
Gündem, AKP/Saray rejiminin Suriye ve Rojava topraklarını işgal operasyonu. Üzerine herkes yazıp çiziyor. ABD, şunu dedi, Rusya bunu yaptı. İran neden geç tepki verdi? Suriye ne yapacak? Kürtler Fırat’ın doğusuna çekilecek mi? Rakka’ya girecek mi? vs. vs. Konuşmak, tartışmak, bir yol bulmak elbette önemli. Ancak birkaç gündür bu tartışmalardan kendi adıma çıkardığım iki önemli sonuç var. Birincisi şu: “Yüksek siyasetin yüksek kavramları”nın insanların günlük hayatlarındaki karşılığı üzerine düşünmek gerektiği. İkincisi ise: “Rojava nasıl kurtulur?” sorusunu üzerine düşünmek.
2014 yılının Ağustos ayında -IŞİD, Şengal’e yeni saldırmıştı- YPG Genel Sözcüsü Redur Xelil’e, “Bu savaş ne kadar sürecek?” diye sorduğumda “Çok uzun” diye kısa ve net bir yanıt vermişti. Öyle de oldu. Araya uzun bir Kobanê savunması girdi. Öncesinde de çok uzaktan izlediğimiz Serêkanîyê savunması vardı. El Nusra gitti, IŞİD geldi, şimdi de yeni cihatçı ve savaşçı güçler sahaya, Rojava’nın üzerine sürüldü. Ki IŞİD tehdidi hala bitmiş değil. Bu savaşın bu kadar uzun sürmesinin sebebini askeri taktik vs. ile açıklayacak değilim. Çok da bildiğim bir alan değil. Benim farklı zamanlarda iki ay boyunca kaldığım Rojava’da gördüğüm başka bir noktayı hatırlatmak istiyorum: İnşa edilmeye çalışılan yeni toplumsal sistem. Kobanê şehidi Paramaz Kızılbaş’ın bizlere bıraktığı gibi “hayalgücünün iktidarı.” Bu sistem, savaşların, çatışmaların ve bunlar üzerine söylenen sözlerin arasında kaybolup gidiyor.
Rojava, dağlardan kentlere yarım asra yaklaşacak sürede devam eden bir mücadele sırasında kurulan düşlerin iktidarı. Bu hayalgücünün Rojava’da inşa etmeye çalıştığı toplumsal sistemin etkisinin, sonuçlarının, bu çatışmanın güncel politikadaki nedenlerinden daha önemli olduğu düşüncesindeyim. Çünkü devrim, insan ile doğa, kadın ile erkek, devlet ile toplum ve halklar arasındaki eski ilişkileri yıkarak, yerine eşitlikçi ve özgürlükçü bir ilişki sistemini inşa etmek istiyor. Meselenin düğüm noktası da burası. Ulusal ve mezhep çatışmalarının esas olduğu bir coğrafyada bu yeni yaşam inşası, tüm çatışma zeminini ortadan kaldıracak.
Efrin’den başlayarak doğuda Derik’in son sınırına kadar uzanan coğrafyada ezici çoğunluk Kürt halkında. Ancak Rojava, sadece Kürtler’in değil, Araplar, Süryaniler, Ermeniler, Türkmenler, Çeçenler’in -Serêkanîyê’de varlar, gördüm, konuştum-, yani o topraklar üzerinde yaşayan tüm halklara ait. Bu sadece toplumsal sözleşmede böyle yazdığı için değil, güncel politikada ve günlük hayatta karşılık bulduğu için de böyle.
Elbette, ulus devletlerin halklar arasında yarattığı düşmanlıkları silmek, ortadan kaldırmak kolay değil. Elbette, devlet karşısında kul olarak kendisini görmüş ve devletin verdiği yetinmiş toplumlara, “devletin gereksizliğini, devletsiz yaşanabileceğini, kendi hayatını kendisinin yönetebileceğini anlatmak” kolay değil. Ancak Rojava bu zorlukların, tarihsel yargıların, önyargıların ortadan kaldırılmasını sağlayacak adımlar attı, örgütler inşa etti.
Ortadoğu’nun o tarumar edilmiş toprağına bir tohum atıldı ve tohum boy verdi. Umut da büyüdü. Ancak o umut kadar tehlikeler de artıyor.
İşte AKP/Saray rejiminin yeni macerası ortada. “Başımıza ne geldiyse Suriye politikasından geldi” diyenler belli ki hala yanlışlarından ders çıkartmış değiller. Nasıl bir özgüvenle konuşuyorlar; şöyle yaparız, böyle yaparız diye. Yapmaya girişebilirler de elbette.
Çünkü Rojava’nın varlığı, Türkiye halklarının geleceğini yakından ilgilendirdiği kadar AKP/Saray rejiminin kaderini de yakından ilgilendiriyor. Suriye’de statüsü tanınmış Kürtlerin, Türkiye/Kuzey’de, statüsüz kalması hayatın ve politikanın akışına ters. AKP/Saray rejiminin tüm hareket noktası bu.
Peki, Rojava nasıl kurtulur?
Buradan, Rojava’da insanın en erdemli hali, yaşatmak için can verenlere akıl verecek değilim. Sözüm; bize, kendimize, henüz hayatı savaş cephesine dönmeyenlere. Rojava, koca bir okyanusta küçücük bir ada. Çıkış yolu; o adacıkları artırmaktan geçiyor.
Bunun güncel siyasal politikadaki karşılığı ise, AKP/Saray rejimini, kendi Kürtleri ile yeniden masaya oturtmak. Çünkü, kendi Kürtleri ile gerçekten barışa adım atan Türk devletinin, Rojava ile de dost olmaktan başka yolu olmayacaktır. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından OHAL ile uygulanan politikalara bakıldığında barış yolu zor görünüyor. Bunun farkındayım. Ancak, Rojava ve Türkiye halklarının, tarihin bu anında bu zoru başarmaktan başka şansı yok gibi.