Cinayetler ilişkilerin doğal bir sonucu gibi yansıtılıyor
Medyada kadın cinayeti haberlerinin öldürülen kadınları suçlayan, katil erkekleri mazur gösteren ve cinayeti normalleştiren bir dille sunulduğunu belirten Toksöz, kadın katliamının sebebinin medya olmadığını, ancak bu tip “3. sayfa” haberlerinin yıllardır toplumun zihnine nakşeden belli bir algının mevcut olduğunu kaydetti. Cinayetleri, kadın-erkek ilişkilerinin üzücü ama doğal bir parçasıymış gibi kabul ettirildiğini ileri süren Toksöz, kadınlar ve erkeklerin de kuşkusuz kendi ilişkilerine dair birtakım çıkarımlarını bu algının üzerine inşa ettiğini ifade etti.
Meselenin sadece medyada yansıtılan kadın cinayetleri olmadığını, birbirini besleyen farklı politik eğilimlerin söz konusu olduğu dile getiren Toksöz, “Kadın bedeni ve kimliği üzerinden edilen küfürler, kadınları aşağılamakla kalmıyor, ‘öteki’ olarak kurgulanan herhangi bir grubu, (Kürtler, Ermeniler, karşı takımın taraftarları...) aşağılamanın yolunun da onu ‘kadınsılaştırmak’ olduğuna dair bir çerçeve çiziyor” dedi. Toksöz, cinsiyetçilik, ırkçılık, homofobi ve nefret söylemlerinin birbirlerine karıştığını ileri sürerek, bu dilin medyada büyük bir rahatlıkla, hatta “mizah” adı altında kullanılarak meşrulaştırıldığına dikkat çekti. Toksöz, bu sebeple medyanın, kadınlar üzerinden bütün dışlanmış grupların aşağılanmasına ve nefret söyleminin doğallaştırılmasına vesile olmayı sürdürdüğünü sözlerine ekledi.
İki eğilim de kadın bedeni üzerinden çıkar sağlıyor
Kadın üzerinde yürütülen politikalara da değinen Toksöz, “AKP, Türkiye’de neoliberal ekonomi mantığıyla yeni-muhafazakar bir toplumsal tahayyülün eklemlenişini temsil ediyor. Birbirine zıt görünseler de bu eğilimlerin her ikisi de kadınların emekleri ve bedenleri üzerinden çıkar sağlıyor ve aile bunların kesiştiği odak olarak ortaya çıkıyor” şeklinde konuştu. “Toplumdaki yerlerinin öncelikle ailesi” üzerinden belirlenen kadınların, iş gücüne erkeklerle eşit zeminde katılmadığını vurgulayan Toksöz, kadının, yeni “muhafazakar aile” söylemi üzerinden, hem ücretli hem ücretsiz emek yoluyla bu neoliberal çarkın içine kıstırıldığını ileri sürerek, kadınların bedeni ve kimliği üzerinde kontrol sağlanmaya çalışıldığına dikkat çekti.
Kadına yönelik bu politikaların sadece Türkiye’de uygulanmadığına işaret eden Toksöz, AKP’nin kadın politikalarını sadece Ortadoğu’ya değil, tüm dünyaya model olabilecek bir maharetle yaptığını kaydederek, politikaların içinde Erdoğan’ın otoriteryanizminin de payı olduğunun altını çizdi. Toksöz, “Dini söylemlerin kullanılışı, savaşın kışkırttığı milliyetçi ve militarist anlayış da buna katkı sunuyor. Özetle; AKP’nin politikalarında kadınların aileye ve eve hapsedilişi, çok temel bir yere oturuyor” ifadelerini kullandı.
Kadının cinselliği ve kamusal varlığıdır ayıpsanan
Gündemdeki hamilelik tartışmalarını da değerlendiren Toksöz, “Hamileliğin ayıpsanması”nın yanlış bir tespit olduğunu ifade ederek, ayıpsananın hamilelikten ziyade kadın cinselliği ve kamusal varlığı olduğunu vurguladı. Toksöz, “Devletin ve yargının tecavüz karşısındaki tepkisizliğinin, bize zaten aslolanın kadının cinsellikten kopartılması, ‘korunması’ değil, kendi cinselliği üzerinde kontrol sahibi olmaktan alıkonulması olduğunu nicedir gösteriyor” şeklinde konuştu. Geçen yıldan beri tekrar tekrar gündeme gelen kürtaj tartışması ve hamileliğin fişlenmesi de bununla bağlantılı olduğunun altını çizen Toksöz, “Mesele elbette doğmamış bebelerin öldürülmesi değil, kadınların hamilelikleri ve dolayısıyla cinsellikleri üzerinde hak, söz, ve kontrol sahibi olmalarının engellenmesidir” dedi.
EYLEM DAŞ/JINHA/İSTANBUL