Geçmiş zamanda memur, her zaman köye gelmezdi; memura gitmeye de her zaman mecal kalmazdı. Köylerin adetlerindendi. Adet devam etti, ölen ablasının adını aldı, "Nazegül" oldu.
Ancak Bahar Boyraz, tüm yaşamı boyunca kalıplara sığamadı, kendi hayatının sahibi olarak yaşadı.
Tanıyanlar onun için "Devrimcilerin Bahar Annesi" dedi; ancak o bunun çok daha ötesinde, devrimi kendi hayatında yapmış bir kadındı.
Kobanê yolculuğu da hem kendisi hem de Rojava'nın "olmakta olan devrimine bir tuğla koyma" çabasıydı. Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu'nun "Birlikte savunduk, birlikte inşa edeceğiz" çağrısına "Yaşım 50'yi geçmiş, bende iş bitmiş" demedi, "Ben de bir şeyler yapabilirim" diyerek yanıt verdi. Gençlerle birlikte 19 Temmuz'da İstanbul'dan yola çıktı; ancak devrimin topraklarına ayak basamadan 32 devrimci ile birlikte 20 Temmuz'da Suruç'ta katledildi.
Yola çıkmadan önce torunu Rüzgar'ın oynamadığı oyuncakları paketledi. Komşularından kıyafetler topladı, hepsini tek tek yıkadı, ütüledi. Birlikte yolculuk edeceği gençlerin yanında yiyecek yoktur diye katmerler yaptı, meyveler paketledi.
Eşi Bayram ile kızları Yasemin, Sultan ve Alev'e, "Kobanê'ye gideceğim" dediğinde kimse "Gitme" demedi. Savaş bölgesiydi, gidip de dönmemek vardı ama akıllarından geçirseler bile "Gitme" diyemediler. Çünkü, gidecek Bahar yerinde durmazdı. Durmadı da! Gitti!
Şimdi geride kalanlar, Baharsız, eksik, yarım. Hem de çok! Evde hala onun hazırlayıp kuruttuğu biberler sofraya konuyor. Her adımda onun sesi, kahkahası yankılanıyor. Mutfakta yemekler onun yaptığı gibi pişiriliyor. Temizlik onun istediği gibi yapılıyor. Ancak geride kalanlar, ne pişman ne de kırgın. Çünkü Bahar, kendi hayatının sahibi olarak gitme kararı aldı ve de gitti.
Ne yapacaktı Kobanê'de?
"Kalır, gençlere ekmek pişiririm" diyordu. Elinden çıkan yöresel yemekleri, Maltepe'de yemeyen kalmamıştı ya, sıra Kobanê'deydi.
Dönmemek aklında var mıydı? Bilen yok. Ama "Gelemezsem..." diye de cümleler kurdu. Çünkü nereye gittiğini biliyordu, televizyon ekranlarında gördüğü yıkım, ölüm ve yoksulluğun ekranda kalmadığının, çocukların, kadınların gerçeği olduğunun çok iyi farkındaydı.
Ayrılmak zor gelse de, gülerek çıktı yola. Gülmeyi ve hayattan keyif almayı seven bir kadındı. Evdekilerin, çevresindekilerin yaşama sevinciydi.
Kızı Yasemin'in deyimiyle "Anadolu hümanizmasını benimsemişti". Yani, insanların dini, dili, ırkı onun için bir şey ifade etmiyordu. CHP'nin aktif üyelerindendi ama evinin kapısı tüm devrimci ve yurtseverlere açıktı. Sofrasındaki ekmeği herkesle paylaşmaya hazırdı. Hiç tanımadığı, evinin önünden geçen insanlarla bile...
Bu anılardan biri eşi Bayram Boyraz anlatıyor: "Bir gün beni aradı, 'Bayram gelirken iki ekmek daha al' dedi. 'Hayırdır Bahar' deyince, 'Gelince anlatırım' yanıtını verdi. Eve gidince öğrendim ki, iki işçi yolda yürürken ceplerindeki para ile köfte yiyip yiyemeyeceklerini hesap ederken görüyor. Onları eve yemeğe davet ediyor. İki işçi önce çekiniyor ancak sonra geliyor. Bunun gibi birçok insanı sofrasına konuk etti, ekmeğini paylaştı."
Mahallenin devrimci gençlerini afiş yaparken mi gördü, çayı ocağa koyar, sofrayı kurar, ardından gençlere haber verirdi: "Gelin, sabahtan beri açsınızdır, yemek yiyin, çay için."
Paylaşımcılığının yanı sıra eylemci, militan bir kadındı da. Sivas'taki 2 Temmuz mitinglerinden Abdal Musa Şenlikleri'ne, devrimcilerin anmalarından çetelere karşı yapılan eylemlere kadar her yerde vardı.
Öyle ki, Gezi Direnişi sırasında annelerin gerçekleştirdiği "el ele tutuşarak parkı korumaya alma" eylemine katılamadığı için kızı Yasemin'e, "Aşk olsun kızım, niye haber vermiyorsun" diye sitem edendi.
Hayatının her anını büyük bir emekle var etti. 53 yaşına geldiğinde, "Bir gün lazım olur" diyerek önce okuma yazmasını geliştirdi, ardından ehliyetini aldı.
Yöre derneğinin de aktivistlerindendi. Derneği kahvehaneye çeviren miskin erkeklerle yıldızları hiç barışmazdı. Bir gün derneği bastı. "Kadıköy'de kadına yönelik şiddete karşı eylem var. Siz neden burada otuyorsunuz? Bir de Aleviyim, solcuyum diyorsunuz" dedi. Dernekte kim var kim yoksa toplayıp eyleme götürdü.
Kendini severdi. Aynaya baktığında kendini güzel görmek isterdi. Oğlunu ziyaret için cezaevine gittiği günlerde, makyajsız evden çıkmazdı. Hem oğlu kendini bakımsız ve kötü halde görürse üzülmesin isterdi hem de devletin karşısında hayattan bezmiş bir halde görünmek istemezdi.
Hayali vardı, Suruç'tan döndükten sonra Sivas'ın Yıldızeli ilçesinin Doğanlı Köyü'ne ev yapacaktı. Eylül ayında gideceklerdi.
Olmadı.
Kobanê'nin inşasına katılmak üzere çıktıkları yolda katledilen diğer 32 insan gibi, insanlığın en büyük düşünün, özgürlüğün peşine düştü.
Geriye aynı düşü takip etmekten vazgeçmeyen kızları ve eşi ile gülerek anlatılan anıları kaldı.