.” Sen içinde ki iyimserliği pazarlayan bir bedduacısın. Değil dağa bir ağaca çıkamazsın! Alttan alttan „dağı” önemsizleştirme ve altına imza attığın kararların „ceza” kodu olarak bellediğin yere insanları ne diye gönderirsin? Oraya gitmeye karar verirsin? Hadi canım, hadi…